İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay’la söyleşimizin dünkü bölümünde Türkiye’deki ormanlık alanların “yasal biçimde” nasıl yok edildiğini konuşmuştuk. Bu bölümde ise idam tartışmalarını, cezai yaptırımları ve ormanların nasıl yeniden canlandırılabileceğini konuştuk…

Tayyip Erdoğan, 24 Haziran günü Marmaris’teki yangın bölgesindeki incelemelerinden sonra, orman yangınlarıyla ilgili uygulanan cezalarda idamın tartışılması gerektiğini söyledi. Siz bu tartışmayı nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye’de idam cezası yok ve her koşulda idama karşı olduğumu belirteyim. Ayrıca kasten orman yakanlara verilen cezalar zaten oldukça ağır. Üstelik her seçim öncesinde gündeme getirilen ve bazen uygulanan genel aflardan da orman yakanlar yararlandırılmaz. Terör amaçlı orman yakanlara da ömür boyu hapis cezası verilir. Dolayısıyla orman yakmalara dair zaten ciddi, ağır cezalar var. Ormanı kazaen bile olsa yakanlara hasarın maddi bedeli de ödetiliyor. Ama idam cezası tartışması, kamuoyunun bu konudaki hassasiyeti üzerinden kullanılıyor. Üstelik daha önce de konuştuğumuz üzere, kasıtlı çıkarılan orman yangınları, toplam yangınların çok az bir bölümünü oluşturuyor. Orman yangınlarından kaybettiğimiz alanlar ise, tesislere açılan ormanlık alanların çeyreği düzeyinde.

Peki kasten orman yakanlara idam cezası getirilmesi, yangınların azalmasını sağlar mı?

Bir kere çıkan yangınların sayı olarak yarıya yakınının, alan olarak da yanan bölgelerin yüzde 35’inin sebebi bilinmiyor. Yani bunların bırakın failini, nedenini bile bilmezken, böylesi bir ceza ancak popülist bir adım olabilir. Bir kere ne yaparsanız yapın önleyemeyeceğiniz yangınlar var. Ama önlem alarak engelleyebileceğiniz yangınlar da var. Yıllık üç bine yaklaşan yangın sayısını nasıl binlere düşürebiliriz diye planlama yapmak gerekiyor. Bunun için ormanla iç içe yaşayan köylülerin bilinçlendirilmesi, eğitilmesi, denetimlerin artırılması, yangın riski olan yerlerden yanıcı maddelerin uzaklaştırılması gibi önleyici tedbirlere ağırlık verilmeli. Eğer cezalar çok ağır olduğu halde, ki şu anda öyle, yangınlar devam ediyorsa, o halde cezayı artırmaya değil önleme odaklanmalısınız. Orman yangınlarını idam cezası değil, önlem engeller.

İNSAN UNSURU ORMANIN İÇİNE NE KADAR GİRERSE, YANGIN RİSKİ DE O KADAR ARTAR

Önlemlerden biri de, yanan bölgelerden çok daha fazla orman kaybına yol açan, ormanlık alanları şirketlere kurban eden kanunlarda değişiklik olabilir mi?

Kesinlikle. Madene açılan bölgelerde mesela, kaya patlatmak için kullanılan dinamitlerden çıkacak kıvılcımlar da yangına sebep olabiliyor. Elektrik hatlarını, tesisleri konuştuk zaten… İnsan unsuru ormanın içine ne kadar girerse, yangın riski de o kadar artıyor. Tesisleri azaltır, kalanları sıkı denetler, gerekirse kapatırsanız, orman yangınlarının önemli bir kısmını önlemiş olursunuz.

Bazı uzmanlar orman yangınlarının da ekolojik denge içinde bir yeri olduğunu ve yangınların ormanları gençleştirdiğini söylüyor. Bu doğru mu?

Doğru ama her orman için geçerli değil bu. Dünya üzerinde yangına uyum sağlamış orman tipleri var. Örneğin Akdeniz çevresindeki Güney Avrupa ülkelerinde, Türkiye’de, Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkelerinde bu orman tipleri bulunuyor. Buralarda genelde sert yapraklı maki toplulukları ve kızılçamlar bulunur. Kızılçamlar reçinelidir ve her daim yeşil olmasına rağmen kışın yapraklarını dökerler. Bu yapraklar toprakta birikir ve reçineli oldukları için çok zor ayrışırlar. Bu nedenle toprağın üstünde kalın bir tabaka olarak kalırlar. Bu kalın tabaka, ağaçlardan dökülen kozalaklardan çıkacak tohumların toprağa karışmasını, dolayısıyla çimlenmesini, ormanın gençleşmesini engeller. Fakat yangında toprak üstünde birikmiş kuru yapraklar yandığı için kızılçam ağaçlarının tohumları toprağa düşebilir.

DÜNYA GENELİNDE ORMANSIZLAŞMA ARTIYOR

Yangında kızılçamların tohumları da yanmıyor mu?

Şiddetli yangınlarda kozalaklar ve içindeki tohumlar yanabilir ama kızılçam ağaçları üzerinde çok fazla kozalak bulunur. Normalde herhangi bir çam ağacında kozalaklar üç yıl dururken, kızılçamda bu süre 10-12 yıla kadar çıkabiliyor. Bu da ağaçların üzerinde daha fazla tohum olmasını sağlar. Yangında eğer kozalaklar tamamen yanmamışsa, sıcağın etkisiyle açılır ve tohumlar yanan ormanın külüne düşer. Bu kül de bir bakıma gübre işlevi görür. Çünkü yangında o tabakanın içindeki kükürt, azot gibi besin maddeleri gaz halinde atmosfere karışırken kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi maddeler külün içinde kalır. Yangından sonraki ilk yağmurlarda tohumlar çimlenir ve metrekareye onlarca fidan gelir.

Bu süreci beklemek yerine fidan dikmek daha hızlı sonuç alınmasını sağlamaz mı?

Biz altı-yedi metrekareye bir fidan dikerken, yangın sonrası ağaçlardaki tohumlardan gelen fidan çok daha fazladır. Bu fidanlar da rekabet eder ve koşullara en dayanıklı olanlar hayatta kalır. Kızılçam ormanları böylece değişen koşullara uyum sağlar. Ama Karadeniz’deki bitki örtüsü böyle bir uyum sağlamamış olduğu için, yangının oradaki etkisi bambaşka olur.

O halde yangından sonra her ormanın canlanması söz konusu değil. Ayrıca tesis, yol, havalimanı vs, yapılan bölgelerin, yangından çok daha yakıcı sonuçlar yarattığı gerçeği var. Bir de orman yangınlarının idam cezası gibi popülist çıkışlarla değil, iyi bir planlamayla engellenebileceğini söylüyorsunuz.

Kesinlikle! Eğer ormanları önemsiyorsak gerçekçi ve bütüncül bir yaklaşım benimsemeliyiz. Kamuoyunda bu konuda zaten hassasiyet varken, bu hassasiyeti yangınla mücadeleye dönüştürmeliyiz. Bütün bunlara rağmen artniyetliler olabilir; bunları da denetim ve kontrollerle minimuma indirmeliyiz. Ayrıca nedeni bilinmeyen orman yangınlarının nedenlerini ortaya koymak, varsa failleri bulup adalete teslim etmek ve bunu da görünür kılmak, hangi amaçla olursa olsun orman yakmaya niyetlenenlere geri adım attırır.

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada devasa orman yangınları çıkıyor. Küresel ölçekte yeşil alanlar konusunda nasıl bir sürecin içindeyiz? Bu yangınlar doğayı, ekolojik döngüyü nasıl etkiliyor?

Orman niteliğini kaybeden bir bölge en az on yıl içinde tekrar orman vasfı kazanmıyorsa, bunu ormansızlaşma olarak tanımlıyoruz ve maalesef dünya genelinde ormansızlaşma artıyor. Dünya genelinde çoğunluğu tropikal ormanlarda olmak üzere son otuz yılda 420 milyon hektar orman alanı kaybedildi. 1990’lı yıllarda, her yıl 15 ila 20 milyon hektar ormanlık alan kaybedilirken, Paris, Kyoto gibi uluslararası anlaşmaların da etkisiyle son beş yılda bu oran azalmaya başladı.

TROPİKAL BÖLGELERDE YANGINLARDAN ZİYADE TARIM, MADENCİLİK, YERLEŞİM NEDENİYLE ORMANSIZLAŞMA YAŞANIYOR

Ne kadar azaldı?

Son beş yılda, yıllık net ormansızlaşma 5 milyon hektara kadar geriledi. Tropikal bölgelerde de yangınlardan ziyade tarım, madencilik ya da yerleşim nedeniyle ormansızlaşma yaşanıyor. Ayrıca tropikal orman ağaçlarından elde edilen odunlar çok değerli olduğu için, bu alanlarda aşırı odun üretimi yapılıyor. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi dünyada da insan etkisi nedeniyle orman alanları sürekli azalıyor. Ormanlar iklim değişikliğini yavaşlatmada son derece önemliyken, iklim krizinin de orman yangınlarını artırmada çok belirleyici etkileri oluyor. İlla yanmasına da gerek yok; kurak iklimlere geçiş bölgesindeki ormanlar daha kırılgan ve yağıştaki ufacık azalma, bu ormanların kurumasına neden oluyor.

Ormansızlaşma sorununda üzerinde en çok durmamız, en çok konuşmamız gereken husus nedir sizce?

Ormanlar ve diğer ekosistemler sadece bizim için değil tüm canlılar için habitat oluşturuyorlar. Dünyayı sadece biz kullanmıyoruz; bildiğimiz kadarıyla en az iki milyon farklı canlı türü daha yaşıyor. Bu canlılar ormanlarda, sulak alanlarda, denizlerde, okyanuslarda vs, bulunuyor ve bu alanları kaybederken o canlıları da kaybediyoruz. Orman yangınları, heyelanlar, seller insanların etkisiyle artıyor. Yeryüzü arsa, arazi, istediğimizi yapabileceğimiz bir kullanım alanı değil. Bunu yapmaya devam edersek, artan bir hızla kaybederiz. Ekosistemlerin korunması insanı da korumaktır. Ormanlar tarımın, yerleşim alanlarının, suyun da sigortasıdır. Bu bilinci artırmak zorundayız.

ARTIK SADECE ORMANLARIN VARLIĞINI DEĞİL, GELECEĞİNİ DE DÜŞÜNMELİYİZ

Ege ve Akdeniz’de yangına uyum sağlamış ormanlara fidan dikilip dikilmeyeceği, yanan alanın yeniden yeşerip yeşermeyeceği nasıl anlaşılabilir?

Yanan ananlara bir an önce fidan dikileceği yönündeki açıklamalar da tıpkı uçak-helikopter hadisesinde olduğu gibi, kamuoyu baskısına verilen siyasi yanıtlardır. Çünkü kamuoyunda, yanan alanlara otel yapılacağı endişesi hakim ve siyasiler bu endişeyi bertaraf etmek üzere bu tür adımlar atabiliyor. Oysa Ege-Akdeniz bölgesindeki makilik alanlarda ve kızılçam ormanlarında, eğer yangın sonucu tohumlar tamamen yok olmamışsa, oraları hiç fidan dikmeden altı ay-bir yıl içinde yeniden canlandırmak mümkün. Bunu anlamak için öncelikle yanan alanda inceleme yapılır. Kozalakların, tohumların pek olmadığı genç alanlarda ve yangının çok şiddetli yaşanıp da tohumları yok ettiği bölgelerde fidan dikilebilir. Ama yeterince tohum varsa, toprağın üstüne dallar serilerek kozalaklardaki tohumların toprağa düşmesi sağlanır. Hemen sonraki yağmurlarla o tohumlar çimlenir ve fidanlar çıkmaya başlar. Hatta eğer yangında tohumlar yok olmuşsa da hemen fidan dikmek yerine çevredeki ormanlardan toplanacak tohumlar serpilmeli. Bu da genetik çeşitliliği sağlar. Güçsüzler yok olacak, çevreye, iklime, toprağa vs, uyum sağlayanlar ise ayakta kalır. Bu da ormanın geleceğini kurtarır.

Ne demek bu?

İklim değişikliğine baktığımızda sadece ormanların varlığını değil, geleceğini de düşünmek zorundayız. Çünkü gelecekte çok daha sıcak ve kurak dönemler bizi bekliyor. Bu koşullara uyum sağlayacak bir çeşitliliği sağlamak gerekiyor.