Yeni normal ne olacak?



Artı Gerçek

Her şeyden evvel, Türkiye’deki en önemli sorun yüksek gelir ve fırsat eşitsizliği. Salgın, bu eşitsizliği daha da körükleyecek.


Koronavirüs salgınını kontrol altına alabilen ülkelerde, yavaş yavaş kısıtlamaların kaldırılması, iş yerleri ve okulların açılması için takvimler belirleniyor.

23 Nisan’dan bu yana günde sıfır ila üç yeni vaka tespit eden İzlanda, pazartesi orta eğitim kurumları ve üniversitelerini açtı. Hindistan’ın Yeni Delhi şehrinde, 40 gün süren sokağa çıkma yasakları hafifletiliyor. Japonya ise sokağa çıkma yasaklarını 31 Mayıs’a kadar devam ettirecek.

Türkiye’de de herkes “normalleşme” takvimini konuşuyor. Yetkililer “bayram sonrası”na işaret ederken hekimler, sağlık uzmanları acele etmemek gerektiği ve salgının kontrol altına alınmasının zaman alacağı görüşünde.

AVM’lerin 11 Mayıs’ta açılması konuşulurken Meclis’in 2 Haziran’a kadar kapalı olması, rejimin önceliklerini özetler nitelikte. Oysa “işler”in eskisi gibi yürümeyeceği ortada. Bu olağanüstü durumun karşısında muhalefetiyle, bilim insanıyla, sivil toplumuyla ortak çözümler aranması bir lüks değil, gereklilik.

“Yeni normal” denen şey, pek çok alanda köklü değişiklikler getirecek. Türkiye hem kaynakların kullanımı hem otoriter yönetim biçimi nedeniyle bu konuları ciddi ve verimli olarak tartışmaktan, çözmekten uzak bir tablo çiziyor.

DÜNYADAN ‘YENİ NORMAL’ ÖRNEKLERİ

Dünya, ekonominin bir daha 2008 krizi öncesine dönemeyeceğini konuşuyor. Salgın dalgalarının sürmesi, izolasyon tedbirlerinin hafifletilerek de olsa sürmesiyle birlikte bu gerçeğin hayatımıza yansıması, çok daha ağır olabilir.

Bir noktada kepenk kapatan iş yerleri, işleri yavaşlatıp daraltanlar –eğer birkaç aylık kayba dayanabildiyse- tekrar açılacak. Ancak pek çok sektör, aldıkları ağır darbeden sonra “eskisi gibi” işlerini sürdüremeyecek.

New York Times, Asya’dan “yeni normal”e dair örnekler vermiş: Hong Kong restoranlarında masalara, 2’şer metre mesafe koşulu kondu. Türkiye’yi düşünün: Yiyecek içecek sektöründeki küçük, sıkışık mekanlar için benzer bir uygulama, sonları demek.

Çin’de öğrencilerin ateşleri ölçülüyor, kantindeki masaların arasına plastik ayırıcılar kondu. Herkes kendi başına ve konuşmadan yemeğini yemek zorunda, tükürük saçmamak için. Türkiye’nin kalabalık okullarında yine çok zor olabilecek bir uygulama.

Turizm, en ağır darbeyi yiyen sektörlerden. Pekin’de Yasak Şehir’in günlük ziyaretçi sayısı ortalama 80 binmiş, şimdi 5 binle kısıtlanacak.

Türkiye’de de bir takım önlemlerle otellerin açılması gündemde. Sosyal mesafeyi sağladınız diyelim. Peki gıdadan dezenfeksiyona, denetimi nasıl sağlanacak? Salgın riski geçmeden kaç insan otele gider?

Sydney’de kuaförler, kısıtlı sayıda müşteriye hizmet vermeye başlamış. Fakat kuaför salonlarındaki dergiler kaldırılmış. Küçük işletmeler için bir kabus, zaten iyice daralan yayın sektörü içinse belki de son...

BİZİ NE BEKLİYOR?

Prof. Dr. Erol Taymaz, Yetkin Report’a yazdığı yazıda COVID-19 salgınının olağanüstü istihdam kaybına yol açacağını, konaklama, yiyecek, seyahat, perakende gibi hizmet sektörlerine ek olarak imalat sanayinde de keskin bir düşüş yaşandığını anlatıyor.

Sadece COVID-19’un yayılmasını engellemek için alınan idari tedbirler sonucu 4,2-6,5 milyon kişinin işsiz kalması söz konusu.

Hangi sektörler ve toplumun hangi kesimleri bu salgının ekonomik etkilerine ağır biçimde maruz kaldı, ne kadar gelir kaybına uğradı?

Doç. Dr. Aylin Bayar, Prof. Haluk Levent, Prof. Öner Günçavdı’nın Toplumcu Düşünce dergisine yazdığı makalede bu sorulara cevap arandı.

Her şeyden evvel, Türkiye’deki en önemli sorun yüksek gelir ve fırsat eşitsizliği. Salgın, bu eşitsizliği daha da körükleyecek.

Kısmen iyimser senaryoya göre en yüksek yüzde 20’lik ile en düşük yüzde 20’lik gelir grubunun arasındaki yedi kat gelir farkının, korona salgını sonrası 8.6 katına çıkması bekleniyor.

Ekonomik durumun ağırlaşması, bu farkı daha yüksek seviyelere, üstelik büyük hızla çıkarabilir. Aniden ortaya çıkan, bir çeşit “şok dalgası”yla karşılaşabiliriz.

İktisatçılar, kaynak kullanımında değişikliğe gidilmediğine ve bu durumun mücadeleyi güçleştirdiğine dikkat çekiyor. Bir başka deyişle, inşaat ve büyük altyapı harcamaları ile ekonominin çarklarının döndürülebilmesi artık mümkün gözükmüyor.

YAZARIN TÜM YAZILARI