Seninle görüşmeyeli çok zaman oldu. Son karşılaştığımızda sen “yükselmek” için final hazırlıklarını yapıyordun. Gitmek istediğin yön, tırmanmak istediğin mertebe, kendine seçtiğin yol arkadaşları bakımından şaşırtacağını bildiğin için biraz mahcup yüz ifadesiyle bakmıştın bana…

Bu seninle son karşılaşmamızdı. Seninle birlikte gazeteciliğin en alt ve en üst basamağı olan muhabirlik günlerimiz aklıma geldi. Ayrı gazetelerdeydik ama her gün mutlaka birkaç kez telefonla konuşurduk. Eğer o gün birimiz gazete dışında haber peşindeysek, akşam mutlaka günün kapanışını yapardık. O zamanlar bırak akıllısını, basit cep telefonlarımız bile yoktu. Daha icat edilmemişlerdi.

İzlediğimiz siyasi liderlerle birlikte geçirdiğimiz günde, haber dışında kalan anekdotlarını birbirimize anlatırdık. O zamanlar muhabirler, en üstteki siyasetçileri yakın markajla izleyebilirlerdi. Onların asabını bozan soruları doğrudan sorabilirlerdi.

Bilmem hatırlar mısın? Sonradan cumhurbaşkanı olacak bir başbakana “Efendim cumhurbaşkanı olunca kullandığınız parfümü değiştirecek misiniz?” diye sormuştum da bozulup içinde olduğumuz dükkan terk ederken söylenmişti:

- Allah Allah soruya bak yahu!!!

Oysa o sorudan önce uzun uzun yabancı marka parfümleri kullandığını anlatmıştı, biraz da hava atarak…

Sağcı politikacıların “olağan kazmalıklarını” birbirimize anlatıp nasıl da gülerdik? Hatta bir keresinde sen arkana dayanıp kahkaha atarken sandalyen devrilmişti.

Ne günlerdi değil mi?

Artık birbirimize böyle şeyler anlatamayacak kadar uzaklardayız. Sana sağlanan ekranlardan, sütunlardan aynı “kazmalıkları” cilalayarak yazıyorsun, anlatıyorsun. Biz de acı acı gülüyoruz!!!

Gazetecilik her zaman ince buz üzerinde paten yapmaya benziyordu bizim ülkemizde. Buzun nerede ve ne zaman kırılacağı belli olmuyordu.

Genel yayın yönetmenliğine getirilmiş bir gazeteci, daha ikinci haftasını tamamlamadan kapının önüne konulabiliyordu.

Şimdi de böylesi hassasiyetler kalmadı. Yaygın medyada gazetecilik kalın buz üzerinde, kalın yüz derisiyle yapıldığından üst düzey şahsiyetler için o tür riskler azaldı.

Senin de içinde yer aldığın neo-medya kremasının da hakkını yememek gerekiyor. Her alanda “istikrarsızlık destanları” yazıldığı ülkede; sen ve yeni yol arkadaşların yıkama-yağlama alanında üstün başarılara imza atıyorsunuz. Böylesi bir istikrar alanı yaratmış oluyorsunuz.

Gittiğin yerin seni çok mutlu etmediğini eşe dosta fısıldıyorsun. Ama diyerek devam ediyorsun:

- Benim yaşadığım sitenin aylık ödentisi şehir merkezindeki ev kiralarını aşıyor.

Alıştığın yüksek konfor seni uyuşturucu bağımlısı gibi yaptı. Miktarı arttıkça etkisi azalıyor. Hep daha yüksek standartları arıyorsun. Bunun için yapmayacağın “alçaklık” yok sanki!

Senden rica ettiklerinde hiçbir zaman aklına bile getirmediğin konuların en iddialı savunucusu oluveriyorsun. Bir süre sonra bunun tam tersini de yazabiliyorsun. Anlıyoruz ki, ricaların yönü değişmiş.

Yaşadığın ülke ifade özgürlüğü cehennemi olmuş, ama önemli değil seni hiç ilgilendirmiyor. Seni yaşadığın yalancı cennet her şeyiyle kuşatmış.

Eski arkadaşların hâlâ aynı yerdeler. İşsizlik, adliye, cezaevi üçgeninde gazetecilik yapmaya devam ediyorlar. Tirajları az itibarları ve inandırıcılıkları çok!

Sende-sizde olmayan şeyler yani…

Satırlarıma son verirken sana da uğurlar olsun diyorum.