AYM’nin uyarısı ve Demirtaş



Artı Gerçek

Demirtaş’ın rahatsızlığına tanı konulamaması tıbbın mı yoksa adaleti gömmeye kararlı siyasi otoritelerin ayıbı mı?


Anayasa Mahkemesi, epeydir rastlamadığımız bir hukuk çerçevesi çizerek, hak ihlalleri ve yerel mahkemelerin yetki aşımına vurgu yapan çarpıcı bir karara imza attı.

22 Eylül 2016’da “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla tutuklanan Prof. Mehmet Altan, 8 Kasım 2016’da AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuş, AYM 11 Ocak 2018’de “kişi hürriyeti ve güvenliği” hakkı ile “ifade ve basın özgürlüklerinin” ihlal edildiğini belirterek, tahliye edilmesine karar vermişti. Mahkeme, tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin ortaya konulamadığını da vurgulamıştı.

AYM kararına rağmen, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi Mehmet Altan’ı tahliye etmemiş, 27. Ağır Ceza’ya yapılan itiraz da reddedilmişti. AYM kararına uymayı reddeden İstanbul 26 ve 27. Ağır Ceza Mahkemelerinin gerekçeleri ise yargı tarihine geçecek türdendi.

T24’de Gökçer Tahincioğlu’nun ayrıntıları ile yazdığı AYM kararında yerel mahkemelerin söz konusu ret gerekçelerine de yer verildi.

İfadelere bakılırsa 26 ve 27. Ağır Ceza Mahkemeleri, AYM’ye adeta had bildirmiş.

Örneğin “AYM’nin delilleri değerlendiremeyeceği, delillerin yetersizliği nedeniyle ihlal kararı veremeyeceği, AYM’nin yasal sınırların dışına çıktığı” gibi.

Hepsi bu değil.

AYM’nin “Altan’ın tutukluluğun hukuki olmadığı” yönündeki görüşü ise “Anayasa Mahkemesi kararının otomatik olarak başvurucunun tahliyesi sonucunu doğuracağını kabul etmek, mahkemelerin bağımsızlığı, mahkemelere emir ve talimat verilemeyeceği, telkinde bulunulamayacağı yönündeki anayasal düzenlemelere aykırı” imiş!

Ülkenin yüksek yargı organının kararı karşısında ‘bağımsızlığı’ aklına gelen mahkemelerin, mesela Cumhurbaşkanının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan eski Korgeneral Metin İyidil’in beraat etmesinin ardından “Yargı camiamız için gerçekten çok çok üzücü bir adım olmuştur. Tabii bunların hepsinin talimatlarını da verdik” açıklamasına sessiz kaldığını hatırlıyoruz, oysa.

Ya da Deniz Yücel için “ben bu koltukta oturduğum sürece dışarı çıkamazlar”, Kürt milletvekilleri için "Yargıya gerekenleri söyledik. Yargı da gereğini yapıyor" sözlerinin hemen ardından yargının ‘gerekleri’ yerine getirmesi gibi.

Neyse konumuza dönersek, AYM’nin delil yetersizliği, tutukluğun hukuki olmadığı kararlarına rağmen 12 Şubat 2018’de İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi Mehmet Altan’a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi.

Mahkûmiyet kararına karşı istinaf mahkemesine başvuran Altan, nihayet İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nce 27 Haziran 2018’de tahliye edildi.

Yargıtay’ın da beraat kararı verdiği Mehmet Altan’ın AYM’ye ikinci bireysel başvurusu üzerine AYM 30 bin TL tazminat ödenmesine hükmettiği gibi, işte yazıya konu olan yerel mahkemelere “hukuka uyun” uyarısı da yaptı.

Yine Tahincioğlu’dan alıntıyla Anayasa Mahkemesi “kararlarının nihai ve bağlayıcı olduğunu, yerel mahkemelerin görevinin Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini tartışmak değil, hak ihlaline yol açan durumu ortadan kaldırmak olduğunu” vurgulamak gereğini duymuş.

AYM’nin gerekçesinde AİHM ve AİHS’ne atıf yapması da dikkat çekici.

Peki Anayasa Mahkemesi’ni bile bağlayıcı kılan, ulusal hukukun üstünde yer alan AİHM kararlarına rağmen tutuklu yargılanmaya devam eden Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala için özel bir hukuk mu geçerli?

AYM’nin saydığı, hak ihlalleri ve “suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin ortaya konulamadığı” bir yargılama süreci istisna mı?

AİHM "Selahattin Demirtaş'ın özgürlük ve güvenlik hakkının ve seçim hakkının ihlal edildiğine” karar vermiş ve ilk kez 18. Maddenin ihlaline atıf yaparak “siyasi nedenlerle” tutuklandığını tespit etmişti.

AİHM “en kısa sürede tahliye edilmeli” derken, beraat ettiği dosyadan yeniden dava açarak tutuklama kararı verdiler. Böylece AİHM ikinci kez haklı çıkarıldı.

AYM’nin bu kararının, önünde duran Demirtaş dosyasını nasıl etkileyeceğini Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman’a sordum.

Karaman şunları söylüyor:

“Zaten AYM ve AİHM kararlarına yerel mahkemelerin uyması gerekiyor. Her defasında AYM’ye ya da AİHM’e başvurmak zorunda bırakmaması gerekiyor. Anlaşılması gereken şu ki, AİHM, bütün yerel mahkemelerin üstünde olduğu gibi AYM’nin de üstündedir ve bütün mahkemeleri bağlar. AYM kararındaki uyarı, alt derece mahkemeleri için bu utançtır. İlgili hâkimler utanmalıdır.”

Karaman, Demirtaş ya da Kavala gibi isimlerin siyasetin radarındaki isimler olduğunu ve haklarındaki davaların da siyasi olduğunu vurgulayarak, Demirtaş’ın başvuru dosyasının AYM’de hâlâ beklediğini de hatırlattı.

Bakalım AYM, kararında özenle vurguladığı AİHM kararına ve de yaptığı “hukuk” hatırlatmasına kendi uyacak mı?

Bir diğer hak ihlali de Demirtaş’ın sağlığı ile ilgili. Yaşamsal risk olduğu belirtilmesine rağmen tahliye edilmeyen Demirtaş’ın cezaevinden götürülüp getirildiği hastanelerde “teşhis konulamaması” da fazlasıyla kuşku uyandırıcı.

Tıbbın ve tıp teknolojisinin bulunduğu aşama düşünülünce, Demirtaş’ın rahatsızlığına tanı konulamaması tıbbın mı yoksa adaleti gömmeye kararlı siyasi otoritelerin ayıbı mı?

Birilerinin, tahliye gerekçesi olabileceği endişesi ile tanı koyulmasını engellemesi de mümkün bu ülkede. Cezaevlerinden gelen haberlere bakılırsa bizim de küçük küçük “Mengele”lerimiz olmuş da.