Altbaşlığa önce "Mustafa: 2 - Erzurumspor: 0" demeyi düşündüm ama Muslera, Ömer ve Yedlin'in hakkını yememek için vazgeçtim...

Şampiyonluğun dört adayından biri olan takım nasıl bu kadar hata yapar? 

Proje gereği üstünün kapatılması gerekirken, birilerinin son dakika katakullisiyle vazgeçilen bir saha pattis-suvan tarlasına dönmüşken, vırt-zırt geri pas mı verilir? 

Eğer bunlardan biri gol olmadıysa, konuk takımdan hakkıyla şut çıkmamasındandır...

***

Siz hiç gol pozisyonu olmayan maç izlediniz mi? Şahsım bugüne kadar rastlamamıştı. Bu maçtan önce televizyondan Antalyaspor-Başakşehir maçına da bakayım dedim. İyi ki de vakit bulmuşum. Hem vallahi hem billahi 0 (sıfır) pozisyon. 

İyi ki izlemişim çünkü Erzurum'un çabasını görünce, Yanal-Kocaman ikilisine de futbolcularına da acıdım doğrusu...

Eğer Galatasaray'ın hatalarına ceza kesilmediyse, nedeni, Erzurum'un oyun anlayışından değil, yetenek açısından kısıtlı olmasıydı... 

***

Hakemler Kılınç Emre'nin golünü iptal etmekte haklıydı. Çünkü gol vuruşundan iki önceki pozisyonda topun Onyekuru'nun koluna çarptığını sandılar. 

Haklılar da. Çünkü çocuk o kadar ince ki, bedeni normal insan kolu kalınlığında... 

Mesela stadyumlardaki malum pankartta, rte'nin burnu bile Onye'nin vücudundan heybetli...

***

Yeri gelmişken bir konuyu daha arz edeyim...

Artı TV canlı yayınında söylediklerimi sayın rte de, sizler de duymamış olabilirsiniz diye bir daha vurguluyorum:

Cumhurbaşkanı ve akepe liderinin devasa fotoğrafının yer aldığı ve tüm stadyumlara asılan pankartlar malum. Ne mesaj veriyor evrenin hakimi? 

Maske, mesafe, temizlik. 

İyi, güzel de oralarda kimler var? 

Futbolcular, hakemler, teknik heyet, birkaç yönetici, masör, malzemeci, sağlık görevlileri. 

Ama bu mesajı dinleyen yok ki...

Biri gol atıyor; haydaaa. Millet altalta, üstüste. Öpüşenler, sarmaş dolaş olanlar, sevinç gözyaşları birbirlerininkine karışanlar... 

Ya da hakemler beğenmedikleri bir karar veriyor; bu kez de tükürükler saçarak adamın üstüne yürümeler, parmağını burun deliğine dayamalar... 

Hani nerde maske, mesafe, temizlik?.. 

Bu yanlıştan dönülmeli, o pankartlar derhal indirilmelidir. 

Eğer stat yöneticileri bildiklerini okumaya devam ederse, kuşkum yok ki sayın rte gereken talimatı verecektir. 

Çünkü o, attığı her adımı akla, mantığa, sağduyuya dayandırandır. 

Benden uyarması... 

***

Gelelim sahanın yıldızı Mustafa'ya... 

Mısırlı, ne kadar isabetli bir transfer olduğunu, iki golle bir kez daha gösterdi. Özellikle Barcelona fatihinin ofsaytta olduğunu göre göre atağına devam ederek attığı gol, becerinin yanısıra zeka ürünüydü. 

***

Bir başka önemli konuya da değinelim... 

Futbol liglerinde anadili arapça olanlar arttıkça, özellikle spor medyasının dil cehaleti de daha net biçimde ortaya çıkıyor. 

Tamam, insandır, hata yapar. Ama neden düzeltmeye çalışmaz? 

Ömer, Ebubekir halife, Muhammed Mustafa peygamber ismi değil mi? 

O halde neden Omar, Abubakar, Mostafa Mohamad diye yazıyorsunuz?.. 

Peki kiminiz, Galatasaray'ın son Arabının adını "Mostafa Mohamad Ahmad Abdala" diye yazıp telaffuz ederek çok mu ayrıntılı bilgiye sahip olduğunu sanıyor?.. 

Büyük hata yapıyorsunuz beyler. 

Bilmemek ayıp değil; sorun, öğrenin. 

Arabın soyadı olmaz; isminin sonuna eklenen, babasının adıdır. 

Yani Ahmet Abdullah, Mustafa Muhammed'in babası... 

Konu isimlerden açılmışken, Mustafa'nın geldiği yerden de söz edelim ki, dağarcığımızda, bu çocuğun Florya öncesi ortamı hakkında da malumatımız olsun... 

Zamalek, Kahire'deki Cezire adasında yer alan sanat ve turizm merkezi. Ama bu ada denizde değil, dünyanın en uzun nehri Nil'de. Mustafa'nın kulübü de adını buradan alıyor. Mısır'ın sanat ve iş dünyasından ünlü isimler, Zamalek'te oturmayı tercih ediyor. Resim-heykel müzeleri, çeşitli sergiler, lüks otel, lokanta ve eğlence yerleri hep Zamalek'te. Ülkenin, firavunlardan sonra uluslararası üne sahip birkaç kişisinin arasında sayabileceğimiz Umkultum da, hayatının son yıllarını buradaki evinde geçirdi. Mısırlıların Keops, Kefren ve Mikerinos'tan sonra "Dördüncü Piramit" olarak andığı Umkultum Türkiye'de de o denli sevildi ki, (kim yakıştırdıysa helal olsun) her daim "Ümmügülsüm" diye anıldı. 

Erkin babanın "Bu Sana Son Mektubum" diye adapte ettiği "İnta Omri / Hayatımsın" adlı parçası, Japonya'dan İrlanda'ya milyonlarca müzikseverin kulaklarında bugün de yankılanmaya devam ediyor... 

Bölge ahalisi, futbol tutkusuyla da biliniyor. 47 yıl önce meydana gelen "Zamalek Faciası", bu tutkunun şiddetini de ortaya koyuyor...

Tarih 17 Şubat 1974. 

O zamanki adı Çekoslovakya olan ülkenin Dukla Prag takımı, hazırlık maçı ıçin Zamalek'e konuk oluyor. Kırk bin kişilik stadyuma seksen bin kişi hücum edince de duvarlar yıkılıyor ve elli kişi çöküntü altında can veriyor...

Demem o ki, bir kişiyi değerlendirirken, onun hangi ortamda, hangi şartlar altında yaşadığının, kimlerle oturup kalktığının, dünyaya hangi pencereden baktığının bilinmesi de önemlidir... 

Ben de böyle bir mesaj vermek istedim. 

Başka niyetim yok.