Tam 1 ay oldu. 2 Mayıs’tan bu yana ülke, bir mafya şefinin itirafları ve ifşaatlarıyla çalkalanıyor.

Şimdilik 8 bölümü sosyal medyada yayınlanan bu açıklamaları milyonlarca insan, bir polisiye dizi heyecanıyla karşılıyor.

Son bölümü 10 milyon kişi tarafından seyredilen ve toplamda da 100 milyonluk bir izlenme seviyesine ulaşan bu açıklamalar, kokuşmuş, çürümüş ve suç makinesine dönüşmüş bir devlet aygıtı ile, 20 yıldır bu yapıyla bütünleşmiş bir iktidarın illegal marifetlerini anlatıyor.

Ayrıca bu yapıya hayat veren, başta devlet çizgisindeki siyasal partiler olmak üzere, diğer kurum ve kesimlerin çıkarcı aymazlıklarını, daha doğrusu bu yapının ayrılmaz parçası olduklarını bütün açıklığı ile ortaya döküyor.

Sedat Peker’in ifşaatları ve itiraflarıyla ortaya koymaya çalıştığı fotoğraf, sadece iktidar koalisyonu ve devletin çürümüş, kokuşmuş yapılarıyla ilgili değil. Bu kirli, kriminal yapının topluma karşı işlediği suçlar aslında kollektif cürümler. Hani neredeyse bütün toplum bu yapıyla, iktidarla-devletle bir anlamda suç ortağı haline getirilmiş.

Kuruluşundan itibaren bir suç örgütü gibi çalışan bu yapı, yani devlet, suçunu kollektifleştirip yaygınlaştırarak toplumsal bir körlük yaratıyor ve eleştiriden tepkilerden kendisini bu yolla koruyor.

Bazen bu illegalliğe, yasa ve kural dışına çıkmaya göz yumarak, bazen teşvik ederek, bazen de göstermelik olarak karşı çıkar gibi yaparak sürekli kirlilik üreten yapısını sürdürüyor.

Bu, üzerinde durulması gereken çok kapsamlı bir konu.

Şimdilik 8 bölümü yayınlanan bu trajik tiyatro gösterisi, iki yıl sonra 100 yaşına basacak cumhuriyetin yazılmamış gerçek tarihinin içyüzünü de yansıtan bir işlevi istemeden de olsa şimdiden üstlendi. 

GENÇLER. “BİZ NASIL BİR ÜLKEDE YAŞIYORUZ” DİYORLAR

Belki de, bu olup bitenlerden habersiz, ülkenin hiç bitmeyen, bitirilmeyen sorunlarıyla cebelleşerek, refah ve esenliğe kavuşamadan ömür tüketen genç ve orta yaşlı kuşakların sarsılarak, “Biz nasıl bir ülkede yaşıyoruz?” sorusunu sormalarına neden oldu, bunun devamı gelebilir.

Bu 100 milyonluk izlenme böyle bir sonucu ortaya çıkarabilir mi?

Şimdilik bilmiyoruz ama sosyal medyaya yansıyan onbinlerce tepkiye bir göz atarsak bu videolar, sadece iktidarın değil bütün bir sistemin sorgulanmasına yol açabilir.

Eleştirilerin, yaşanmakta olan rejime, sisteme yönelik daha kapsamlı, temel itirazlara dönüşme potansiyeli taşıma ihtimali var.

Meselenin ironik tarafı şu:

Bir ulus devlet ve bu devlete uygun zorlama, fabrikasyon bir ulus yaratabilmek amacıyla oluşturulan kriminal, baskıcı ve illegaliteyi esas alan bir devlet yapısının bizi getirdiği noktayı, bir mafya şefinin videolarıyla öğreniyoruz!

Videolarda açıklanan vahim meselelerin kaynağı, örneğin bizi Kürt sorunu ile yüzleştiriyor.

Devletin çeteleşmesinin temelinde yatan meseleyle yani...

S. Peker’in özellikle 7’inci ve 8‘inci bölümlerde açıkladığı ve çoğu doğrulanmış iddialar, devletin-iktidarın Kürt meselesiyle ilgili kirli ve kanlı bazı ilişkilerini ortaya koyuyor.

Doğru, bizim gibi bu olayları yakından izleyen ve gerçeklerin ortaya çıkması için yıllardır çabalayan gazetecilerin ve ülkede olup biten karanlık olayların farkında olanlar bu ifşaatların ve itirafların çoğunu biliyoruz.

Kamuoyunun önemli bir kesimi ise bu anlatılanları, açıklanan gerçekleri bilmiyordu. Ya da bilse, öğrense bile Kürt sorunu ve terör gerekçesiyle üzeri örtüldüğü için görmezden geliyordu. Hatta çoğu kez duyduklarına, gördüklerine bile bu nedenle inanmıyordu...

Ama şimdi, bizzat bu olayların içinden birisi, bazılarının faili ve sorumlusu  olan bir suç örgütü liderinin, birinci elden açıklamalarını duyunca herkes kulak kabartmaya, dehşet içinde, “Vay canına neler oluyormuş memlekette” demeye başladı.

Videolar bu nedenle birbiri peşi sıra izlenme rekorları kırıyor.

CUMHURİYET’TEN BU YANA UYGULANAN DEVLET POLİTİKASI

Kürt meselesi söz konusu olunca devletin, Cumhuriyet’ten bu yana uyguladığı gizli devlet politikasının bir aracı olarak, uyuşturucu çeteleri ve illegal yapılarla işbirliği pratiği bugünlere kadar geldi.

Şimdi de yine PKK ve terörle mücadele adı altında, Suriye’deki kirli iç savaşta Kürtleri önlemek, kazanımlarını engellemek gerekçesiyle de her türlü illegal yapıyla, cihatçı çetelerle bir arada karanlık işler çevriliyor.

Esad yönetimine karşı savaştığı ileri sürülen ve adına ‘muhalif’ denilen cihatçı örgütlere, El Kaide uzantısı çetelere, maaşa bağlanmış kafa kesici militanlara silah ve her türlü kaynak akıtılıyor.

Tabii devletin örtülü-örtüsüz ödenekleri vb. imkanlarının bir sınırı olduğundan bu giderlerin karşılanması için uyuşturucu işi yapılıyor.

Petrol ve benzeri ürünlerin yasadışı ticaretinin yanı sıra silah ve uyuşturucu, bu tür savaşların ayrılmaz parçasıdır.

Sedat Peker, arkasında iktidar-devletin olduğu bu karanlık ve kanlı ilişkilerin bir kısmını, kendince devletin bazı kurumlarını da korumaya çalıştığını söylese de, ifşa etti.

MİT’i, Genelkurmay’ı bu işlerin dışında tutmaya özen gösterdi.

Kolombiya - Venezuela hattı üzerinden gelen kokainin güzergahlarından birinin Suriye’nin Lazkiye limanında son bulduğunu anlattı.

Kendisinin Bayır-Bucak Türkmenlerine gönderdiği silah ve araçların yanısıra Saray’da kurulan SADAT adlı şirket eliyle de El Nusra militanlarına silah ve teçhizat aktarıldığını söyledi.

Böylece, MİT tırları ile Suriye’ye gönderilenlerin ilaç ve gıda yardımları değil, silah olduğu gerçeği birinci elden doğrulanmış oldu...

Peki bu olayların, bu kirli ilişkilerin arkasında sadece iktidar koalisyonu mu var? Sadece Saray yönetimi mi olan bitenden sorumlu?

Susanlar sadece onlar mı?

MADEM KOKU HER TARAFA YAYILIYOR, O ZAMAN KONUŞUN

O dönemde AKP’de olup, daha sonra ayrılarak parti kuran ve şimdi muhalefet cenahında bulunan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan da orada değil miydi?

Özellikle Davutoğlu, o dönem Bayır-Bucak Türkmenlerine yardım diyerek TIR’lar dolusu silah gönderildiğinin ortaya çıktığı günlerde nasıl bağırıyordu. “Onlar Türkmenlere yardım, silah falan değil” diye...

Sedat Peker'in Suriye'ye giden silahlarla ilgili iddialarına karşı da Davutoğlu, “MİT TIR'ları olayı sırasında başbakan değil dışişleri bakanıydım” diyerek şimdi  kendisini savundu.

“Sedat Peker'in bu iddialarının MİT TIR'ları ile hiçbir ilgisi yoktur'' dedi.

O zaman hükümette olan Babacan’dan ise hiç ses çıkmadı… O da ekonomiden sorumlu olduğundan bu konularla ilgili saymıyor kendisini zaten!

Bugün, olayı kınayan birkaç açıklama yapmakla yetindi. Olayın 90’lı yılları hatırlattığını söyleyerek savcıların harekete geçmesi gerektiğini belirtti.

Susurluk döneminde istifa etmek zorunda kalan Mehmet Ağar’dan içişleri bakanlığı görevini devralan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, "İddialar çok vahim. Ortaya çıkanlar tam bir rezalet. Bu iç içe geçmişlik, hele kokain meselesi. Bir devletin derini, sığı olmaz” dedi.

Tabii CHP de olayları kınadı. Kılıçdaroğlu ağır konuştu!:

“Mafyayı niye suçluyorsun? Ona yaratılan bir iklim var, iklimi yaratan AK Parti iktidarı. Lağım patladı. Koku her tarafı sarıyor. Hepimiz hissediyoruz o kokuyu.”

Evet, kokuyu herkes hissediyor.

Geçmişte de vardı bu koku. Ama kimse nedense rahatsız olmamıştı.

Mesele Kürtler ve Kürt sorunu olunca herkes burnunu tıkayıp o kokuyu duymadığını söylüyordu.

Oysa Peker’in anlattığı şeyler yeni değil. Üstelik hemen herkesin de bu konuda bildiği bir sürü şey var. Ama herkes susuyor…

Halbuki herkes oradaydı…

Bilip de susan ve devlete biat adına iktidarlara destek verenlerin anlatacağı bir şey yok.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına, savaş tezkerelerine destek verenlerin yapacağı şey, öz eleştiri verip bu pisliğin oluşumundaki sorumluluklarını kabullenmek olmalı...

Bayanlar, baylar, Kürt meselesi denilince üç maymunları oynayanlar…

Politikacılar, iş insanları, yüksek bürokratlar, yüksek hukukçular, yüksek akademisyenler, sözde yüksek medya mensupları ve bu tiyatroya tanıklık edip sesini çıkartmayan herkes…

Hepiniz oradaydınız… Hepinizin bu kokuşmuşlukta ve çürümüşlükte payınız var…

Hadi, şimdi Peker’in 9’uncu videosunu gönül rahatlığı ile bekleyebilirsiniz..