Böyle bir şeyi asla kimseye hatta bizim ekonomi yönetimine bile kondurmam ama döviz ve siyaset piyasalarında atılan adımlara baktığınızda sanki birileri dövizin patlamasını, başını alıp gitmesini ister gibi davrandığını fark ediyorsunuz.

Ekonomide alınan önlemler, siyasette atılan adımlar (mesela sosyal medya kanunu) sanki döviz spekülasyonu yapan birilerinin ekonomiyi ve siyaseti yönettiği izlenimini veriyor.

Bu olamayacağına göre demek ki inanılmaz vahim hatalar arka arkaya yapılıyor.

Tekraren söylüyorum, ben ve başkaları yazmaktan bıktık, onlar anlamamakta ısrarlılar (yapısal bir sorun mu var acaba?), batı standartlarında bir hukuk devleti olunmaksızın ekonomik istikrar ve sürdürülebilir büyüme mümkün değil çünkü kaynak sorunu olan ülkeler (Türkiye, düşük tasarruf arzı, büyümeyi izleyen yapısal cari açık) gerekli dış tasarrufu ancak hukuk devleti ile çekebiliyorlar ya da Katar gibi ülkelere topraklarını pazarlıyorlar.

Hangisi ülke çıkarı için daha iyi (AKP yönetiminin çıkarını sormuyorum), takdirlerinize sunuyorum.

Mesele sadece yanlış yapmakla da sınırlı değil.

Cumhurbaşkanı ve AKP Başkanı Erdoğan daha dün (Pazartesi) faizleri daha da aşağı çekeceklerini deklare ediyor.

Bugün de (Salı) Merkez Bankası piyasa yapıcısı bankalara tanınan likidite imkânlarının sıfırlandığını açıklıyorlar.

Şimdi bu manzaranın neresini bir iktisatçı olarak eleştirelim?

Merkez Bankasının yasasında belirtilen bağımsızlığının (faizler) kendine Cumhurbaşkanı diyen birisi tarafından bu kadar aleni bir biçimde çiğnenmesini mi?

Devletin en tepesinin, Merkez Bankasının yetkilerini de kullanmak istiyor, yetkisini kullanmak için yanıp tutuştuğu Merkez Bankası ile çelişmesini mi?

Faizleri aşağı çekmek istemek (RTE) ile Merkez Bankasının likidite imkânlarını sıfırlaması çelişmiyor mu?

Bir adım daha ileri gidelim.

Gerçek işsizliğin olağanüstü düzeylere çıktığı Türkiye’de likidite imkânlarının sıfırlanmasının istihdama etkileri ne olacak?

Böyle bir akıl karışıklığı, karmaşıklık içinde gerçekten insan ne yazacağını, nasıl eleştireceğini bile şaşırıyor.

Bir pozisyonu eleştirmek için o pozisyonun da en azından kendi içinde tutarlı olması gerekir, değil mi? 

Damat Bey kabinenin bir üyesi ve önemli bir üyesi (Hazine ve Maliye kendisine bağlı).

Yine dün (Pazartesi) yaptığı bir açıklamada “Bir üst lige çıkabilmek için kararlı adımlarla yolumuza devam ediyoruz” diyor.

Ancak, daha bir ay bile olmadı, TBMM’den sosyal medya sınırlamaları ile ilgili yasa çıkarıldı.

Sosyal medya sınırlandırılarak mı bir üst lige çıkacağız, gerçekten ilginç bir durum.

Hukuk devleti ayaklar altına alınıp patır patır çiğnenerek mi bir üst lige çıkılacak.

Dikkat buyurursanız, artık “hukuk devleti ilkeleri aşındırılarak” falan da demiyorum, çünkü gelinen aşama artık “aşındırılma” aşamasını çoktan geride bıraktı, patır patır çiğneniyor.

Dünyada yapısal cari fazlası olmayan (mesela Türkiye) bir ülkenin hukuk devleti ilkelerini ayaklar altına alarak bir üst sınıfa yükselmesi görülmüş şey midir?

Her şey, her kavram birbirine girmiş durumda.

Bu koşullarda ortaya çıkması beklenen olağan gelişme kaostur.

Hem ekonomide, hem de siyasette.

Tutarsızlık büyük doğal kaynakların yoksa sürdürülemez.

Bugünkü yönetim mantalitesi ile bazı kurumların ayakta kalması mümkün değil.

Üniversiteler yıkıldı.

Bağımsız merkez bankacılığı kalmadı.

Yargının durumu içler acısı.

Basın temel ilkelerine saygılı basın da kalmadı.

Ayakta kalmış gibi gözüken tek tük yayın organı da bugünkü yönetim mantalitesi ile çeliştikleri ölçüde ortadan kaldırılacaklar.

Yasama erki zaten gücünü kaybetmiş durumda, yakında daha radikal gelişmeler de olabilir.

Anayasanın ikinci maddesindeki hukuk devleti bitmiş durumda, sıra muhtemelen demokrasi ilkesine geliyor.

Türkiye’nin bugünkü durumunda seçimlerin geleceği de belirsiz.

Seçimler yapılsa bile, yarı şaka yollu bir kez daha ifade ediyorum, “açık oy, gizli sayım” gibi ilkeler gündeme gelebilir.

Ve tüm bu gelişmeler de bizim tümüyle kontrol edemediğimiz döviz kurlarını, döviz piyasasını olumsuz etkileyecek. 

Bu çok yanlış politikaların mimarları, asla kondurmam, kondursam da yazmam, döviz spekülatörlerinin amaçlarına çok yakın bir iktisat politikası mimarisi dizayn ediyorlar.

Türkiye, Damadın söylediğinin tam tersi, küme düşüyor.

Yazık.