Söylendiği gibi tarihin bir mutfağı, mutfağında bir çöp tenekesi var mı, yoksa bunu derken zor zamanlarda yaslanıp umudumuza nefes aldırdığımız hiç örülmemiş bir duvar dibinden mi bahsediyoruz? Zalimler kâğıt gibi buluşturularak o çöp tenekelerine mi atılıyor, yoksa her ülkenin en havadar yerine yapılmış bakımlı devlet mezarlıklarına mı? Bizden önce var olup, bizimle beraber bugüne gelen bu deyim neden mazlumların dilinden bir türlü düşmüyor?

Bir avuntu, hiçbir yolcunun inip binmediği bir otobüs durağı mıdır ezilmiş ve sömürülmüşlerin dışında kimsenin beklemediği? Bütün sebeplere rağmen neden o sonucu insan ömründen daha uzun tutarak hep ileri bir zamana erteler? O cevabın muhatabı biz değilsek, kimdir? kimin için çalıştırıyor tarih?

Tarihin çöp sepetine atılma deyimi, insanlığın yorgunluğunu bir portmantoya asarak risksiz iç odalardan birine geçip dinlenmesi gibi gelir bana. ‘Tarihin çöp sepeti’ havale eden bir kavramdır, emir alıp emir veren, sonuçlarından sorumlu tutulan bir hal değil. Zalimin zulmü de, mazlumun mücadelesi de durmaz o durumlarda, ölü ve yaralı haberleri peş peşe düşer ülke gündemine. Terazi gibi iki kefesi de yoktur bu deyimin, tartıp anında haklıya hakkını hemen orada vermez. Mazlumların ömrü çok uzunmuş gibi onun umuduna yükler kendini.

Tarihte Hitler gibi, Mussolini gibi halkların çöplüklerine atılmış diktatörlük örnekleri olsa da, Franko ve Pinoşhet gibi çalıp çırptıklarıyla ömürlerinin sonuna kadar lüks içinde yaşayıp gidenler de olmuştur. Haksızlık üzerine kurulu dünya düzeni diktatörlerin her ülkede üremesine, ihtiyaç duyulması durumunda da kendi ülkelerinin başına bela olmasına olanak verir.

Uzun sözün kısası: Türkiye’de diktatörlerin atıldığı tarihin bir çöp sepeti olmuş mudur yoksa bu bizim için bir avuntu olmaktan öteye gitmeyen soyut bir kavram mıdır? Her durumda Kürtlerin kulvar dışına itildiği, onlarla bir arada görünmemek için muhalefet partilerinin kırk takla attığı böyle bir zamanda soruyorum işte...

AKP-MHP koalisyonunun Gare’ye düzenlediği ve tam bir hüsranla biten operasyonun devamı içeride HDP üzerinden Kürtlere karşı hız kesmeden devam ediyor. Dokuz HDP’li vekilin fezlekesi meclis gündemine taşındı, taşınıyor. Yine Selahattin Demirtaş gibi HDP’lilerin yargılanmalarında payı olan CHP gibi muhalefet partilerinin önünde sıkı bir sınav var. Bu fezlekelere karşı tutunacakları tavırla ya iktidarı tarihin çöplüğüne yollamanın yolunu açarlar, ya da tamamen şiddetle var olmaya çalışan koalisyonun değirmenine ulusalcılık adına su taşırlar. Tıpkı Gare’den sonra Hulusi Akar ve Süleyman Soylu ziyareti öncesinde sosyal medyanın ayağa kalktığı gibi bu fezleke oylamasında da Türkiye’nin gözü muhalefetin üzerinde olacak.

Tarihin kime nasıl bir elbise biçtiği pek belli olmayan bu rengi kaçmış zamanda, Kürtler ve Kürtlerin yanında duranlar, yani derdi demokrasi olanlar Kürt sorunu çözülmediği sürece, AKP- MHP sonrasının da siyaset ortamına rahatlıkla kendilerini taşıyacaklarını yazmaya bile gerek yok. Yakın tarih Kürt düşmanlığıyla bir yere varılmayacağının kanıtıdır. Umutsuzluğuma saymayın ama mevcut iktidar koalisyonunun toplumu sürüklediği yoksulluk ve baskı ortamından dolayı kendi gidişlerini kendileri hazırlıyorlar, muhalefet değil. Bakalım tarih kimi haklı çıkaracak...

Her dönemeçte yüz yüze geldiğim tarih soyut bir kavramdan somut bir hale bürünür mü diye sorarsanız, sadece tarihin bende gönlü kalmasın diye değil insanlık mücadelesine inandığım için evet diyorum. Kimseye sormadan ve durduk yere kiraz kızaracak dalında. İncir çekirdeği boyuna posuna bakmadan aklına koyduğunu yaparak o kayayı baştan başa yarmakla kalmayarak ağaç olup dal ve meyve verecek. Zamanı gelince dalından sarkan meyveye uzanıp hakkı olanı koparmaktır ezilenlerin umut bağladığı tarih.

Geçip geldiği bütün kentleri eğilip dudaklarını suya değdirir gibi öpecek mülteci ve sürgünler. Kurşun sesleri arasında rengi hiç solmamış ilk günkü gibi kan kırmızı duran arkadaşları ve çocukluk anıları karşılayacak onları. Tarihin dudaklarında kilitli olan bütün yollar su kıyılarına çıkacak. Çıkmaz sokakların en dibine kadar gidip bizi içeri çekmek için uzatılmış hiç soğumamış elleri tutacağız

O gün ne zaman gelir bilmem ama geldiğinde her yanından müjde havalanan halle fırlayacağız sokağa. Sesimiz her birimizin kapısını tek tek çalan haberci olacak dudaklarımızda. Sesimiz çok önceden tanıştığımız eski bir dostla yeniden buluşmuş gibi oturacak dilimize...

Her şeyden önce kuruluşundan bu yana geçmişle yüzleşilmesi için çok büyük bir çöp tenekesi lazım bize, çünkü çöpten beslenenler var ama bir çöp tenekesi yok Türkiye’nin...