Lütfen, lütfen Sayın Zat-ı Yetkilüm’ü yanlış anlamayınız.

O asla ve kat’a militan bir Zat-ı Yetkilüm değildir. Hayır, hayır, olur mu hiç öyle şey. Mahkeme teyit etti zaten. Talimatla. Yani talimatla açılan davada.

O istisnasız tüm vatandaşlarını basar… Yani bağrına basar… Şefkatle… Halkın tüm renklerinin, tüm eğilimlerinin ve yönelimlerinin içine… İçine doğmuş gibidir… Azimle…  Şey yapar… Yani… Kucaklar… Evet evet… Elbette…

“Terörist” mi? Ne teröristi? Yok yok… Demez öyle.

Hayır hayır… Zat-ı Şahanemiz de öyle dememiştir. Der mi hiç? Kaldı ki… Malum… “Terörist” artık, nasıl desem… Biraz laçka? Yani şey niyetine kullanılıyor… Şey gibi oldu… Sıradan… Hani “çapulcu” gibi. Evet evet. “Haylaz” falan niyetine… İşte yani… “Sizi gidi yaramazlar” dercesine. Tabii tabii…

Zaten terörist denmeyen kim kaldı ki? Bilirsiniz, bir kez ağzına sürünce, duramıyor insan. Pelesenk oluyor, dilinize yani, evet. Yoksa daha askere bile gitmemiş, askerde bile eline silah almamış gençlere terörist denir mi? Bilmez miyiz? Asıl teröristlerin kimler olduğunu herkes bilmiyor mu zaten? Aşk olsun!

Tabii, aşk olsun… Nefret söylemi mi? Yoo. O mu? Koskoca Zat-ı Yetkilüm? Yok canım. Ne münasebet? Asla! Katiyen. Sevgi böceğidir o. Çok sever yani… Tüm milletimizi, evet evet topunuzu… Yani hepimizi.

Hatta tüm o şeyleri bile. Şeyi yani… Üç harflileri bile. Yoksa daha mı fazlaydı? Neyse... Alayını… Her tür yaratığı sever o… Yaradan’dan ötürü… Zaten gökkuşağını da yaratan yüce Rabbimiz değil midir? Sever tabii… Gökkuşağının tüm renklerini sever. Sevilmez mi?

Yok, yok, yanlış anlaşıldı, katiyen öyle demek istememiştir... “Yaratık” dediyse... Öyle “ucube”, “sapkın” falan anlamında kullanmamıştır. Kullanır mı hiç? Haşa! Çok yaratıcı olduklarını vurgulamak istemiştir. Gençlerin yani… Gençler çok yaratıcı! Maşallah öyleler vallahi… Keratalar, neler de yaratıyorlar öyle, hemencecik… Kışkırtılmayagörsünler!

Cins bu gençler! Cins! Yani cins cins... Rengarenk! Şeyleri de öyleymiş… Tercih mercih... Her çeşit. Hiç homojenik değiller vallahi… Homofobik mi? Kim? Sayın Zat-ı Yetkilüm mü? Zinhar! Ne homo ne fobik… Çok komik… Yani böyle düşünmeniz çok komik.

Nereden geliyor aklınıza böyle şeyler? Neden yani? Ona ne canım el alemin şeyinden… Yöneliminden… Tercihinden… Çok mu meraklı sanki kimin kiminle… Nerede ve nasıl… Velhasıl. Fesuphanallah ve hafazanallah. Yok öyle şey… Tabii… Haşa! Hürriyet var.

Ne demiş büyüklerimiz? Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet! Tabii, tabii… Sayın Zat-ı Yetkilüm hep bunu bilir bunu söyler. Çağlar boyu: Biz bir elin beş parmağı gibiyiz… Kardeş kardeş… Et ve tırnak. Ezelden beri hür yaşamazlar mı zaten? Gençler yani… Zihni, irfanı, ilmi hür… Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Kim istemez gençlerimizin her şeyinin hür olmasını… Yani hep hür… Hürmetkâr. Daima. Aa? Hangi çılgın zincir vuracakmış üniversitenin kapısına? Şaşarım!

Azgın mı? Öhö… Şunu demek istemiştir Zat-ı Yetkilüm: Gençlik bu… Azıyorlar bazen. Fokur fokur enerji kaynıyorlar maşallah. Taşkınlar yani… Gençler de bazen “hürya!” diye koşuşmuyorlar mı zaten? Pardon? Ha… O “ür-ya!” okunuyor ve “hurrah” mı yazılıyor? Ya… Pekâlâ.  

Ama Sayın Zat-ı Yetkilüm asla “yurtlarda kızlarla oğlanlar neredeyse üryan geziyorlar” demedi. Demez. O kişi o değildir ve zaten kesin yanlış anlaşılmıştır… Hem… Şu “geziyor” lafını unutalım şimdi. Yani “gezmek”, “gezi” gibi çağrışımları… Tövbe! Ne gereği var. Üryan dediyse illaki… “Gençler Urian Heep dinliyorlar” demiş olabilir. Filhakika bakın bu mümkün... Yoksa… Tövbe tövbe…

Zat-ı Yetkilüm zaten hep dinler… Gençlerin müziğini yani… Çok sever. Evet evet. Onun da tıpkı Sayın Kayyumumuz gibi... Ay kayyum da nereden dilime dolandı şimdi yahu... Şeyimiz gibi... Rekt... Hummm… Neydi? Hah buldum buldum: Sayın Rektörümüz gibi, Sayın Zat-ı Yetkilümümüzün de Metallica dinlemişliği vardır.

Bayılır! Tabii canım: Ruhu gençtir ayol. Bakmayın siz öyle… Kravat falan… Resmi görev gereği… Yoksa ona kalsa… Ha ha! Metallica deyince de asla… Ama asla aklına deri ceketli metal bilezikli uzun saçlı küpeli adamların bacılarımıza Kabataş Meydanında… Daha neler! Deli saçması iftira! Tu kaka.

Oha yani! O, halden anlar yani… “O hal” deyince şimdi hemen aklınıza yanlış şeyler gelemesin… Gençlerin o hallerinden anlar yani… Tabii tabii. Gani gani… Hatta ezbere bilir Metallica’nın şarkı sözlerini:

“Ne kadar uzak olsa da çok yakın / Sonsuza kadar kim olduğumuza güveniyoruz / Ve başka hiçbir şeyin önemi yok / Hayat bizim, bizim tarzımızda yaşıyoruz…”

Yaa, gördünüz mü, Sayın Zat-ı Yetkilüm de açıldı sonunda… Ne diyor şarkıda? “Kendini hiç böyle açmamıştı” değil mi? Yani Zat-ı Yetkilüm de artık gökkuşağının tüm renklerine açıldı. Manen. Alfabenin bütün harflerini sever o. Çok sever. Kim sevmez? Ben de severim. İsterseniz L’ye kadarını sayayım: Aaaa…

Hem… “Gökkuşağı bayraklarını ele geçirdik” derken… Yanlış anlaşıldı. Renklerle alıp veremediği yok tabii Zat-ı Yetkilüm’ün, neden olsun? Göğü de sever. İstikbal göklerdedir dememiş mi atamız, değil mi efendim? Onun demek istediği… Şey… Milli ve yerli şairimizin dediğinin aynısı… Hah, tamam… O işte!

Hani… Var ya öyle bir şiir: “Akın var güneşe akın… Güneşin zaptı yakın.” Sayın Zat-ı Yetkilüm de akıyor güneşe… Tabii tabii… Gençlerle güneş doğarken alemlere akıyor o da…

İçmez mi? O da içer gençlerle toprak çanaklarda… Güneşi yani. Güneşi içer. O da söyler o türküyü… Delikanlıların rüyalarında yanan o “an” kadar sıcak: “Akın var güneşe akın! Güneşi zapt edeceğiz güneşin zaptı yakın!”

İşte o bakımdan. Yani yağmurdan sonra güneş çıkınca gökte gökkuşağı olur ya… Rabbimizin inayetiyle… İşte onu ele geçirdiğini söylemek istedi Sayın Zat-ı Yetkilüm. İstanbulumuzda kuraklık var malum… Rahmet yağsın ki… Güneşi… Zapt edelim... Gökkuşağı olsun…

Gökkuşağını… O bakımdan şey etti... Gençlerle beraber tabii. Vilayete dikmek için, kuşkusuz. Rengarenk… Yok, diyanete değil. O kadar da demedik… Dirayetle.

Gerçi ne demiş şair Nedim? İzn alub Cum'a namazına deyû mâderden / Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a…

Elbette, gökkuşağı görkemli olur Sadabâd'a… Haydi hep beraber Sadabâd’daki millet parkına… Zat-ı Yetkilüm gençlerle el ele, hep öyle. Kuşkusuz, el ele ileri demokrasiye…

Başka ne olabilir?