Pandemi de ‘Allahın bir lütfu’ mu?



Artı Gerçek

Yeni yasalar devletin sıkı gözetimine, toplanma ve ifade özgürlüklerinin kısıtlanmasına yol açarken önümüzdeki onyıllar boyunca sivil hayatı, siyaset ve ekonomiyi şekillendirebilir.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, yapımı devam eden hastane şantiyelerini ziyareti, koronavirüs yönetiminin karikatürü gibiydi: Fotoğraflarda Cumhurbaşkanı 10 metre kadar uzaktan, kırmızı beyaz şeridin arkasındaki işçilere el sallıyor.

Maskeli/ maskesiz, sosyal mesafesiz, çalışmak zorunda olan işçiler bir yanda... “Yeni hastaneler yaptıracağım” iddiasıyla, varolan devlet hastanelerini çürümeye terk eden, Atatürk havalimanı binalarını kullanmak yerine pistlerini deldirmeyi tercih eden AKP Genel Başkanı güvenliden öte, ulaşılamaz bir uzaklıkta...

Pandemi, hepimize sosyal mesafeyi zorunlu kıldı. Fakat toplumu eşitlemedi, aksine eşitsizlikleri daha görünür hale getirdi. 

Aslında Cumhurbaşkanı ve halkın arasında adı konmamış bir “sosyal mesafe”, salgın öncesinde konmuştu.

Hem sembolik, hem yönetsel olarak.

Saray’ın kapısından kilometrelerce uzaktaki kalabalıkları selamlayan, koruma ordusuyla gezen Erdoğan’ı, ancak kendi danışmanları, trolleri, bakanları, ortağı veya ailesiyle yakın mesafede ve mesaide görür olmuştuk.

Saray, muhalefet liderleri, milletvekilleri, randevu için devamlı kapısını çalan CHP’li belediye başkanları, sivil toplum ile kendi arasında aşılmayacak sosyal mesafeleri zaten koymuştu.

GİDEREK AÇILAN SİYASİ MESAFELER

Salgın hastalık, sadece sağlık açısından değil siyaseten de mesafelerin kapanmayacağını, aksine, giderek açılacağını gösterdi.

Yan yana gelmek ne kelime? HDP’li siyasetçileri bir bir hapse yollamak yetmedi. CHP’li siyasetçiler, “hesabı henüz dürülememiş” muhalifler, susmak bilmeyen gazeteciler ve sivil toplum, sırayla hedef tahtasına oturtuluyor.

En kolayı “terörle bağlantılı” suçlar yaratmak... Eskiden bunlar, yargıdaki Gülen üyelerinin düzmece belgeleriyle hazırlıyordu. Şimdi kitabına uydurmaya ihtiyaç dahi duyulmuyor. Yani düzmece belge bile yok. “Kanıt” diye sunulanlar ya suç kapsamında değil ya da yargıdaki trollerin hayalgücünden ibaret.

Cumhuriyet gazetesinden HDP’li siyasilerin davalarına, Gezi’den, “MİT yasasını ihlal”den gazetecileri hapsettirmeye, Kavala’dan Kozağaçlı’ya, hepsi ve daha fazlasında bunları gördük.

İki aylık pandemiyle mücadele esnasında yapılanlara bakın:

“İnfaz düzenlemesi” denen bir garabet çıkarıldı... Fırsat bu fırsattır denilerek ülkenin dört bir yanında doğayı talan etme girişimleri sürüyor... Açlık grevlerinde Grup Yorum üyesi üç insanın ölümünü engellemek adına insanca bir çaba görmediğimiz gibi şiddet dalgası, cenazeye bile yöneldi... Hatta Gökçek’in ölümüne üzüldüğünü sosyal medyada paylaşan bir hâkim hakkında inceleme başlatıldı.

Televizyonda komşularını öldürmekle tehdit edeneyse hiçbir işlem yapılmadı.

Kaybetme korkusuyla daha da saldırganlaşan, kutuplaştırarak kendini var eden bir rejimle yönetildiğimiz yeni bir haber değil şüphesiz.

Pandemi, terör veya darbe tehdidi gibi yeni bir olağanüstü durum yarattı. Ancak koronavirüsle mücadele süreci, tüm “normalleşme” çabalarına rağmen kolay kolay sonlanmayacak gibi gözüküyor. Olağanüstü durum, sadece ekonomik olarak değil siyasette de kalıcılaşma tehlikesini içeriyor. 

OTORİTER VE BASKICI REJİMLERİN PANDEMİSİ

Dünyada “Koronavirüs sonrası ne olacak?” tartışmaları sürerken otoriter yönetimlerin daha da güçlenebileceği ihtimali üzerinde duruluyor.

BM Özel Raportörü Fionnula Ni Aolain, salgına paralel olarak “otoriter ve baskıcı yöntemler epidemisi”yle karşılaşabileceğimiz uyarısında bulunuyor.

Salgın sürecinde alınan geçici tedbirler, bazı ülkelerde kalıcılaşabilir. Yeni yasalar devletin sıkı gözetimine, toplanma ve ifade özgürlüklerinin kısıtlanmasına yol açarken önümüzdeki onyıllar boyunca sivil hayatı, siyaset ve ekonomiyi şekillendirebilir.

Malum, Güney Kore ve Singapur’da pandemiyle mücadele için kullanılan yeni gözetim sistemleri alkışlanıyor. Başka ülkelerde de benzer uygulamalar devreye sokuldu.

İsrail’de “terörle mücadele” amacıyla geliştirilen ve cep telefonlarından veri toplayan bir sistem, vatandaşların hareketlerini takip edebilmek için kullanılacak. Böylelikle devlet, izolasyon tedbirlerine uymayan kişileri altı aya kadar hapse gönderebilecek.

Asıl sorun, bu bilgilerin başka hangi amaçlarla, ne kadar süreyle kullanılacağı.

“2. Dünya Savaşı sonrası gibi” yorumları boşa değil. Dünya düzeni yıkılıyor ve yeniden kuruluyor, şekilleniyor. Özellikle otokrat liderler açısından COVID-19, tabiri caizse “Allahın bir lütfü”na dönüşebilir.

 

YAZARIN TÜM YAZILARI