Ayasofya’nın İslami ibadete açılmasından bu yana her yönüyle tuhaf şeyler oluyor.

Ayasofya’nın İslami ibadete açıldığı gün Diyanet İşleri Başkanı çok tuhaf, ayıplı bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da dinleyiciler arasında idi.

Seküler, laik devletten yanayım diyen kesimden büyük tepki geldi.

Sonra, Ayasofya’ya imam olarak İlahiyat profesörü (!) bir adam atandı (Boynukalın), bu imam profesör de (!) yine çok nahoş bir konuşma, bir değerlendirme (!) yaptı.

Seküler, laik devletten yanayım diyen kesimden yine büyük ve haklı tepkiler geldi.

Çok yakında bu kez yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı bir vaaz esnasında emekli bir imam (YÖK Başkanı'nın kayınpederi) Cumhuriyetin kurucu kadrolarına başta Atatürk olmak üzere hakaret etti.

Seküler, laik devletten yanayım diyen kesimden yine büyük tepkiler geldi.

Bu sözde din adamlarının, başta Diyanet İşleri Başkanı, yaptıklarını değerlendirmek, eleştirmek dahi istemiyorum, bu seviyeye kimse lâyik değildir muhtemelen.

ANCAK, bu sözde din adamlarının kullandıkları ifadeleri haklı olarak çok sert eleştiren bizim mahalleye, sözde modern kesime haddimi aşmadan söyleyecek iki sözüm olabilir.

Sözde modern kesimimiz, bizim mahalle de diyebilirim, Diyanet İşleri Başkanlığı denen anayasal kurumun (Anayasa, 136. Madde) kamuya yansıyan yüzüne, başkanlar, çalışanlar, imamlar düzeyinden büyük ve haklı eleştiriler getiriyorlar.

Ancak, tüm bu eleştiriler kurumsal değil uygulamalara, bu makama uygun görmedikleri Diyanet yöneticilerine.

Her zaman söylediğimi bir kez daha tekrarlıyorum burada.

Günün birinde ülkemizde Atatürkçü çizgide bir siyasal iktidar oluşsa, Diyanet’in başına da Atatürk’ün atadığı ilk Diyanet Reisi rahmetli Rifat Börekçi anlayışında, yaklaşımında bir Diyanet İşleri Başkanı atansa bizim modern kesim muhtemelen Diyanet İşleri Başkanlığı kurumuna yönelttikleri eleştirileri artık cami minberlerinden Cumhuriyet'in kurucularına hakaret edilmeyeceği için durduracaklardır.

Ama, durmayan neler olacaktır?

Laik bir devlette (Anayasa Madde 2) din hizmetinin bir kamu hizmeti olarak addedilmesi ve vergi gelirleriyle finanse edilmesi devam edecektir.

Din hizmetinin, Sünni İslam ya da başka bir yaklaşım önemli değil, bir kamu hizmeti olarak kabul edildiği ve kamu gelirleriyle finanse edildiği bir devlet laik değildir.

Bizim modern mahalle uygulamaya mı yoksa bu temel yapısal yanlışa mı itiraz etmelidir sizce?

Musevi, Hristiyan, Alevi, dindar olmayan ya da başka inançlardan vatandaşların ödedikleri vergilerle bir dini yaklaşımın hizmetinin finanse edilmesine bizim modernler karşı çıkmayacaklar mıdır?

Yoksa hala bizim modern kesim Diyanet Kurumunu laikliğin güvencesi olarak görmeye devam edecek midir?

Bu arada geçerken şunu da hatırlatalım, Diyanet İşleri Kurumu mevcut anayasal yapısı içinde bile daha kabul edilebilir finansman biçimlerine kavuşturulabilir.

Modern kesimimizin Diyanet kurumuna bugün getirdikleri çok haklı eleştirilerini yapısal bir ele alış biçimine kavuşturmaları zorunlu görünmektedir. 

Çok net ifade ediyorum, bizim mahallenin modernlerinin önemli bir Diyanet yaklaşımı sorunu vardır.

Uygulama hataları ile yapısal hataları ayrıştırmaları gerekmektedir.