Türkiye'den kaçtı, koronaya yakalandı



Artı Gerçek

Fethullah'ın elini-eteğini öpüp maçlarını şereflendirmesini isteyenler, hooop, çekirge gibi sıçrayıp ortalıktan çekildiler.


SİVASPOR: 2    GALATASARAY: 2

 

Fetö'yü futbola soktuğunu dünya âlem biliyordu. Çok gözönünde olduğundan, servetini bağışlasa bile kurtulamayacağını hesaplamış olmalı ki Çin'e vınladı. Amaaa...

Gazeteci kardeşlerim Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu, daha önce yayımlanmış bir haberi gündeme getirince, "Devletin istihbarat faaliyetiyle ilgili bilgi ve belgeleri ifşa ettikleri" gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konuldular.

Hukukçular, Bursa'da sağır sultanın duyduğu bir haberin tekrar yayımlanmasının suç teşkil etmeyeceğini hatırlatarak, asıl nedenin, iki Barış'ın ortaklaşa yazdıkları "Metastaz" adlı kitapta, tarikatların, devletin tüm kurumlarına nasıl sızdıklarını anlatmaları olduğu yorumunu yaptı...

Acaba sızan sadece tarikatlar mıydı ve sızılan sadece devletin kurumları mıydı?

Şöyle biraz geriye gidelim...   

Galatasaray'ın, 12 yıl önce, lisenin Tevfik Fikret Salonu'nda, İrfan Aktar başkanlığında yapılan Divan Kurulu toplantısında, eski yöneticilerden, eski mesai arkadaşım, gazeteci Fatih Altaylı'nın, kulüpte tarikatçı yapılanma olduğunu öne süren yazısı gündeme gelmişti...

Fethullah Gülen cemaatiyle yakınlıkları olan kişilerin, kulüpte altyapılara kadar indiğini vurgulayan ve Hakan Şükür'ün Fenerbahçe derbisi öncesi, “Bir takım kesimler tarafından kutlu doğum haftası olarak kutlanan” zamana vurguda bulunulduğunu hatırlatan Altaylı'nın yazısına, Aktar, başkan Adnan Polat ve üyeler konuşmalarında değinmişti...

Toplantıya katılan ve bugün hayatta olan üyeler ve gazeteciler hatırlayacaktır; İrfan Aktar, konunun çok hassas olduğunu belirterek, “Kulübümüzde 1350 lisanslı sporcumuz var ve bunların hangi dine, tarikata bağlı oldukları bizi ilgilendirmez. Cumhuriyet değerlerine ve lâikliğe sonuna kadar bağlı olan Galatasaray camiasının isminin, bazı dini konulara karıştırılması bizi ciddi biçimde rahatsız eder. Yönetim Kurulu konuyu gündeme alır. Daha fazla açıklama yapılmasına gerek duymuyorum” demişti...

Başkan Adnan Polat ise üyelere gönüllerini ferah tutmalarını söyledi ve özetle şöyle konuştu:

“Özellikle inançlarla ilgili konularda çok hassasız. Benimle ilgili de birçok yakıştırma yapılıyor. Atatürk ilkeleri ve onun ışığı altında hayat felsefesi edinmiş bir Galatasaraylıyım. (Atatürk'ün hayat felsefesine ne kadar bağlı olduğu, Hakan Şükür'ün, Tayyip Erdoğan tarafından kıyılan nikâhında da zaten anlaşılıyordu.) Ama insanların inançlarına da her zaman saygılı oldum. Bundan sonra da saygılı olacağım. Spekülasyonlara lütfen kulaklarınızı tıkayın. Galatasaray laik, demokrat Türkiye'nin en önemli bayraktarlarından biridir. Böyle de devam edecek...”

Polat'ın spekülasyonla suçladığı Fatih Altaylı, yukarıdaki olaydan on yıl sonra, yani 2018'de, Habertürk'teki köşesinde şunları yazıyordu:

"Yabancı gazeteciler Adnan Oktar çetesi hakkında bilgi almaya geldikleri zaman sordukları sorulardan biri de paranın kaynağı oluyordu. Ben de onlara müritlerin ailelerinden çalınan paralar, ABD'de bazı kiliselerden ve İsrail'deki bazı hesaplardan aktarılan paralardan söz ediyordum. Bunun yanı sıra Türkiye'de 1990'lardan itibaren kurdukları şirketlerden ve bunların kimi bakanlıklar ve kimi belediyeler tarafından desteklendiğini anlatıyordum..."

Sevgili okurlar; Fatih Altaylı'ya mı inanırsınız, yoksa 2011 yılında Aslantepe Ali Sami Yen Spor Kompleksi'nin açılış töreninde zamanın başbakanı rte'yi ıslıkla protesto edenlerin güvenlik kamerası görüntülerini savcılığa teslim edeceğini açıklayan "Atatürk ilkelerini benimsemiş ve insanların inançlarına her zaman saygılı olan" Adnan Polat'a mı?

Karar sizin...

***

Derken 15 Temmuz patladı.

Fethullah'ın elini-eteğini öpüp maçlarını şereflendirmesini isteyenler, hooop, çekirge gibi sıçrayıp ortalıktan çekildiler. Kiminin, "Aman kendimi unutturayım" diye Çin'e kadar kanatlandığı konuşuluyordu. (Korona salgınıyla birlikte Atlas Okyanusu'ndaki bir ada-devlete kaçtığı öne sürülüyor.)

***

Peki, sadece tarikatlar mı soktu burnunu kulüplerin içine?

Lütfen hatırlayınız; gerek bu köşede yazmaya başladığımdan beri, gerek Asena Özkan'ın Artı Tv'de hazırlayıp sunduğu spor programlarına her katıldığımda, Türkiye'de futbolu Katarlıların yönettiğini ısrarla iddia ettim.

Sırf Emir efendi hazretlerinin bein televizyonu reklamlardan azami gelir elde etsin diye maçların olur olmaz gün ve saatlere konulması mı dersiniz...

Anadolu takımları biraz palazlanıp yukarı tırmanmaya başladığında hakemlerin -elbette direktif üzerine- göz göre göre haklarını çatır çatır yemesi mi dersiniz...

Ha şimdi "Trabzon Anadolu takımı değil mi" diyeceksiniz.

Evet, Anadolu takımı ama Esenler Belediye Başkanı'nın, Trabzonlu Ekrem İmamoğlu'nu aklınca küçük düşürmek için "Pontus artığı" şeklindeki ifadesiyle iktidarın prestijini kaybettiği seçim bölgesini nasıl teskin edeceksiniz?

Kuşku yok ki bunun çaresinin, Trabzonspor'u şampiyonluğa itelemek olduğunu hesapladılar.

Damadın ve eteğine yapışanların çabalarını, doğuştan görme ve işitme engelli olan arkadaşlarım bile biliyor...

Daha geçen hafta Rize'yle yaptıkları maçta Trabzonsporlu futbolcunun ceza sahasında topu kundaktaki bebesi gibi taşıyıp götürdüğünü bizler 900 küsur kilometre öteden gördük ama sahadaki ve var'daki hakemler görmezden geldi...

***

Dönelim Katar'a...

Türkiye Kupası'nın finalini Katar'da oynamak için statü değiştiriliyormuş.

Gerekçesi de finalist iki takımın kasasına 1'er milyon dolar girecek olmasıymış.

Siz hiç bir ülkenin adına konulan kupa finalinin başka bir ülkede oynandığını duydunuz mu?

İyi bari; Topkapı Sarayı'ndaki paha biçilemeyen Kaşıkçı Elması'nı da Hollandalılara satın.  

"İtibar"dan taviz olmaz; öyle mi?..

Peki, Katar bu işten ne kazanacak?

Ve kimlere komisyon ödeyecek?

Bunu da açıklasanıza...

***

Ben bu maçı, farklı duygular içinde izledim. Başlama düdüğü çaldığında dileğim, maçın berabere bitmemesiydi.

Böylelikle Sivas ya da Galatasaray, damadın ve ağababasının tekerine çomak sokmuş olacaktı.

Sivas'ın başarılı olmasını, her şeye rağmen isterdim. "Her şey" derken, Abdüllatif Şener'in ürpertiyle hatırladığım bir sözünü kastediyorum. Hatırlayınız; akp kurucusu, şimdinin chp milletvekili Şener Bey, bir ara kendisine yöneltilen, "Kentinizde bugüne kadar yaşanmış en önemli olay sizce nedir" sorusuna, "Kuşku yok ki, Sivaspor'un Süper Lig'e çıkması" yanıtını vererek, aydınların diri diri yakıldığı katliamı unutturma gayretiyle, insana her şeyden fazla önem veren duyarlı çevreleri yüreğinden yaralamıştı.

Ama futbolda durum bu kadar pespayeleşince, insan ister istemez, "Bunların dediği olmasın da ne olursa olsun" diye düşünmekten kendini alamıyor... 

Dileğim olmadı. Hiç istemediğim yüzde 33'lük sonuç, yani beraberlik çıktı.

Şimdi geride 27 puan kaldı.

Bakalım ne gibi kumpaslarla bitireceğiz bu komediyi...

YAZARIN TÜM YAZILARI