İnsan bazen tanık oldukları, duyup gördükleri karşısında dehşete kapılıp irkilir. Tanık olunan durum eğer beklemediğiniz insanlardan gelmişse onlara yakıştırmaz, bir an önce hatalarının farkına varmasını diler, onlar adına üzülürsünüz. Bu durumun değil farkına varmak aksine tırmandırıldığını görünce de onlar adına üzülmek ister istemez yerini kötü örneklere bırakır. O noktadan sonra üzüntü yerini dehşete bırakır. Çünkü onlarla o güne kadar düzene muhalefet ederek aynı safta yer almış, beraber üzülüp, beraber sevinerek destek ve dayanışmada bulunmuşsunuzdur, düşünceden inanca varıncaya kadar birçok ortak bağınız vardır onlarla.

Her konuda olmasa da özellikle kadınlar konusunda aynı duyarlılığı paylaştığınızı sanırsınız. Yok, böylesi durumlarda bizi bir arada tutan tespihin ipi kopar, taneleri beton zemin üzerinde zıplayarak dağılır, her biri bir tarafa gider. Sanıldığı kadar yakın olmadığınızı tam da o an anlarsınız. Bunu da bir kadına karşı geliştirilen tavır açığa çıkarır.

Üzülmekle kalmadım, ipim koptuğu için içimden geldiği gibi yazıyorum. Eşinizden, kızınızdan, annenizden, gelininizden değil, yani bir akrabalık bağıyla bağlı olmadığınız, dünyanın yarı nüfusuna sahip kadınlardan söz ediyorum. Elbet akrabalık bağıyla bağlı olduklarınızı çeşitli sebepler nedeniyle korur, kollarsınız. Çünkü onlar sizin ‘himayenizdedirler’ ve siz onların üstünde bir ‘erksiniz.’ Hiç tanımadığınız, her gün dünyada ulusal ve sınıfsal mücadele veren örgütlerden daha fazla kayıp veren, kocaları, sevgilileri, oğulları tarafından öldürüldüklerinde varlığından haberdar olduğunuz kadınlardan söz ediyorum. Aklınız başınıza ne zaman gelecek?

Alevilikten, Alevi’yi tanımayan düzenin mahkemelerine şikâyet etmekten bahsedenlere diyorum ki; bir kuşak geriye gidin, dedenizden ninenizden duyduklarınıza kadar geriye, içinde büyüdüğünüz vicdani toplum yapısına kadar geriye gidin. Eğer biri yaşlı bir Alevinin yanından geçerken bir darbeyle vurup kolunu koparsaydı çocuklarını intikam için o adamın peşine salmaz ‘hele gidin o adamı bulup getirin, kolumu hangi kusurumdan dolayı kopardı, yoksa ben bilmeden bir kötülük mü yaptım’ derdi...

Bilen bilir, önce anlamak vardır Aleviliğin şerbetinde. Kadını toplumun önüne atıp linç etmek, sosyal medyada sözle recm etmeye kalkmak yoktur. Alevilikte bir cinayetin işlendiği durumda bile cinayeti işleyen kişi düşkün ilan edilip sırt dönülür. Kaldı ki bunun kararı da bir dedeye ve mağdurların isteğine bırakılmaz, lehte ve aleyhte tanıklar dinlendikten sonra cemaatin verdiği kararla yapılır bu.

Bunları neden mi yazıyorum:

Twitter’da kim tarafından ve ne amaçla dolaşıma sokulduğu karanlıkta kalan Pınar Fidan’ın stand up videosu yüzünden. Video karşıma çıktığında kişinin acemiliğine saymış, ciddiye almadan geçmiştim. Aradan fazla zaman geçmeden sosyal medyada söz konusu kadının bir linçe tabi tutulduğunu hayretle izledim. Söz konusu olan kişi bir kadındı ve kadınlar konusunda hele hele böyle bir dönemde duyarlı olmasını beklediğimiz kadınından erkeğine siyasetçiler, sahne alıp çalıp söyleyenler, popüler olanlar, fenomenler kadına vuruyordu. Onlar vurdukça da takipçileri ve hayranları kadını öldürüyordu. Bir kere daha anladım ki Ahmet Telli’nin de dediği gibi toplumların vicdanı yoktur, bireylerin vicdanı vardır. Abarttığımı sanmayın, inanın ortalığın cinayet yerinden pek bir farkı kalmamıştı. İnsan hafızası böylesi anlarda olmadık durumlarla bağ kurar. Böyle bir linç durumunda Suriye’de IŞİD çeteleri tarafından diz çöktürülerek kafasına kurşun sıkılan insanlar geldi aklıma. Üzgündüm ve ok yaydan çoktan çıkmıştı. İşte bu nedenle sizlere bu mektubu yazdım. Demek ki zalimlik içimizde besleyip büyüttüğümüz ve bu durumlarda ortaya çıkan bir şeymiş. Dertler tartılsaydı eğer bu derdi 40 tonluk kantar bile tartamazdı.

Pınar Fidan ‘doğru bir şey mi yaptı’ diye sorarsanız hayır derim. O mesleğinin acemisi, pencereyi kapı kapıyı pencere yerine koyan bir marangoz, pozlamayı iyi yapamadığı için renkleri yanlış basan bir serigrafçı, gözlerini kaynağın aldığı acemi bir demirci, şakul kullanmayı bilmediği için duvarı eğri büğrü ören bir duvarcıdır bana göre. Eğri ördüğü duvarları onun üstüne yıkmanıza hiç gerek yoktu. En basitinden bir kadın karşısında kendinizi suçlu duruma düşürmeden ona derdinizi anlatmanın daha insani yolunu bulup anlatarak onu da düştüğü yerden kaldırıp yürümesini sağlasaydınız çok daha iyi olurdu.

Yaşadığınızı bilgeliğe dönüştürerek Pınar Fidan’ı anlamaya çalışmadınız. Şarjör doldurup tetiğe basmadınız belki ama olduğunuz yerde tıpkı iktidar gibi davranarak şiddeti sözcüklere yükleyip başkalarının da yüklemesini sağlayarak işlediniz bu cinayeti. Dille mezar kazmamalıydınız demek istiyorum. Kadınlara milyon kere özür borcumuz varken, telafisi mümkün olmayan bir yenisini eklememeliydiniz.

Bunları yazdım diye kendinizi kötü hissetmeyin demiyorum. Dibe batmış bir şilep gibi kendinizi kötü hissedin, bir daha su yüzüne çıkmayacak bir batık kadar kötü. Sararıp düşmeye yüz tutmuş sizi büyütüp besleyen kültürün gereği olan erdemli davranmanın hakkını veremediniz.

...

Çizim: Fadıl Öztürk