Son zamanlarda Türkiye’nin önünü kesmeyi hedefleyen iki önemli gelişme oldu. Birincisi Körfez ve Arap ülkelerinin Suriye konulu Kahire toplantısı. İkincisi ise Fırat’ın doğusundaki Ayn İsa’da olası Türk saldırılarını engellemeye yönelik Rus hamlesi. İlkinden başlamak gerekirse;  Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Ürdün’den oluşan Körfez-Arap dörtlüsünün Kahire’de gerçekleştirdikleri “Suriye’de krizin siyasi çözümü” konulu toplantı geçtiğimiz hafta gerçekleşti.  Bu toplantının Katar ve Türkiye karşıtı olduğu ilk bakışta kolayca görülüyor. Çünkü Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi'nin bu toplantıya ilişkin aktardıklarına bakılırsa, Arap ve Körfez ülkelerinde, BM’nin 2254 sayılı Kararı uyarınca Suriye’de siyasi bir çözüm için yeniden etkin rol alma istekliliği ve özellikle Türkiye’yi sürecin dışına çıkarma kararlılığı görülüyor. Çünkü adı geçen karar uyarınca  “Suriye'nin güvenliğini, birliğini ve egemenliğini korumak”  ve bilhassa "tüm yabancı güçlerin ülkeden çıkarılmasını talep etmek” için yeni bir "Arap stratejisi" deklere edilmiş bulunuyor.

Aslında bu ülkelerin hepsi başlangıçta Şam yönetimine karşı silahlı grupları sıkı bir şekilde desteklediler. Örneğin Suudi Arabistan, 2015 yılına kadar tamamen Esad yönetimini devirmeye odaklanmış ve bütün silahlı grupları desteklemişti. 2015’ten sonraki yıllarda yavaş yavaş cihatçı gruplardan elini çekmeye ve özellikle 2017’den sonra “Suriye’nin geleceğinde zinhar Esat’ın yeri yoktur” söyleminden vazgeçmeye başladığı görüldü.  Mısır’da, İhvancı Mursi’nin Suriye muhalefetine yönelik açık desteği vardı ve devletin Suriye’ye yönelik resmi tutumu da bu yöndeydi. Ancak Sisi’nin darbesinden sonra bu tutum terk edildi. Keza Birleşik Arap Emirlikleri de öyle… Yani bir Körfez ülkesi olarak sadece Katar’ın Suriye muhaliflerini desteklemeye devam ettiği 2015’ten bu yana bu ülkelerin Suriye’ye ilgisi yoğunluktan uzak ve kesintiliydi. Elbette ki bu tutum değiştirmede belirleyici olan şey ABD ve Batılı ülkelerin Suriye dosyasındaki stratejik değişimidir. Bilindiği üzere ABD ve uluslararası koalisyon güçleri içindeki ittifakın, IŞİD’e karşı savaş stratejisini öne çıkarıp sadece Kürt muhalefete odaklanmalarıyla başladı bu dönüşüm... Bununla beraber özellikle Körfez ülkelerinin de ilgisi yine sadece Fırat’ın doğusuna kaydı ve ABD ne zaman isterse, sadece Kürt muhalefetiyle ilişki kuruldu ve yine Şam yönetimiyle hiçbir şekilde muhataplık oluşmadı. Ta ki BAE’nin yeniden Suriye dosyasında etkin bir rol üstlenme adımını atana kadar… O da bu yıl gerçekleşti.

Daha önce BAE’nin Suriye’de artan rolü üzerine basında çok sayıda yorum-yazı yer aldı. Bu yılın ilkbaharında ilk Suriye hamlesi BAE’den gelmişti ve bu hamle tamamen Türkiye karşıtıydı. Hatırlanacağı üzere AKP medyasının manşete taşıdığı “BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed El Nahyan'ın Türkiye düşmanlığı” meselesi, BAE’nin, Türkiye’nin Suriye’deki varlığını sonlandırmak ve Türkiye yanlısı cihatçı grupları tasfiye etmek için Esad’a destek verme teklifiydi. Şam’la ilişkilerin yeniden onarılması yönünde atılan adımlardan en önemlisi BAE’nin Şam Elçiliğini yeniden açmasıdır belki ama Türkiye’nin Suriye’deki etkisini bertaraf etmek için önerilen yol haritası daha çok tartışıldı. AKP’lileri asıl tedirgin eden de bu “ yol haritası” kapsamındaki şeylerdi. Zira BAE, Türkiye yanlısı cihatçı grupları tasfiye etmek için Şam’a 3 milyar dolarlık destek teklif etmişti.  Ve özellikle Suriye’de siyasi çözüm sürecinin yönetiminden Türkiye’nin dışlanması da hedeflenmişti. Müzakerelerin muhatapları olarak öne sürülen Suriye Ulusal Muhalefet Koalisyonu ve Suriye Geçici Hükümeti'nin karargâhının Türkiye’de olması nedeniyle Türkiye’nin Suriye masasında kendini doğrudan konumlandırmasına son verecek formüller de geliştirildi. Bu formül, Türkiye’nin emrindeki müzakerecilere alternatif olarak Körfez ülkelerinde ikamet eden muhaliflerin müzakere masasında yer almalarına dayanıyor. BAE ve Suudi Arabistan aylar öncesinden Suriye muhalefetini, Türkiye yanlısı ekipten tamamen farklı bir yönde yeniden şekillendirmeye başladı.  Bunda elbette ki Rusya’nın onayı da vardı. Çünkü Rusya bu yılın başından beri BAE ve Suudi Arabistan’ı Suriye dosyasının içine dâhil etme yolları arıyordu. 23 Ocak’ta Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narışkin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la Suriye krizini görüştü. 4 Şubat’ta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da BAE ve Umman’ı ziyaret etti. Bu adımların ardından BAE’nin Şam’la yeniden yakınlaşma hamleleri de geldi zaten.

Körfez ülkelerinin sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda İran’ın da Suriye’deki etkisini bitirmek istedikleri aşikâr. Ancak bu iki ülke Rusya’nın Astana ortaklarıdır ve açıkçası Suriye’de alan genişletmelerinin önünü açan da bizzat Rusya’dır. Peki, bu durumda Türkiye-İran karşıtı bir hamleye yine Rusya’nın ön ayak olması ne anlama geliyor? Anlamı şu; birçok yorumcuya göre, aslında Rusya da İran’ın Suriye’deki etkisini sınırlandırmak ve İsrail’le ilişkilerini geliştirmek istiyor. Öte yandan her ne kadar karşılıklı fayda takası nedeniyle Suriye’de önünü açtıysa da, Türkiye’nin de artık etki alanının daraltılması gerektiğine karar vermiş durumda… Çünkü Libya dosyasında Rusya’nın çıkarları Türkiye ile değil, daha çok Suud-BAE-Mısır pozisyonlarıyla uyumlu. Bunun üzerine Azerbaycan dosyasında yine Türkiye ile yaşanan çelişkiler eklenince, son zamanlarda Körfez-Arap ülkelerinin Suriye ile ilgili yeniden atağa geçmelerinde Rusya’nın en azından onayı olduğu tahmin edilebilir. Fakat sadece Rusya’nın değil, ABD’nin de aynı oranda teşvik edici bir rol oynadığı düşünülüyor. 

Londra merkezli Şarkül Avsat yazarı İbrahim Hamidi’ye göre;[1] Suriye dosyasıyla ilgili taraflar, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin önümüzdeki ayın sonunda göreve gelmesini beklemekten hoşnut değiller ve Trump’ın atacağı kışkırtıcı adımları beklemek yerine önümüzdeki ay görevi devralacak olan Biden ekibini yeni seçeneklerle karşılamak istediler. Yazara göre bu yeni seçenekler, Tahran ve Ankara’nın Suriye’de artan etkisini sınırlandıracak “alternatif stratejileri” içeriyor.  Bu “Arap stratejileri” paketi, Türkiye’nin etkisi altında görülen "müzakere komitesi" veya koalisyon güçlerine karşı “yeni bir Suriye muhalefeti” bloğunun desteklenmesini içeriyor. İkinci olarak pakette, Rus ordusunun desteklediği 5. Kolordunun genişletilmesine destek de var. Yani bir yandan sahada Türkiye yanlısı gruplara karşı askeri gücü büyütme ve destekleme söz konusu, diğer yandan müzakere masasında da, yine Türkiye’nin direktifleriyle hareket eden “muhalif müzakerecilerin” yerine yeni bir “muhalefet grubu” ile yer alma hedefi var.  Şu ana kadar Suriye müzakereleri iki blok üzerinden yürütüldü. Birincisi, Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün'ün içinde bulunduğu blok. İkincisi de Rusya, İran ve Türkiye’yi kapsayan Astana grubudur. Yazara göre bu gruplarda yer almış olsalar da Arap ve Körfez ülkeleri şimdi Suriye ile ilgili yeni bir “Arap bloğu” oluşturmaya çalışıyorlar. Bu yeni blok, hem Rusya hem de ABD’nin içinde olduğu grupla koordinasyon kurarak, Türkiye ve İran’ı Suriye’de sınırlandırmayı hedefliyor.  Ama açıktan deklere edilen niyet, “Suriye dosyasında iki tarafın koordinasyonu için aracılık edecek bir Arap inisiyatifi” oluşturmaktır.

Aslında bu fikir, Suriye dosyasıyla ilgili "kutuplar arasında yeni bir temas grubu veya koordinasyon oluşturmayı” içeren BM elçisi Geir Pedersen’ın eski fikrine geri dönüştür. Pedersen’ın iki grubu bir araya getirememesinin nedeni, Amerika'nın İran'la aynı masada oturmayı reddetmesiydi. Bu tutumun Biden’la birlikte değişebileceği beklentisi söz konusu. Ancak halen görevde olan Trump’ın bu girişimleri engelleme adımları attığı da görülüyor.  Yazara göre ABD’nin yeni Suriye Özel Elçisi Joel Rayburn’un Ankara ve Kahire’yi ziyaret etmesinin sebebi de budur. Bu ziyaretlerde Kahire’den, “Arapların Şam’la normalleşmeye girmemelerini ve Suriye’yi izole etmeyi sürdürmelerini” istedi. Ama diğer yandan Suriye krizinin çözümünde Arap rolünü önemsediğini de ekliyor. Türkiye’den talebi ise Fırat’ın doğusuyla ilgilidir. Yazara göre ABD elçisi Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda yapmaya niyetlendiği operasyonu gerçekleştirmemesini talep etti.

Tam da bu sırada Rusya Türkiye’nin olası operasyonunu engellemek için, daha önceden Kürt birliklerine önerdiği bir formülü hayata geçirdi. O da şudur: Türkiye’nin Ayn İsa’ya yönelik operasyonunun önünü kesmek için Suriye Demokratik Güçleri-SDG’nin Şam güçleriyle anlaşmasıydı. Uzun zamandır bu yöndeki Rusya’nın arabuluculuğu devam ediyordu. Yerel kaynaklardan aktarılan bilgilere göre SDG’liler, “Türkiye işgal etse bile Ayn İsa’nın Suriye ordusuna devrini” kabul etmeyeceklerini söylediler. Kimi gözlemciler, Afrin sürecinin tekrar edebileceği yönünde görüş bildirdiler. Fakat son gelen haberlere göre SDG, Rusya ve Şam arasında “Ayn İsa’nın savunulması” konusunda bir anlaşma sağlandı. İmzalanan anlaşmaya göre Ayn İsa’nın Suriye ordusuna devri üç aşamada gerçekleşecektir. Önce ortak operasyon merkezleri kurulacak, Ayn İsa’nın kırsal bölgeleri aşamalı olarak Suriye ordusuna devredilecek, kamu kurumları yeniden aktifleşecek… Uzlaşmaya varılan diğer konu da bu mutabakatın sekiz ay ile bir yıl arasında sürmesidir. Anlaşmanın duyurulmasından sonra ilk oluşturulan ortak operasyon noktasına Rusya bayrağı çekildi. Suriye bayrağının çekilmesinin ise SDG’liler tarafından reddedildiği söylendi. Şimdilik ortak gözlem noktaları oluşturulmaya başlanmış durumda. Ancak bununla beraber tarafların askeri hareketlilikleri de arttı. Suriye ordusu ve Rus askeri güçlerinin bölgeye takviyeleri gerçekleşti. Buna karşın Türkiye de Ayn İsa’nın kuzeyine askeri takviyeler yaptı. Bu arada çok sayıda bombalı saldırılara sahne olan bölgede, bu anlaşmanın ardından dün de TSK noktasına yönelik bir bombalı saldırı gerçekleşti. İki askerin öldüğü ve sekiz askerin yaralandığı bu patlamanın süreci ne yöne evrilteceği ise henüz bilinmiyor. Ama ABD’nin yeni Suriye Elçisi Joel Rayburn’un “Kürtlere karşı operasyon yapmamasını” istediği Ankara ziyaretinden sonra Suriye’nin kuzeydoğusunu da ziyaret ettiği ve Kürt temsilcilerle görüşmeler yaptığı hatırlatılıyor. Hangi tavsiyelerde bulunduğu ise hala bilinmiyor. Ancak Rusya’nın öncülük ettiği SDG-Suriye-Rus ortaklaşmasından ABD’lilerin rahatsız olmadıkları söyleniyor.  Hatta bu adımın Suriye dosyasındaki mevcut kutuplaşmayı aşmayı hedefleyen yeni Arap-Körfez bloğuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunanlar var.  Çünkü ABD’li elçi, Kahire’de Suriye konusunda atağa geçen Arap yetkililerle de görüştü. Yani “Suriye krizinin çözümü için “yeni Arap stratejisi”ne Rusya gibi ABD de onay veriyor denilebilir.  Ve bu yeni “Arap stratejisinin” hem Suriye’de hem de Libya’da Türkiye’ye karşı bir atağa geçiş anlamına geldiği biliniyor. Öyleyse bundan sonrası için önem kazanan soru şudur: Hem ABD hem Rusya, Türkiye’nin Suriye denklemindeki yerini daraltma konusunda ortaklaşabilir mi? Mümkündür, ama bunu zaman gösterecek...

Daha önemlisi, aynı Arap-Körfez ülkelerini Katar’la kavga ettiren Trump, şu anda giderayak barıştırıyor. ABD ve Kuveyt’in arabuluculuğuyla Katar krizini sona erdirmek için Körfez barışı hamlesi gerçekleşti. İlk etapta olumlu tepkiler alan “Körfez barışı” girişimi, önümüzdeki ay yeni bir hamleye geçiş yapacak. Körfez ülkelerinin Katar’la barışma şartları da, Katar’ın Türkiye ile ilişkilerini kesmesini içeriyor. Ola ki barıştılar, ki Katar bu adımı memnuniyetle karşıladı, o zaman Türkiye’nin hanesine  “hepten yalnızlık” düşecek demektir.