Son iki, üç gündür döviz piyasalarında olağanüstü gelişmeler yaşanıyor.

Salı günü finansal tarihimize muhtemelen kara Salı (23.11.21) olarak geçecek.

Dolar ve avro kurlarının nasıl seyredeceği belirsiz, bu kurların fiyatlar genel seviyesine nasıl yansıyacağı ise biraz daha az belirsiz.

Kara Salı’nın tetikçisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ekonomide kurtuluş savaşı” ilanı olduğu iddia ediliyor.

“Ekonomide kurtuluş savaşı”, üstelik yirmi sene süren bir tek başına iktidar sürecinden sonra nasıl bir saçmalıktır?

Kurtuluş savaşını kim kime karşı nasıl verecektir? 

Bu savaş hangi ilginç ve karanlık ittifaklarla verilecektir?

Merkez Bankasının BAE ile (Birleşik Arap Emirlikleri) tutarı belirsiz olmakla birlikte bir swap anlaşması imzalayacağı söyleniyor.

Swap anlaşması lafı insanların aklını karıştırmasın, bu anlaşma Merkez Bankasının BAE’den borç alması demektir.

Kurtuluş savaşının finansmanı için bel bağladığımız BAE 15 Temmuz 2016 tarihinde “Darbe girişiminin arkasında ve finansmanında bu ülke var” dedikleri ülke değil mi?

15 Temmuz darbe girişimcisi bir ülke ile (bu ifade benim değil, Erdoğan ve çevresinin ifadesi) şimdi kol kola kurtuluş savaşı mı vereceğiz?

Yoksa “yerli ve milli” olmak böyle bir şey mi?

Erdoğan’ın durup dururken hafta başında bir ekonomik savaş ilanı söylemine atlaması ne anlama geliyor?

Muhtemelen çaresizlik.

Bu süreçte benim en çok ilgimi çeken konu devletin yaklaşık her kesiminden ve bu parti-devletin uzantısı besleme basından “aman spekülatif haberlere dikkat” çıkışları.

Büyük iktisatçı Erdoğan’ın krize yönelik yorumu şöyle: “Doğrudur, kurlarda, enflasyonda, faizlerde, genel olarak para piyasalarında bir sıkıntı var ama reel ekonomi (üretim) taş gibi”.

Peki durum Erdoğan’ın dediği gibi ise TMO (Toprak Mahsulleri Ofisi) neden “Tahıl piyasalarında (özellikle buğday) duruma tamamen hakimiz, endişe edecek bir şey yok, TMO üzerine düşen her şeyi olağanüstü bir çabuklukla yerine getiriyor, piyasalardaki spekülatif hareketlere ve haberlere yüz vermeyin” mealinde bir açıklama yapıyor?

Demek ki buğday piyasalarında (ekmek) can sıkıcı bir şeyler yaşanıyor ki TMO böyle bir açıklama yapıyor.

Kim ki bu durumlarda “Duruma tamamen hakimiz” diyorsa, bilin ki Titanic’in kaptanının yolculara yaptığı son konuşma gibi bir yerdeyiz.

Kim ki, “Yıkılmadık, ayaktayız” diyorsa, yine bilin ki, bu ses artık yere yakın bir noktadan çıkıyordur.

Yoksa, devlet görevlileri neden “Yıkılmadık, ayaktayız” gibi açıklamalar yapmak durumunda olsunlar ya da kalsınlar?

Durumun en açıklayıcı özeti şudur: “spekülatif haberlere itibar etmeyin”.

Tıkır tıkır işleyen bir devlette ve piyasalarda asla bu tür uyarılar vermek zorunda kalmazsınız.

Varsayalım ki, birileri spekülatif haberler uçuruyorlar piyasalarda.

Devletin görevi, temel görevi spekülatif denen haberlerle mücadele değil, spekülatif değerde haberlere kimsenin itibar etmeyeceği bir sistem oluşturmaktır.

Yirmi senede bu ortam oluşturulamamış ise ortada büyük, çok büyük bir başarısızlık var demektir.

Hadi gidin bakalım, gelişmiş bir batı liberal demokrasisinde spekülatif haber üretin, bu spekülatif haberlerin piyasalara etkisi nedir, ne kadardır bir bakın.

TMO’nun “spekülatif haberlere itibar etmeyin” açıklamasına bayıldım doğrusu.

Hadi, gidin, ABD’de buğday piyasaları hakkında spekülatif bir haber üretin bakalım, etkisi ne olacak?

Size deli gözüyle bakarlar.

Üç yüz milyonu çok aşmış nüfusuyla ve toplam nüfusunun yüzde ikisinin de altına düşen tarımsal bölümüyle ABD kendi toplumuna buğday üretiyor ve büyük ölçüde de buğday ihracatı yapıyor.

Bizim TMO yöneticileri spekülatif haberlerle mücadele etmeyi bıraksınlar da son beş senenin buğday üretim, tüketim, ihracat ve ithalat büyüklüklerini, yerli ve milli buğday fiyatları ile Amsterdam girişi Kanada buğdayının fiyatını tek tek tüm detaylarıyla açıklasınlar.

Ama TMO’nun hakkını da yemeyelim, çünkü daha da gırgırı var.

“Spekülatif haberlere itibar etmeyin” açıklamalarının en gırgırı Merkez Bankası yönetiminden geldi.

Açın, Merkez Bankasının web sayfasını, en tepede “Merkez Bankasının temel görevi fiyat istikrarıdır” yazıyor, Türkiye’de enflasyon TÜİK oranı ile yüzde yirmi, kur artışlarının fiyatlar genel seviyesine geçişliliği çok iyi biliniyor ama Merkez Bankası hala “Bizim bir kur hedefimiz yok (iyi ki) spekülatif haberlere yüz vermeyin” diye açıklama yapabiliyor.

Aslında enflasyon oranından bahsederken “TÜİK oranı ile” diye bir şerh düşme mecburiyetinde hissetmem bile kendimi devletin çöküşünün bir karinesi. 

Bütün piyasaları rahatlatacak, faizleri ve kurları aynı anda düşürecek, yatırımları, doğrudan yabancı sermaye girişlerini patlatacak bir spekülatif haber denemesi de benden: “AKP tüm cahil, beceriksiz kadroları ile beraber en kısa sürede yolcu, hukuk suçu işlemiş olanlar da yargı önünde”.