Ceren Gündoğan

Ceren Gündoğan

Ellerini yıkamaları boşunadır…

Devlet aygıtının topluma uyguladığı ceza yöntemleri rejimin özelliklerine göre, caydırıcılıktan bitimsiz ezaya geniş bir yelpazedir. Rejimin özelliği ne olursa olsun, ceza olgusu kitle kontrol yöntemidir de diğer yandan. Herhangi bir canı, canlıyı öldürme hakkı hiç kimseye tanınmamışken, bir devletin vicdanları yatıştırmak gerekçesine dayanarak hukuk yoluyla işlediği cinayet vicdanları sonsuza kadar kanatır.

2020 İran, Fransa ortak yapımı, Behtash Sanaeeha’nın Maryam Moghadam’la birlikte yönettiği Beyaz İneğin Türküsü, geri dönüşü imkânsız bir ceza olarak idamı odak noktasına alan bir film. İşlemediği bir cinayetten sorumlu tutulan mahkûmun idamı sonrasında katilin başkası olduğu ortaya çıkar. Mahkûmun dul eşi Mina (Maryam Moghadam) bu bilgiyle hâkime mektup yazar. Bir yandan geçimi için çalışırken diğer yandan kocasının ailesiyle ve sistemin sessiz bekçisi ev sahibiyle uğraşmak durumunda kalır.

Kasvetli bir toplumun gündelik yaşantısının her anına sirayet eden çıkmazlar seyircide boğucu bir etki bırakıyor. Çağdaş İran sinemasında çarpıcı etkiyi sağlayan esas neden, özgürlük karşıtı bir rejimin içinde sözü kitlenmiş zihinlerin temelde büyük sıkıntı olan rejime rağmen hikâyeler üretebilmesi, belki de. Fonda hep sızlayan bir yara olarak özgürlük özlemi var. Beyaz İneğin Türküsü, İran’da bir dul kadının yaşadıklarını hüzünle anlatıyor. Filmin son sahnesindeki durakta beklenen otobüs, beklenen özgürlük olarak da okunabilir.  

Yaralı İran toplumu özgürlük mücadelesinin 9. gününde. 22 yaşındaki Jîna Mahsa Amini sadece dokuz gün önce yaşam hakkını sürdürüyordu. Babasının anlatımına göre, mikrobiyoloji öğrenimine başlamadan önceki son tatilini geçirmek için Tahran’da bulunan gencecik bir insan, 16 Eylül Cuma günü İran’da, sokakta, saçını iyi örtmediği gerekçesiyle, kıyafet uygulamasını denetleyen ismi çift kat sevimsiz "ahlâk polisi" tarafından dövüldü, yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı ve işkence sonucunda girdiği komadan çıkamadı. Öldü. Katledildi. İzlerken nefesimizi kesen sokakta dövüldüğü ana ait kısa videodan geriye Jîna’nın kulaklarımızdan gitmeyen acı dolu bağırışı kaldı. Cinayetinden despotik İran devleti sorumludur. Devletin yaptırımlarını genelde en az onun kadar koruyan toplumsa bu vahşetin, temelde özgürlüklerin ölümle sonuçlanmasının karşısında yer aldı bu sefer. Toplumun kendi vicdan manivelası bir isyanla karşı atağa geçti. Herkesin, her şeyin bir dur noktası vardır. İran halkları Jîna’nın katlinin ardından rejime dur diyor. Cezalandırılan kadın varlığı, bedeni, saçı, makyajı, tercihleriyle mollalık düzenine karşı ayakta. Jîna Mahsa Amini’nin acı dolu haykırışını, toplumdaşları unutmadı. Kalplerimiz, özgürlüğü için mücadele eden İran halklarıyla.

 

Yaban balı özgürlük kokar,

toz, güneş ışını kokar,

bir kızın ağzı -menekşe

ve altın -hiçbir şey kokmaz altın.

Tereotu su kokar,

aşk ise elma,

ama biz, biliyoruz artık

yalnız kan kan gibi kokar…

Romalı yöneticinin halkın önünde

topluluğun ölüm bağırtıları altında,

ellerini yıkaması boşunadır,

İskoçya kraliçesinin sıska avuçlarını

oğuşturması boşunadır

kan damlalarını silmek için

kral sarayının boğucu karanlığında…

 

1933, Anna Ahmatova


(Çev. Güneş Acar)

Önceki ve Sonraki Yazılar