Türkiye muhalefetinin sol kanadı, sağ muhalefeti temsil eden Millet İttifakı’yla ilişkilenmemeye dikkat ediyor ama kendi içinde de bir bütünlük sağlayamıyor. Peki bu neden olamıyor? TİP Milletvekili Ahmet Şık’la söyleşimizin ikinci bölümünde sol muhalefetin önündeki bariyerleri ve olası çıkış yollarını konuştuk…

Siz şu an yükselişte olduğu gölen TİP’te, daha önce ise TBMM’nin en büyük üçüncü partisi olan HDP’deydiniz. Türkiye’de belli tabanları olan sol partiler, CHP içinde gerçekten muhalif olan siyasetçiler var. Toplama bakıldığında azımsanmayacak bir muhalefet gücü varken, iktidarın ekonomi başta olmak üzere tüm alanlarda yarattığı enkaz ortadayken, neden siyasi geleceği belirleyecek kitlesellikte bir muhalefet odağı oluşturulamıyor?

TİP dâhil olmak üzere muhalif siyaset anlayışında ciddi bir değişikliğe gidilmesi gerekiyor. Mevcut ezberlerimizle, klasik yollarla bu işin olamayacağı anlaşılmış durumda. Ortada köklü sol tarih var ama Cumhuriyet tarihine bakıldığında istikrarlı bir küçülme söz konusu. Sosyalist hareketin üzerindeki baskıların da bunda payı var. Ama ÖDP deneyimini köşede tutarsak 90’lardan itibaren, sorunu daha çok kendi yöntemlerimizde aramız gerekiyor. Hatta belki solu ve sosyalizmi nasıl anladığımız konusunda da belli başlı sorunlar olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca kuşaklar arasındaki değişimi göz önüne alarak örgütlenme modellerimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Somut öneriniz nedir mesela?

Toplumsal muhalefetin unsurları kendi sorunları üzerinden mücadele ediyor. Örneğin kadın hareketi en organize toplumsal muhalefet odaklarından. Tüm gerici kuşatmaya karşı ortaya koydukları mücadele ortada. Kürtler tarihsel baskılara, oy verdikleri partinin binlerce yöneticisi tutuklu olmasına rağmen bütünlüklü bir siyasi güç olarak toplumsal muhalefetin en önemli parçalarından. Yurttaşlığı geçtim, varoluş mücadelesi veren LGBTİ+’lar tüm baskıya rağmen siyasi mücadeleden yılmıyorlar. Sistematik emek sömürücüsü şirketlerdeki işçi direnişlerini ve grevleri gördük. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan yayılan ve Saray’dan tüm desteği alan yayılmacı Sünnilik karşısında Aleviler eşit yurttaşlık mücadelelerine devam ediyorlar. Gençler topluca organize olamasalar da arayıştalar ve suçluyu biliyorlar.

Evet ama bu mücadelelerin üstüne ne eklenebilir?

Bizim amacımız, tüm bu kesimlerin sorunlarını dile getirebilmek. Biz toplumsal muhalefetin partisi değiliz. Öyle üstenci bir ilişkilenmeyi hedeflemiyoruz. Bir siyasi parti olarak tüm bu sorunlara karşı çözümlerimizi ortaya koyabilmeyi ve bölünmüş toplumsal muhalefet odaklarını siyasi hedefler doğrultusunda biraraya getirebilmeyi hedefliyoruz. İşte öfkelenmemin arkasında böyle bir hedefin bize neler sağlayabileceği bilinci de yatıyor.

BİR ARADA GÜÇLÜ OLACAĞIZ, BİRBİRİMİZDEN BAŞKA KİMSEMİZ YOK

Ve bunun mümkün olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Bu bölünmüşlüğümüzle AKP karşısında elde edeceğimiz zaferler de geçici olur. Bunun en çarpıcı örneğini İstanbul Sözleşmesi’nden bir erkeğin keyfine göre bir gecede çekilinmesinde gördük. Biz bir arada güçlü olacağız. Birbirimizden başka kimsemiz yok.

Az önce “kuşaklar arasındaki değişimi göz önüne alarak örgütlenme modellerimizi değiştirmemiz gerekiyor” diyordunuz. Kuşaklar arası değişimden kastınız ne?

Yeni kuşaklar bizden farklı olarak kendilerini bir kimlik aidiyeti üzerinden var etmiyor. Bu kuşaklar HDP’ye barajı geçirtmek ya da yerel seçimlerde iktidara kaybettirmek üzerinden çeşitli ayakta kalma becerileri sergiliyor ama bunlar kısa vadeli çözümler. Bu kuşakların siyasi partilere, siyasal örgütlere, STK’lere, meslek örgütlerine bu kadar mesafeli durmasından dersler çıkarmalıyız. Bu kuşakların nabzını tutarak, onları bu mücadelenin öznesi haline getirmek lazım. Maalesef muhalefet de iktidar gibi, insanlara sadece seçmen gözüyle bakıyor ve onları seçimden seçime hatırlıyor. Burada bir sorun yok mu? Ayrıca insanların rahatsızlıklarını, mücadelelerini angaje veya yakın oldukları siyasi parti için de dile getirmeleri gerekiyor.

SOL MUHALEFETTE İTTİFAK MÜMKÜN

Nasıl?

Acaba orada da tek adam rejimi var mı, yok mu diye herkes dönüp kendi partisine de bakmalı. Bir insan neden otuz yıl sendika başkanlığı, 4-5 dönem baro başkanlığı, 10-15 yıl boyunca parti liderliği yapar? Gençler aptal değil, tüm bunları görüyor ve iktidardan ne kadar rahatsız olursa olsun, bu yapıların içine dâhil olmayı reddediyor. Yurttaşları “ya biz ya faşizm” ikilemine hapsedemez, onların çaresizlikleri üzerinde tepinip “bize tıpış tıpış oy vereceksiniz” diyemezsiniz. Dolayısıyla genç yurttaşın taleplerini, beklentilerini karşılayan yeni bir siyaset paradigmasına ihtiyacımız var.

HDP öncülüğünde solda bir ittifak kurulmaya çalışıldı ama her partinin kendine göre hassasiyetleri, kırmızı çizgileri var ve bu tür girişimler her seferinde başarısızlıkla sonuçlanıyor. Sizce sol muhalefette bir ittifak mümkün mü?

Bence mümkün. Bunları söyleyince “parlamentarizmin batağına batmış konformistler, liberaller” gibi bir dolu eleştiri ya da hakaretle karşılaşıyoruz. Ama önümüzdeki seçim iktidar için olduğu kadar iktidarın karşısında olanlar için de bir ölüm kalım seçimi. Eğer mevcut siyasal paradigmaya sahip iktidar önümüzdeki seçimi kazanırsa -ki bunun olabileceğini, işimizin çok kolay olmadığını düşünüyorum- kaç yıl geriye gideceğimizin, nasıl bir Orta Çağ karanlığına hapsedileceğimizin hesabını herkes oturup yapsın.

AKP İKTİDARDA KALIRSA, MUHALİFLİK SOLUK ALIP VERMEKTEN İBARET OLACAK

AKP iktidarda kalırsa, şimdikinden daha kötü ne olabilir?

Herkes kaçma planı yapacak. Türkiye’de muhaliflik, bir bitki gibi, sadece soluk alıp vermekten ibaret olacak. Bu soygun düzeni derinleşerek devam edecek. Bir avuç azgın sermayedar yine bu insanların büyük bir çoğunluğunu daha da büyük bir açgözlülükle sömürmeye devam edecek. Evet, iktidar için bir ölüm kalım savaşı bu seçim, bizim için de öyle. Herkes ona göre hareket etmeli. İktidar seçmeninde bir kopuş var ama Türkiye’nin en büyük partisi kararsızlar partisi! Bu bize bir şey anlatıyor. İktidar bloğundan iki milyon kişi kopuyor ama bu kadar siyasal çeşitliliğe rağmen “kararsızlar blokunda” bekliyorsa, şapkayı önümüze koymalıyız.

Muhalefet açısından bundan çıkarılacak ders ne?

Demek ki biz onlara yeniden hayal kurmayı gösteremiyoruz, umut etmeyi öğretecek bir siyasal program-paradigma öneremiyoruz. Türkiye’de yıllardır sol birleşsin deniyor. Peki sol birleştiğinde ne olacak? Ben bunu şampuan reklamına benzetiyorum. Otuz yıldır “geliştirilmiş yeni formül” diye aynı şampuan satılıyor ama hiçbiri kelliği ya da saç dökülmesini engellemiyor. Çünkü sadece ambalaj değişiyor. Öte yandan sol birleştiğinde belki niceliksel büyüklük artmayacak ama ciddi bir sinerji ortaya çıkacak. Zaten niceliksel büyüme de bu sinerjiyle mümkün olacak. Prensipte birleşip en azından seçim odaklı bir ittifaka herkesin “evet” demesi gerekiyor. Karşımızdaki seçim herhangi bir seçim değil. Eğer memleketin, yurttaşın çıkarını düşünüyorsan, yeri geldiğinde esneyeceksin.

HDP’ye yönelik sınıf değil kimlik siyaseti yapıyorlar” eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanırım eleştiri oklarını HDP’ye yöneltmeden önce kendilerine çevirmeliler. Eğer senin siyasetin yurttaşın duygularına tercüman olmuyorsa, sorun çözmüyorsa, toplumsal bir güç inşa etmiyorsa, sadece ilkeleri ve değerleri üzerinden varlığını kuruyorsa bir anlamda eleştirisini yaptığın kimlik siyasetini sen de yapıyorsundur. Kimlik siyaseti yaptığı için eleştirdikleri HDP’ye kendileri de kimlik siyaseti yaparak karşı çıkıyorlar. Dolayısıyla yaptığın solculuk da bir kimlik siyaseti haline gelmez mi? Yapmamanın, dâhil olmamanın getirdiği konfor kâğıt üstünde siyaseten avantajlı olabilir. Ama Kürt siyasi hareketinin baskılara karşı verdiği mücadeleyi böylesine küçümsemek zaten siyasetle pek de içli-dışlı olmamaya dair dışavurumdur.

Bazı sol hareketler Kürt hareketiyle ilişkilenmenin ancak Kürt işçi sınıfına dayanan bir siyasetle mümkün olabileceğini savunuyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Kürt yoksullarının mücadelesi elbette memleketin tüm yoksullarıyla birleşince başarıya ulaşabilir. Ama Kürtlerin anadilinin yasaklandığını, milli güvenlik zihniyeti altında ikincil vatandaş haline getirildiklerini, memleketin üvey çocuğu muamelesi gördüğünü de gözardı edemeyiz. Ezberlerimize takılıp kalmayan, yeni kuşağın beklentilerini, arzularını, düşünce sistematiğini gözeten anlayışla bir sol inşa etmek gerekiyor. O partileri kimler kaç yıldır yönetiyormuş, bir dönüp baksınlar. Orası ne kadar demokratik? Türkiye için talep ettikleri demokratik anlayış, şu an itiraz ettikleri tek adam rejimi o partilerin içinde var mı, yok mu? Ülkedeki bu ceberut iktidardan kurtulmak isteyen herkes bir ilke ortaklığı yapmak mecburiyetinde. Çocuklarımızın nasıl bir ülkede yaşayacağı, ya da yaşayabilecekleri bir ülke kalıp kalmayacağıyla ilgili bir mesele var karşımızda. Ve hepimiz toplamında koca bir hatanın içinde debeleniyoruz.

YARIN: İmamoğlu’na siyaset yasağı getirip Kaftancıoğlu’nu hapse atacaklar