Barcelona fatihi, yani "malum şahıs", aslına rücu etmeye başladı. 

Oysa İmparatore hazretlerinin kuyunun dibinden çıkarıp kaptan olarak sahaya sürdüğü ilk günlerde nasıl da kedi gibi munis; takım arkadaşlarına, hakemlere, hatta rakip oyunculara karşı ne kadar da centilmendi. 

Demek rol yeteneği buraya kadarmış. 

Malatya'da gördük ki, huylu huyundan vazgeçemiyor. 

Gazeteciye küfürler savuran, hastane basıp tedavi görmekte olan kişiyi tabancayla tehdit eden karakterin ıslah olması kolay değilmiş meğer.

Göz göre göre faul yapıyor, hakem düdüğü çalınca da, rahmetli Vahi Öz' ün "Horoz Nuri" tiplemesindeki yürüyüşüyle dayılanıyor.

Yakında bakın daha nelerini göreceğiz. 

Galatasaray yatsın-kalksın kulübün sağlık ekibine dua etsin; Muslera'yı tekrar sahalara döndürdüler de kaptanlık, layık olan bir ADAMa geçti diye... 

***

Son yirmi dakikası hayli sıkıcı bir maç izledik. 

İlk 45 dakikada, iki takımda öne çıkan sadece iki kişi vardı:

Marcao ve Hadepe. 

Kadrolar anons edilirken ev sahibi tamımın Zimbabveli'sinin adını duyduğumda, AİHM'nin kararı nihayet uygulamaya konuldu ve Selahattin Demirtaş tahliye oldu, Malatyalı stat spikeri de coşkuyla son dakika haberi veriyor sandım. 

(Gerçi ben "H"ye "he", "K"ye "ke" derim ama çoğu kişinin hata yaptığını bildiğimden, "HaDePe" dediklerinde "HeDePe" dediklerini anlarım).

***

Malatya, en ciddisi maçın başında olmak üzere birkaç pozisyona girdiyse de, maçın tamamında Galatasaray daha üstün göründü. 

Göründü de, kendi sahasındaki üst üste iki maçta bir düzine gol atan takımın, dış sahadaki karşılaşma boyunca gol yollarında bu kadar etkisiz olmasına ne demeli? 

Acaba oyunun hakkını verdiği zaman parmak ısırtan Feguli'nin henüz 25'inci dakikada sakatlanıp çıkması mıydı bunun sebebi? 

Sanmıyorum. 

Benim gördüğüm yanlışlık, Feguli'nin eksikliğinden çok, malum şahsın fazlalığıydı. Böyle düşünmemin tek nedeni, bir ara oyun kurmaya çalışan Babel'in ayağından topu çekip alması ya da galibiyetin, oyundan çıkmasından sonra gelmesi değil.

Bu şahıs hem yeteneğini büyük ölçüde kaybetmiş, hem de hantallaşmış. Ayrıca beyni de kaslarına hükmedemiyor.

Maçı bir daha izleyin; o çıktıktan sonra takım nasıl canlanmış göreceksiniz... 

***

Malatya'da milyonlar harcanarak inşa edilmiş bir stat var ama saha yok. 

Sakatlıkların tümünün nedeni, zeminin bozukluğu. Sakın bunu yağışa falan bağlamayın. 

Almanya'nın Hollanda'yı 2-1 yenip Dünya Kupası'nı kazandığı maçı Münih'te izlememin üzerinden neredeyse yarım asır geçti. İlkyarıda öyle bir yağmur boşandı ki, maçın erteleneceğinden hiç kuşkum yoktu. Oysa maç daha zevkli ve heyecanlı hale geldi. Ne bir çukur, ne nokta kadar bir çamur. 47 yıl önceden, Franz Beckenbauerlerden, Johann Cruyfflardan söz ediyorum arkadaşlar...

***

Bilmem dikkatinizi çekti mi? 

Maçlarda top, genellikle kameraların rte posterini milyonlarca kişiye gösterebileceği noktalardan taca çıkar. Bu maçta öyle bir şey olmadı. Acaba futbolcular muhalefet olsun diye eyleme mi kalkıştı, yoksa İmparatore ve Hamzaoğlu muhalif de, oyuncularına, "Topu o posterden uzak bir yerden taca atın" diye talimat mı verdi? 

Hangi ihtimal olursa olsun, SS'in bu eylemi araştırması gerektiği kanısındayım... 

***

Son söz: Şansı yaver gitse galip bile gelebilecek olan Malatya, kendi ihmalinin kurbanı oldu. Patates tarlasında, üstelik sahanın en etkisizi Babel'in 27 metreden savurduğu orta sertlikteki şut, köstebek yuvalarından birine çarpıp kaleciyi şaşırttı. 

Umarım ders olur...