Stockholm. Tanzanya/Zanzibar doğumlu Abdulrazak Gurnah’ın Nobel Ödülü alması İsveç’te de beklenmiyordu doğrusu. İsveç basınında adı geçen muhtemel isimler arasında değildi. İsveç’te Lund’da küçük bir yayınevi 10 yıl önce 2 kitabını yayınlamış. Yayıncının ve çevirmenin sevincini bir görmeliydiniz.

Yıllardır büyük eleştiriler alan İsveç Akademisi, bu seçimi ile bu yıl bu seçimi ile övgü aldı.

Ödül öncesi “Nobel edebiyat ödülleri bütün dünyayı kapsıyor mu?” tartışması vardı. Bugüne kadar Kuzey Amerika ve Avrupalı 95 yazara ödül verilmişti, dünyanın arda kalan kesimine verilen ödül sayısı ise 22 idi.

Nobel Edebiyat ödülü sadece Dünya Savaşları sırasında aksadı, birincisinde 2 yıl, ikincisinde 5 yıl verilmedi.  1944 yılında ödül, o sırada işgal altında olan Danimarka’dan bir yazara verilecekti.

İsveç basınında adı geçen muhtemel adaylar arasında bu yıl Amerikalı ve Avrupalı isim yoktu. Muhtemel adayların ülkelere göre dağılımı şöyleydi:

İsveçli çevirmen ve yayıncının sevinci

Antigua Jamaica Kincald, Avustralya Gerald Murnane, Çin Liao Yiwu, Yan Lianke, Guadaloupe Maryse Conde,  Güney Kore Ko Un, Hindistan Salman Rushdie, Vikram Seth, İsrail David Grossman, Japonya Haruki Murakami,  Kenya Ngugi Wa Thiong’o, Kolombiya Laura Restrepo, Lübnan/Suriye Adonis, Meksika Gloria Gervitz, Nigeria Chimamanda Ngzi Adichie, Rwanda Scholastique Mukasonga, Mozambique Mia Couto, Rusya Viladimir Sorokin, Somali Nureddin Farah.

Benim adayım bu yıl da Adonis idi. Yine alamadı, Yaşar Kemal gibi.

Sultanı deviren karşı 1964 “Zenzibar Devriminden” sonra sonra, 100 bin kadar Arap nüfusun % 90’ı katledildi

Bu isimlerden bazılarının Türkçeye çevrilmiş olması sevindirici. Ayrıntı, Can, Alfa, Dipnot yanında Ürün, Jaguar, Siren gibi, İsveç’teki Celander‘i anımsatan pioneer küçük yayınevleri. 

Rusya topraklarının çoğunluğu Asya’da olduğu için Avrupalı sayılmamış bu listede.

Müslüman bir yazar Gurnah, sömürgecilik sonrası dönemi didikleyen. Aynı zamanda mükemmel bir akademisyen Kent Üniversitesinde… Müslüman ama anadili Doğu Afrika’da yaygın olan Swahili… Elbette çorbada biraz da Hint kekiği var.

Abdulrezak Gurnah’ın, İÜEF’de İngiliz Edebiyatı Profösörü olan Murat Belge’nin kurucu editör olduğu İletişim’ Yayınlarından çıkan kitapları

Bağımsızlıktan sonra darbe/toplumlararası iç savaş olmazsa olmaz! Ve ardından mültecilik elbette… Ve bitmek bilmeyen emek ve beyin göçü…

Ama Abdulrazak Gurnah’ın birçok kitabı Türkçeye Nobel Ödülü almadan çevrilmiş olmasından Türkiye yayıncılığı adına gurur duydum.

Ve Cem Yayınlarını Nobel Dizisi ile başlatan Oğuz Akkan’ı rahmetle andım. Oğuz Akkan o kadar çok şeyin kurucusu ki. Doğan Özgüden’den önceki yayın yönetmeniydi efsanevi Akşam gazetesinin. Akşam Gazetesinin kitap kulübü, ardından onun şirketi üzerinden Cem May Dağıtım Şirketi, May Yayınları editörü Mehmet Ali Yalçın ve Aziz Nesin ile birlikte. Ecevir/Demirel iki cepheden sorumlu olduğu 1977 sonrası ekonomik kriz çökertti onları. İkisi de kalpten gitti.  12 Eylül Cuntası ve sonrası dönemde 8 yıl Ayşe Nur Zarakolu sahip çıktı Cem-May Dağıtıma, Aziz Nesin’le birlikte.

Mayasında Osman Kavala’nın tuzu bulunan İletişim yayınları elbette,  Gurnah’ın kitaplarını yayınlayan.

Kültür hamisi Osman Kavala’nın sayısını unutmaya başladığım yıllardır hapiste tutulması, Türkiye’yi dünya önünde ne kadar küçük düşürüyor, birileri farkında olmalı. Hiç olmazsa danışmanlar!

Hapislik, Türk dilinde edebiyata bir yazar daha kazandırdı: Selahattin Demirtaş.  Demirtaş Nobel almadı ama Nazi Almanya’sı sürgün yazarları anısına tesis olunan Weimar İnsan Hakları ödülünü aldı.

Ve TC zindanlarında çeyrek yüzyılı deviren yazarlar, çevirmenler var. Murat Çetinkaya, Edip Yalçınkaya, Tonguç Ok gibi.

Şimdi birilerinin “ama onlar terörist” diye ayağa fırlayacağını biliyorum. Hayır, efendim, onlar “terörist” değil YAZAR!

Bugüne kadar 5 Afrikalı yazar almış Nobel Ödülünü. Güney Afrikalı olarak Nobel alan Coetze ve Nadiner. Irkçı Apartheid döneminin yazarları. Ama dilleri rejimin dili olan, Afrikaan yani Afrika Felemenkçesi değil, İngilizce.

Nobel Ödülü alan ya da aday olan Afrika ya da Karaipler veya Asyalı yazarlarının yazdığı dil, çoğunlukla İngilizce ve biraz da Fransızca.

Bu elbette sömürge imparatorluklarının mirası…  Ama efendiye ne olduğunu kendi diliyle anlatmak da anlamlı değil mi?

Siz el âlemin ülkesine girerseniz, onlara size giriş yapar daha sonra, post-kolonyal dönemde. Üstelik gelir sizin ülkenizde hoca olur, Gurnah gibi.

Üstelik gelir Londra’ya belediye başkanı olur! İstanbul da bir Kürt belediye başkanı seçerse şaşırmayın!

Türk şiirine büyük katkı sunanlardan ikisi, Ahmet Arif ve Cemal Süreyya değil mi? Yaşar Kemal’i saymayalım hadi.

Ayrıca İngilizce bugün dünyanın franca linguası, yani ortak anlaşma dili. Antik zamanlarda Aramicenin Orta Doğunun ortak dili olması gibi. Bir zamanlar Farsçanın, Arapçanın, hatta Türkçenin geniş alanlarda bu rolü oynaması gibi.

Ve şimdi İstanbul’da toplanan Türki Cumhuriyetlerin ortak konuşma dili Rusça değil mi?