Kemal Kılıçdaroğlu’nun 4 Haziran Meclis darbesi ve sokak muhalefeti üzerine yaptığı açıklamalar, yakın çevresinde de epeyce tepkiye neden oldu herhalde...

Zira CHP lideri, tutuklamalardan beş gün sonra da olsa 2 HDP milletvekilinin adlarını anabildi. Adalet Yürüyüşü’nün 3. Yıldönümünde (dün) Kimse bu yürüyüşün bir son olduğunu düşünmesin, bu yürüyüş bizim ilk adımımızdır" dedi.

Tabii bu “ilk adım” ise üç yıldır başka adım atılıp atılmadığı ya da bir sonraki adımın acaba ne zaman atılacağı sorusu akla geliyor. Ayrıca tam da HDP, türlü engellemellere ve zorluklara rağmen Demokrasi Yürüyüşü’nü başlatmışken ve Başak Demirtaş, iğrenç bir tehdide maruz kalmışken...

Demokrasi, insanlık ve adalet gibi herkesin ortaklaşabileceği bir mesajla bu yürüyüşü “görmek” çok mu zor? Anlaşılan öyle. Anlaşılan, Selvi Hanım’ın Başak Hanım’ı araması yeterli.

Bu yazıyı yazarken bir yandan HDP’nin Edirne ve Hakkari’de başlattığı yürüyüşü takip ediyorum. Malum, HDP yürümesin diye koronavirüs imdada yetişti. 10 il “Koronavirüs salgını” bahanesiyle kapatıldı. Edirne’den polis müdahalesi ve gözaltılar, Hakkari’den ise sokak kapatma haberleri geliyor.

ANAYASAL HAKLARI UNUTAN BİR MUHALEFET

Bu yöntemlerin hiçbiri, maalesef sürpriz değil. Öte yandan iktidarın, muhalefetin halkla buluşmasından, görünür olmasından, içi boşaltılmış bir torbaya dönüşen Meclis’in dışına çıkmasından ne kadar rahatsız olduğunun kanıtı.

Peki muhalefet AKP+MHP ve küçük neo milliyetçi ortakları aracılığıyla sokağın kriminalleştirilmesi ve Anayasal hakların yok sayılmasına karşı ne yapabilir?

Saray destekli polis şiddeti, linç riski veya yalnızlaştırılma ihtimalini yok saymıyorum. Ancak siyaset, bir iddia ve cesaret işi değil mi? Muhalefet, temel haklara sahip çıkmayacaksa kim çıkacak?

Demokrasi İçin Birlik (DİB) HDP’nin demokrasi yürüyüşüne dair desteğini açıklarken anayasanın güvencesi altındaki temel hak ve hürriyetleri hatırlattı.

Acaba muhalefetin temsilcileri, her konuşmanın başında, tek bir Anayasa maddesini hatırlatarak başlasa (veya bitirse) unutulan, unutturulan haklar da daha fazla gündeme gelmez mi? Tabii bunu yapabilmek için öncelikle kendilerinin yürüyüş ve gösteri özgürlüğüne inanmaları gerek!

SOKAK MUHALEFETİ YÜRÜYÜŞ YAPMAKTAN MI İBARET?

Dikkat ediyorum, sokağa çıkmak denince muhalefetin de aklına “bağırıp çağırmak” hatta “yıkmak dökmek” geliyor. Bu bakış, özellikle Gezi’den bu yana iktidarın biteviye işlediği “yaktılar kırdılar döktüler/ hükümeti devirmeye kalkıştılar” iddialarının kabulü anlamına geliyor.

İsyanın neden başladığını, insanların neden sokaklara döküldüğünü ve neden tüm Türkiye’ye yayıldığını (gencecik insanların öldürülmesi) unutturmak ve başka bir hikâye yazmak bu iktidarın politikası, muhalefetin değil! Kaldı ki bu ceberrut yönetim ve yargıdaki araçları dahi Gezi’nin barışçıl eylemleri, sivil itaatsizliği yargılayamadı. Asıl mesele de bu zaten.

Dolayısıyla ikinci sorum şu: Sokak muhalefeti deyince neden akla gelen tek eylemlilik “yürüyüş ve basın açıklaması yapmak” oluyor? Tabii ki sokağı terk etmemeli, ancak daha yaratıcı olmanın yolları yok mu?

Gezi’nin binbir tecrübesinin yanı sıra, dünyadan örneklere bakalım: Kadınların şiddete karşı yaptıkları danslı gösteriler, “Black Lives Matter” protestolarından futbol sahasına kadar yayılan “diz çökme” jesti...

ANADOLU’DA YALNIZ BIRAKILAN ÇEVRE DİRENİŞLERİ

Önemli bir soru daha: “Sokak muhalefeti” büyükşehirlerdeki meydanlardan, iller arası yürüyüşlerden mi ibaret?

Farkında mısınız bilmiyorum. Bugünlerde, tıpkı Gezi’den önceki yıllarda olduğu gibi, Anadolu’nun dört bir yanında küçük direnişler var. Çok yalnızlar.

Yerel halk, köylerine, sularına, ağaçlarına, doğaya yapılan devlet destekli şirket saldırılarına karşı direnmeye çalışıyor. Hem de OHALimtrak şartlar altında!

Kaz Dağları’nda madene karşı tutulan Yaşam Nöbeti jandarmalarla engelleniyor, korkunç para cezalarıyla eylemciler yıldırılmaya çalışıyor...

Bursa Kirazlıyayla’da köylüler, atık barajı ve zenginleştirme tesisine karşı direndi diye gözaltına alınıyor...

MNG Holding’in Kamilet Vadisi’ndeki HES inşaatı, canım vadiyi geri dönülmez bir yıkıma sürüklüyor. Bir avuç çevreci ses çıkarıyor.

Muhalefet, ezberinden çıkmayı ve bu talanların karşısında halka destek vermeyi neden başaramıyor? Birkaç siyasetçinin bireysel çabaları dışında, neden köyün, dağın, ağacın, vadinin, dolayısıyla en değerli varlıkların talanına kararlı biçimde karşı çıkamıyor?

Sadece seçimden seçime muhalefet ederek, varlık göstererek demokrasiye sahip çıkılamayacağını, değişim olmayacağını neden anlamıyorlar?