Cumartesi günü, Özgürlük Araştırmaları Derneğinin ( ÖAD ) düzenlediği ‘’Basında Yapısal Reform İhtiyacı’’ konulu zoom toplantısına katıldım. Derya Sazak’ın yönettiği, yaklaşık 4 saat süren çalıştayda gazeteciler, STK aktivistleri, hukukçular, iktisatçılar, akademisyenler ve milletvekilleri söz alarak görüş ve önerilerini ifade etti. Toplantı boyunca tuttuğum notlar ile iki kez söz alıp aktardığım görüşleri yazıyorum:

- ÖAD, Atilla Yayla’nın önderlik ettiği Liberal Düşünce Topluluğundaki (LDT) bazı üyelerin, Yayla’nın ‘’fazla iktidar yanlısı’’ tutum ve politikalarına karşı çıkması sonucunda kurulmuş bir STK.

- Dernek, Türkiye’deki mevcut olumsuz durumun düzeltilebilmesi için beş alanda (Yargı, Yasama, Kamu personeli rejimi, Kamu İhale rejimi ve Medya Mülkiyeti/Basın Özgürlüğü) çalıştaylar düzenliyor.

- Programda olsun ÖAD yetkililerinin konuşmalarında olsun ‘’Köklü Yapısal Reformlar’’, ‘’Düzgün çalışan piyasa ekonomisi’’ gibi liberal sözlükten deyim ve ibareler vardı. Ayrıca ‘’Liberal Demokrasi’’ ile ‘’Özgürlükçü Demokrasi’’ kavramlarını eş anlamlı olarak kullanıyorlar.

- 15-20 katılımcı, rahat ve uygar bir ortamda söz aldı değerlendirmelerini sundu.

- Türkiye’de medyanın mevcut olağanüstü olumsuz hal ve konumunun sorumluları ve nedenleri konusunda farklı görüşler var. Siyasi iktidarı, medya patronlarını hatta gazetecileri sorumlu tutanlar oldu. Aslında ilk kez Albert Camus’nün kullandığı ‘’Ahlaklı Gazetecilik’’ deyimi gündeme geldi.

- Gazetecilik yapan arkadaşlarımız, muhabir, editör hatta yönetici meslekdaşlarımız, kuşkusuz zaman zaman çeşitli mesleki hatalar yapmış, belirli konularda zaaf göstermişlerdir. Ama medyanın bugünkü olumsuz konumuna gelmesi konusunda onların sorumluluk ve kabahatleri, siyasi iktidar sahipleri ve medya patronlarınınkiyle aynı sepete konamaz. Bu ‘’Hepimiz suçluyuz’’ şeklindeki popülist söylem yanlış. Esas sorumluyu, esas suçluyu perdeliyor.

- Medya mülkiyetinin sermaye-ticaret-iktidar ile organik ilişkileri (Bağımlılığı) olumsuz durumun belki de en önemli nedeni olarak tespit edildi.

- Türkiye’de artık hukuk hatta yasanın var olmadığı, bu nedenle de özgür/bağımsız gazetecilik yapma koşullarının ortadan kalktığı somut örneklerle sergilendi.

- Reform sözcüğü/kavramı şık ve diplomatik olabilir. Ama reform, az çok işleyen ancak bazı aksaklıkları olan bir mekanizmayı düzeltmek için geçerli bir yöntem olabilir. Türk medyası reformla düzeltilebilecek aşamayı çoktan geçti. Artık ‘’Tabula rasa’’ lazım. Her şeye sıfırdan başlamak gerek.

- Milletvekilleri, Tek Adam rejiminin Meclis’i de çalışamaz hale getirdiğini, ayrıca RTÜK ve İletişim Başkanlığı aracılığıyla gazetecilik faaliyetleri üzerinde vahim bir baskı mekanizması kurduğunu örneklerle anlattılar.

- Eskiden gazetecilik yapmış olan, bugünse CHP milletvekili olan iki katılımcı da, tarih konusundaki ayrıntıya girmeden, mevcut iktidarın sonunun geldiğini ve ‘’Bunların gideceğini’’ beyan ettiler. Demokratik yollarla tabi.

- Medyanın konumunun ekonomi/ekonomi politik ile neredeyse birebir ilişkili olduğu hatırlatıldı.

- Medya, dünya tarihinde ve dünyanın herhangi bir ülkesinde hiçbir zaman lokomotif olmamıştır, olamaz. Medya ancak bir vagondur. Lokomotif toplumdur, siyasettir. Dolayısıyla, medyayı bağımsız hatta özerk bir mecra olarak ele alamayız. Siyaset, ideoloji, kültür, toplum, ekonomi boyutu olmadan medyayı doğru dürüst anlamak, tahlil etmek mümkün değil.

- Medya mülkiyetinin yanı sıra mesleğin önemli bir sorununun da haber ve muhabir olduğu gündeme geldi. Editoryal bağımsızlığın önemi vurgulandı.

- Kürt medyasının konum, önem ve değeri söz konusu olduğunda, Diyarbakır’da düzenlenmiş olan ‘’Haber Nöbeti’’ kampanyası üzerinden Türk medyası ile Kürt medyası arasındaki ilişki ve dayanışmanın kalıcı olması ve güçlendirilmesi gerektiği anlatıldı.

- Her geçen gün güçlenip yaygınlaşan sosyal medyada gazetecilik yapma olanak ve koşulları ile bağımsız gazetecilik yapan küçük ve orta çaplı birimlerin gelir elde etme modelleri gündeme geldi.

- Bu tür çalıştaylarda katılımı genişletmek, temsil gücünü artırmak için, daha çok sayıda meslek örgütleri temsilcileri, kadınlar ve farklı kuşaklardan gazetecilerin toplantılara çağrılmasının yararlı olacağı belirtildi.

- Önce medyayı demokratikleştirip siyasi iktidarın da demokratikleşmesini mi bekleyeceğiz? Yoksa medya ancak demokratik ve özgür bir ortam da mı kendi bağımsızlığını ve özgürlüğünü sağlayabilir?

- Bugünden geleceğin bağımsız ve özgür medyasını oluşturmak için sadece fikri değil somut hazırlıklar da yapılmalı.

- Kısa ve orta vadede dört temel alanda çalışmak gerek:

· Medya mülkiyetinden gazetecilerin çalışma koşullarına kadar kapsamlı yeni bir Basın Kanununa ihtiyaç var. Kim hangi koşullarda medya mülkiyetine sahip olabilir? Gazeteci kimdir? Mesleğini nasıl icra eder? Görev ve sorumlulukları nelerdir? Kural olmadan hiçbir alan doğru dürüst çalışamaz. Bu yeni kanun, yasama, sendikalar, gazeteci meslek kuruluşları, iletişim akademisyenleri ve ilgili diğer devlet dışı örgütlerin katılımıyla uzun vadeli bir çalışmayla hazırlanabilir.

· İletişim Fakültelerinin, tıpkı Hukuk Fakülteleri gibi baştan aşağıya yeniden inşa edilmesi gerekir. Teori ile pratik arasındaki ilişkilerden müfredata kadar tüm alanlar çağdaş standartlara ve yerel ihtiyaçlara göre yeniden kurgulanmalı.

· Gazetecilik mesleğinin de yeniden yapılandırılması gerekiyor. Sendikalar burada kilit rolü oynayacak. Batı’da olduğu gibi bizde de sendikalar, çalışanların özlük haklarını savunmakla yetinmeyecek, mesleğin tanımı, işlevi ve çalışma koşullarını ayrıntılı olarak belirleyecek ve denetim mekanizmaları kuracak.

· 1831’den bu yana bu coğrafyada hiçbir dönem kelimenin gerçek anlamıyla bağımsız özgür gazetecilik yapılamadı. Osmanlı’da ve Türkiye Cumhuriyeti’nde matbuat-basın-medya hep devletin/siyasi iktidarın ya da dönem dönem ekonomik iktidarın, askeriyenin sultası altında kaldı. Bu nedenle, mesleğimizle, mesleğimizin geçmişi ile köklü, derin, çokboyutlu, ayrıntılı bir yüzleşmeye, hesaplaşmaya ihtiyacımız var. Bu eleştiri/özeleştiri süreci şart.

Sonuç olarak bence olumlu, verimli bir çalıştay oldu. Organizatörler ve katılımcılar memnun. Bu tür çalıştayların ÖAD ya da başka platformlarda sürdürülmesi gerektiği konusunda herkes hemfikir.