Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği



Artı Gerçek

WJP endeksine göre Türkiye 'iktidar üstünde en az denetimin olduğu ülkeler' arasında 3. sırada. Türkiye'nin üstünde sadece Zimbabwe ve Venezuela bulunuyor.



Hukuk yoluyla çözüm ve hukuksal güvence sağlanabilmesi hukukun üstünlüğünün benimsenmesiyle mümkün. Hukukun üstünlüğü, temel olarak hukukun bir topluluktaki veya ülkedeki yayılmışlığını ve yetkisinin yüksekliğini ifade eder. Özellikle de devlet ve hükümet yetkisini elinde tutanlara karşı üstünlüğünün altı çizilir.

Anlatılan bir anekdot hukukun üstünlüğü ilkesini açıklamakta oldukça aydınlatıcı.18. yüzyıl sonlarında İngiltere’de yoksul bir köylü, pencerelerinden soğuk rüzgarın girdiği, ısınmakta zorluk çektiği eski bir evde ailesiyle birlikte yaşamaktadır. Durumu gören bir kişi köylüye acıyarak “yaşadığınız bu hayat sizi mutsuz etmeli” der. Köylü “hayır” diyerek şu cevabı verir. ”Biz burada mutsuz sayılmayız. Evimize soğuk rüzgar, kar, yağmur girer ama Kral giremez”.

Köylüye bu bilinci ve cesareti, kendisine özgürlük alanı tanıyan ve devlet otoritesi karşısında güvence sağlayan hukukun iktidar karşısındaki üstünlüğü vermekte.

Devletin zorbalık eğilimlerine ve baskısına hukukun dur dediği yerde hukukun üstünlüğü söz konusudur. Hukukun üstünlüğü ilkesi devletin yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin sınırlandırılması yani devletin hukukla sınırlanması demek. Bu sağlandığı takdirde keyfi yönetim önlenir ve hak ve özgürlükler hukuk tarafından güvenceye alınmış olur.

Hukukun üstünlüğünü sağlamada, hukuka uygunluk boyutu önemli. Bunun temel ilkesi ise normlar hiyerarşisinde her alt kuralın bir üst kurala uygun olması. Anayasal bir devlette, Anayasa en üst norm olarak kabul edilir.

Ancak anayasası olan her devlette hukukun üstünlüğü ilkesi geçerli olmayabilir ve anayasanın üst norm olarak kabul edilmesi sadece şekli olarak kalabilir. Bu durumda Anayasa hak ve özgürlükleri koruma işlevini yerine getiremiyor demektir.

Türkiye’de olduğu gibi bir ülkede Anayasaya uygun olmayan normlar ve uygulamalar geçerli ise artık orada “Anayasal devlet” yerine “Anayasalı devlet” bulunduğunu anlamak gerekir.

Anayasal devlet, insan haklarını hukuk tarafından güvence altına almayı, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin ve hukuk devletinin evrensel kurallarına uymayı ilke edinen ve uygulayan devlet anlamına gelmekte.

Bu nedenle “hukuk devleti” tek başına yeterli bir kavram değil. Hukuk devleti Anglo-Sakson dünyasında “hukukun iktidarı” (Rule of Law ) olarak tanımlanan hukukun üstünlüğünü sağlamanın bir aracı olarak görülmekte.

Burada önemli olan husus Anayasal devletin sadece iç hukuka değil esas olarak bağlı olduğu uluslararası sözleşmelerin ve mahkemelerin evrensel anlamda kabul gören ortak değerlerine sahip olarak ulusalüstü hukukla uyum içinde bulunmasıdır.

Nitekim Anayasa Mahkemesi 27.03.1986 tarihli kararında bu durumu anayasaca korunan normlar bloku olarak ifade etmiş, hukuk devletine verilen anlamı hukukun üstünlüğü anlayışı içerisinde değerlendirmiştir.

Yüksek Mahkeme kararında yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı, Anayasadan önce hukuken bilinen ve tüm uygar ülkelerde benimsenip uygulanan ilkelere uygun temel değerler ve Anayasa bulunduğu tespitini yapmıştır.

Hukukun üstünlüğü ilkesinin hayata geçirilebilmesi siyaset ve bürokrasi kurumlarının bu anlayışı içselleştirecek bir kültür oluşturmalarıyla mümkün. Ayrıca hakim ve savcıların bu kültürü edinecek şekilde yetiştirilmeleri zorunlu.

Türkiye hukukun üstünlüğü ve ceza adaleti bakımından ne durumda? Bunu anlayabilmek için dünyada hukukun üstünlüğünü ilerletmeyi amaçlayan bağımsız düşünce kuruluşu Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project-WJP) hazırladığı 2018 yılı Şubat ayı başında basında yer alan ve 3000 uzmanla görüşülerek hazırlanan “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”ne bakmakta yarar bulunmakta.

WJP, proje kapsamında yer alan ülkelerin hukukun üstünlüğüne dair olan durumlarını, belirlediği 8 kritere göre incelemekte. Bu kriterler; hükümet yetkileri üzerinde kısıtlamanın olması, yolsuzluğun önlenmesi, düzen ve güvenlik, hükümet şeffaflığı, temel haklar, adil hukuk, cezai adalet ve idari yaptırımlardan oluşmakta.

Türkiye bu sene yayımlanan rapora göre;113 ülke arasında 101. sırada yer almış durumda. Türkiye aynı endekste 2014'te 59, 2015'te 80, 2016'da 99'uncu sırada bulunuyordu.

Söz konusu verilere göre; Türkiye Nijerya, Kenya, Madagaskar gibi ülkelerden daha aşağıda yer alıyor. Hemen altımızda yer alan son 11 ülkeden bazıları ise şunlar: Uganda, Etiyopya, Zimbabwe, Afganistan, Bangladeş, Pakistan.

WJP endeksine göre Türkiye 'iktidar üstünde en az denetimin olduğu ülkeler' arasında 3. sırada. Türkiye'nin üstünde sadece Zimbabwe ve Venezuela bulunuyor.

Ceza adaleti konusunda ise Türkiye, Senegal, Zambiya, Kazakistan, Mısır, İran gibi ülkelerin aşağısında bulunuyor.

Anayasa Mahkemesi bir süre önce, kendisine yapılan bireysel başvurulara ilişkin istatistikleri açıkladı. Veriler, Türkiye’nin en büyük sorununun “adil yargılanma hakkı” ihlali olduğunu ortaya koymuş durumda.

Türkiye’nin daha önce de hukukun üstünlüğü konusunda pek parlak bir durumda olmadığı bilinmekte. Ancak bu tablo bir dibe vuruşu göstermekte.

Kalıcı istisna haline geçen Türkiye’de hukuk güvenliğinin ve mahkemelere olan güvenin yok edilmesi sadece  rahip Brunson’u değil, hepimizi ilgilendirmekte.

Hukuk ve yargı, iç ve dış güç çatışmalarının alanı olursa ve buna bağlı olarak araçsallaştırılırsa yönetenler dahil hiç kimse güvende olamaz.

YAZARIN TÜM YAZILARI