Aklı başında, sinirlerine hâkim olamayacak yurttaşlara önermem ama biz meslek gereği AKmedyayı izlemek durumundayız. Pazar sabahı Saray’ın yarı-resmi iki gazetesinde iki “haber” dikkatimi-çekti.

Türk lirasının dolar ve euro karşısında pes ettiği ilk gün, Erdoğanperver medya zaten döviz kuru yayınlamayarak, bu konuya ilişkin herhangi bir yorum ya da savunma yapamamıştı. Ne diyeceklerini bilemiyorlardı, resmi çizginin dışına düşme tehlikesi vardı. Bu nedenle en garantili tutum susmaktı. Onlar susunca TL belki belini doğrultabilirdi. Herhalükârda, kalan az sayıdaki okur ve seçmene olumsuz haber verilmemeliydi. O okur ve seçmenler, bakkala çakkala gittiklerinde, sokağa çıktıklarında, ellerini ceplerine attıklarında durumun somut olarak farkına varsalar da…

Reisleri çıktı buzdolabı filan dedi, ama bu açıklama kimseyi kesmedi. Çünkü hem verdiği rakamlar doğru değildi hem de yurttaşın temel derdi son 18 yılda kimin kaç adet buzdolabı satın almış olduğu değildi. Şahsım, eskiden püskevit bayii idi, işler sarpa sarınca buzdolabı bayiliğine soyundu. Ama yine çırılçıplak kaldı ortada. Kral zaten çıplaktı.

İktidardan bir şekilde nemalanan, Saray’ın gözüne girmeye çalışan, düşenin kara gün dostunu oynayan bir takım kalemler, kendilerine uzman, ekonomist ya da eski bakan, Genel Başkan yardımcısı gibi sıfatlar yükleyip iktidar medyasında cankurtaran simidi atma egzersizleri yapmış.

Birinci örnek:

“Batılı ülkelerin bir bir teslim olduğu koronavirüs salgını sürecinde gösterdiği performansla hızla toparlanan, yıllardır bağımsız küresel bir siyaset izleyen, dış politikada taviz vermeyen Türkiye, yine hedef tahtasında. İhracatta kesintisiz başarı yakalayan, ithalatta bağımlılığa karşı büyük bir savaş başlatan Türkiye, aynı çeteler tarafından son iki yılda 5. kez kur saldırısına maruz bırakıldı.”

Bu iki cümlede bir tek gerçek yok. Çünkü gerçek artık Erdoğan’ın aleyhine gelişiyor. Coronavirus konusunda, tahrif edildiği gün be gün teşhir edilen resmi rakamlara göre bile, Ankara krizi doğru yönetemediği için, kamu sağlığı yerine dar ekonomik çıkarları ön planda tuttuğu için yenildi. Vaka sayısı artıyor, ölenler nezleden filan ölmüş olarak kayıtlara geçiyor. Türkiye birçok ülke tarafından hâlâ riskli bölge kategorisinde.

“Bağımsız küresel bir siyaset” olarak nitelenen dış politikanın, her adımda Putin, Trump hatta Paris, Atina ve Kahire’ye göre ayarlandığını bilmeyen yok.

Yerli ve yabancı tüm istatistikler ihracatta ya da ithalatta herhangi bir başarı belirtisi göstermiyor. Üstelik milli para biriminiz her geçen gün büyük ölçüde değer kaybediyor.

Çete mete yok, varsa da ancak aynada görülebilir. Türkiye ciddiye alınacak bir devlet gibi görünmüyor, kimsenin özel olarak Türkiye’yi batırmak gibi bir niyeti de yok, herkes kendi derdinde. En fazla Erdoğan’ın yarattığı tehdit ve tehlikeye karşı önlemler tasarlıyor dış dünya.

İç ekonomik çöküşü tek başına ve esas olarak “dış güçlerin oyunu” olarak anlamak ya da anlatmak hiç inandırıcı değil.

Ayrıca böyle bir lideriniz varsa düşmana zaten ihtiyaç yok.

İkinci örnek:

“Para piyasalarındaki geçici hareketlilik üzerinden kriz tellallığı yapanlara yönelik tepkiler sürüyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli, ‘2004’ten beri, her yıl kriz tellallığı yaptılar. Geldi gelecek, dediler. O kriz hiç gelmedi. Yine de vazgeçmediler; hala da kulaklarına fısıldanan fitne tohumlarını saçmaya devam ediyorlar. Boşuna beklemeyin.’”

Bu açıklamayı yapan bir AKP kurmayı. Takvimi ve saati durmuş anlaşılan. Çünkü kimsenin kriz filan beklediği yok. Kriz, döviz kuru, işsizlik, enflasyon, Hazine’nin istatistikleriyle heybetli bir şekilde evimize, mutfağımıza, işyerine, sokağa çoktan kurulmuş durumda.

Son derece olumsuz durumu perdelemek amacıyla “Asla diz çökmeyiz müstemleke olmayız” diye başlık atmak vergiye tabi değildir. Özellikle zaten müstemleke olmuşsanız. Böyle bir ortamda Sermayenin merkezi Londra’dır. Yani Osmanlı’nın dağılmasında en büyük role sahip devletin başkentidir” demek de ne TL’yi diriltebilir ne de işsizliği azaltabilir.

Akılcılığın yanı sıra dürüstlüğün zerresi kalmadı iktidar cenahında. Yenilgiyi gizlemek için saldırıyor. Onlara kalkıp ciddi sorular sorunca da afallıyor:

  • Türk ordusunun Kuzey Suriye’de ne işi var?
  • Ankara, Suriye ve Libya’daki silahlı cihatçılara kaç dolar ödeme yapıyor?
  • Mavi Vatan saçmalığıyla Akdeniz’deki bütün kıyıdaş devletlerle kapışma Türkiye’ye ne kazandırıyor?
  • Son kamuoyu anketlerinde AKPMHP bloğu neden oy kaybediyor?
  • Türkiye neden hâlâ birçok Batı ülkesi tarafından Coronavirus konusunda riskli bölge ilan edildi?
  • Memleketin COVID19 resmi istatistikleri, tabip örgütleri, yerli ve yabancı uzmanların istatistikleriyle neden çelişiyor?
  • Ankara’nın Katar dışında neden başka hiçbir ülkeyle dostane diplomatik ilişkisi kalmadı?
  • Hazine neden uluslararası mali piyasalardan uygun fiyata kredi bulamıyor?
  • Şiddete karşı çıkan kadın protestolarını neden şiddetle bastırıyorsunuz?

Ve daha onlarca soru. Verdikleri cevaplar belli:

  • Siz bir kurşun kaç lira biliyor musunuz?
  • Ayasofya’yı ibadete açtık
  • Buzdolabı satışları iyi gidiyor
  • Batı bizi kıskanıyor!

Erdoğan, iç ve dış siyaset sahnesinde inisiyatifi yitirdi. Sözcük ve nutuk haznesi tükendi. Uzatmaları oynar bir havada… Maç 89. dakikada iptal edilmezse.