Bizim memlekette “demokrasi meselesi” son derece hassasiyet içermektedir. Bazen coşkulu heyecan dalgaları oluşturur. Bazen karamsar tablolara tuval olur. Çoğu zaman da tehlikeli bir mecranın ortasında dalgalanan bayrak haline gelir.

Bunun oynak bir ölçüsü vardır. Ölçünün kaçırılmaması elzemdir. Ölçüyü kim ayarlayacak denilirse, siyasi yelpazenin sağ cenahında yer alan partilerin eşref saatine bakmak gerekir.

İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 8 Mart 2012 sabahı Twitter hesabı üzerinden bir mesaj yayınladı:

“İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener ve HDP Eş Genel Başkanı Sayın Pervin Buldan’ın nezdinde tüm kadın siyasetçilerin ve Türkiye genelindeki kadın belediye başkanı mevkidaşlarımın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarım.”

Oldukça sıradan bir kutlama mesajı bir anda Türkiye siyasetine düşen “bomba” etkisi yaptı.

En büyük tepki İYİ Parti milletvekillerinden geldi.

Yavuz Ağıralioğlu, “Şehit annelerine borcunu vatan borcu bilen Meral Akşener ismi ile birlikte zikredilmesini doğru bulmuyorum” dedi. İsmail Tatlıoğlu “Bizim bir Türkiye vizyonumuz var” dedi. Uğur Poyraz “Hassasiyeti ve duruşu net olan Meral Akşener ve İYİ Parti siyasetinize kalkan değil ateşten gömlektir” dedi.

Daha pek çok mesaj yayınlandı. Yine de “diplomatik” davranıp, İmamoğlu’nun dostane mesajına karşılık şöyle demediler:

-Bayrak inmez, ezan susmaz!

Partisinin kremasından yükselen bu gür ses karşısında Meral Akşener olanca nezaketiyle “tweet’i bizim arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu beğenmedi, fikirlerini ortaya koydular. Dolayısıyla ben de saygı duyuyorum” demek zorunda kaldı.

Bu minik gelişme ülkenin hangi uçurumlara doğru savrulduğunu gayet net olarak ortaya koymuş olmalı.

Sağ partiler arasındaki “anti-demokrasi yarışı” dolu dizgin sürüyor.

Oysa ortada hiç de infial gösterecek bir durum yok. TBMM’deki üçüncü büyük partinin başkanı ile beşinci büyük partinin kadın başkanları, ülkenin en büyük şehrinin başkanı tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle kutlanıyor. Bu kadar!

6 Milyon 500 bin oy almış bir partiyi “yok saymak” konusunda ilkel bir yarışa girmek ülkeye ne kazandırabilir ki?

İktidar partisinin ve onun liderinin HDP’yi “şeytan” haline getirmek için haklı(!) bir nedeni var. 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde başta İstanbul olmak üzere ülkenin belli başlı büyük şehirlerini AKP’ye kaybettirdi!

HDP, içinde yer almadığı “Millet İttifakı”na büyük bir seçim zaferi armağan etti. Bedelini de ödedi. İttifaksız kazandığı belediyeler kayyumlarla ellerinden alındı.

2021 yılının ilk yarısı itibarıyla da TBMM’den sökülüp atılmak isteniyor HDP’li milletvekilleri. Parti için de kapatma davası açıldı.

Muhalefet partileri “Tek Adam” rejimine karşı “mücadele” ediyorlar. Demokrasi gelsin istiyorlar. Kuvvetler ayrılığı yeniden tesis edilsin diyorlar. Hilesiz seçim garantisi talep ediyorlar. Parlamenter sisteme dönülmesi savunuyorlar.

Bildiğiniz “demokrat” gibiler!

Ama gündelik hayat onları doğrulamıyor. Sözleriyle karşı çıktıkları “Tek Adam” ile anti demokrasi kulvarında yarışıyorlar.

Bu yarışı kimin kazanacağı belli değil mi?

Ekrem İmamoğlu’nun 8 Mart mesajı, İYİ Parti bayrağı altındaki sağ siyasetin güçlü damarını bir kez daha ortaya çıkarttı:

-Bana demokrat deme!