Kamuoyunda "sosyal medya düzenlemesi" olarak bilinen, "Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" TBMM Başkanlığı'nda görüşülmeye başlandı. Teklifin 29. maddesiyle özel bir ceza düzenlemesi getirilmekte. Düzenlemeyle  Türk Ceza Kanunu 217. maddeye  “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlığı altında yeni bir suç tipi eklenmekte.. 

Düzenleme şöyle :"Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Suçun, failin gerçek kimliğini gizlemek suretiyle veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilen ceza yarı oranında artırılır" 

Madde gerekçesinde; ifade özgürlüğünün önemine vurgu yapılmakla birlikte internetin sağladığı anonim ortamın yalan, yanlış veya manipülatif içeriklerin artmasına neden olduğu, bilhassa, özel saiklerle oluşturulup organize bir biçimde yayılan içerikler veya bot hesaplar aracılığıyla yapılan paylaşımların, internet ortamındaki dezenformasyonu hızlı bir biçimde artırdığı, bu şekilde maksatlı bir biçimde oluşturulan uydurma içeriklerin fikirler pazarındaki ürün güvenliğini olumsuz etkilediği, bireylerin kanaat oluşumunu manipüle ettiği ve özgür düşünceyi ipotek altına alarak demokratik ortamın masumiyetini zedelediği belirtilmekte.

Ancak gerekçede bu ihtiyacın maddede neden bu şekilde düzenlendiğine ilişkin hiçbir gerekçe bulunmamakta, sadece madde içeriği gerekçede de aynen tekrarlanmakta.

Medya dediğimiz aygıtın (işitsel, görsel ve yazılı yayın organları) işlevinin  uzun mücadeleler sonucu insanlığın kazanımı haline gelmiş, evrensel boyuttaki ilkelerle olduğu gibi insan  hak ve özgürlükleri ile de yakından ilgisi bulunmakta.   

Bu özgürlük İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10.maddesinin 1.fıkrasında ifadesini bulmakta. Bu maddeye göre herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ulusal sınırlara bakılmaksızın, bir görüşe sahip olma, hak ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir.

Medyanın bu anlamdaki özgürlükleri yaşama geçirmekteki sorumluluğu çok önemli. Bu özgürlüklerin sınırları sözleşmenin 10.maddesinin 2.fıkrasında ( ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü ve kamu güvenliği, suçun ya da düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref ve haklarının korunması gibi..) düzenlenirken, aynı fıkrada bu sınırlamaların da  sınırları  belirlenmiştir.

Söz konusu sınırlamalar “hukukun öngördüğü” ve “demokratik bir toplumda gerekli”  nitelikte olmalıdır.

Sunday Times gazetesinin telidonid isimli bir ilacın sakat bebek doğumlarına neden olması üzerine olayların gelişimi ve sorumluluk konusunda yayınlamak istediği yazıya mahkemeye saygısızlık oluşturacağı gerekçesiyle yayın yasağı konması üzerine, gazetenin Birleşik Krallık  aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtığı davanın sonunda, AİHM 26.04.1979 tarihli kararıyla  10.maddenin 2.fıkrasında sözü geçen iki kriterin ne anlama geldiğini açıkladı. Kararda aşağıdaki sorulara cevap arandı.

1-Yapılan müdahale HUKUKUN ÖNGÖRDÜĞÜ BİR MÜDAHALE MİDİR? Yapılan müdahalenin hukukun öngördüğü bir müdahale sayılabilmesi için ise  iki koşul öngörülmekte.
                               
a-Uygulanacak hukuk KOLAY ULAŞILABİLİR olmalıdır. Diğer bir deyişle yurttaşlar belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmelidirler.( Accessibility)
                       
b-Uygulanacak hukuk YETERLİ AÇIKLIKTA ÖNGÖRÜLEBİLİR (foreseeability) olmalıdır. Yurttaşların davranışlarını düzenlemelerine olanak vermek için yeterli açıklıkta düzenlenmemiş bir norm hukuk olarak kabul edilemez. Yurttaşlar belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçları durumun makul saydığı ölçüde ve eğer gerekiyorsa uygun bir danışmayla   öngörebilmelidir..

Söz konusu madde yurttaşlar bakımından yeterli açıklıkta  öngörülebilir değildir. Bilginin gerçeğe uygun olup olmadığı kim tarafından, objektif olarak nasıl belirlenecektir. Bilgiyi eğip bükme gücüne sahip iktidarın gerçek bilgiyi kendi çıkarına göre değerlendireceği ve dayatacağı açıktır. 

Ayrıca endişe, korku ya da panik yaratmak  saiki olarak nitelenen  özel kastın varlığının ispatı fevkalade zor olup, uygulamada  görülmekte olan davalarda yapıldığı bu konuda hukukta yeri olmayan niyet okumalara dayanılacaktır. 

Bu nedenlerle madde yeterli açıklıkta öngörülebilir nitelikte değildir.

2-Yapılan müdahale DEMOKRATİK BİR TOPLUMDA GEREKLİ MİDİR?  

AİHM, Richard Handyside’ın “kırmızı ders kitabı” adlı eserin müstehcen (ahlaka aykırı) olduğu gerekçesiyle mahkemece el konulması kararı nedeniyle Birleşik Krallık aleyhine açtığı davadaki 7.12.1976 tarihli karar gerekçesinde, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumda ne anlama geldiğini açıklamakta. 

“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ TOPLUMUN İLERLEMESİ VE HER İNSANIN GELİŞMESİ İÇİN ESASLI  KOŞULLARDAN  BİRİ OLAN DEMOKRATİK TOPLUMUN ANA TEMELLERİNDEN BİRİNİ OLUŞTURUR. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SALT LEHTE OLDUĞU KABUL EDİLEN YA DA ZARARSIZ , YA DA İLGİLENMEYE DEĞMEZ BİLGİ VE DÜŞÜNCELER İÇİN DEĞİL AMA AYRICA, DEVLETİN VEYA HALKIN BİR BÖLÜMÜNÜN ALEYHİNDE OLAN (OFFEND ), ÇARPICI GELEN (SHOCK), RAHATSIZ EDEN  (DİSTURB), BİLGİ VE DÜŞÜNCELER İÇİN DE UYGULANIR.BUNLAR ÇOĞULCULUĞUN , HOŞGÖRÜNÜN VE AÇIK FİKİRLİLİĞİN  GEREKLERİDİR.BUNLAR OLMAKSIZIN DEMOKRATİK TOPLUM OLMAZ.”

Bu gerekçeden anlaşılmaktadır ki bu alanda getirilen her formalite, koşul, yasak ve yaptırım İZLENEN MEŞRU AMAÇLA ORANTILI OLMALIDIR. Sonuç olarak iktidarca getirilen madde düzenlemesi, ifade özgürlüğü alanına  müdahaleyi “DEMOKRATİK BİR TOPLUMDA GEREKLİ KILAN “ yeterli gerekçelere sahip değildir.  

Eleştiri hakkının kullanılmasını  kamu barışı gibi muğlak bir kavram üzerinden ceza yaptırımıyla engellemek otoriter bir yaklaşımdır.

Kuşkusuz ırkçılık, şiddete teşvik ve tahrik,, iftira, hakaret gibi fiiller ifade özgürlüğünün  sınırını oluşturur. Ancak bu sınırlara varmayan yayınlarda ne dendiği önemli değildir. Önemli olan haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünün ve yurttaşın haber alma ve bilgi sahibi olma hakkının  korunmasıdır. 

AKP’nin kendi parti programını inkar edercesine getirmek istediği hak ve özgürlük sınırlamasının gerçeği değiştirmeyeceği , seçim tarihi yaklaşmışken ülkeye de bir yarar sağlamayacağı açık.