Enver Topaloğlu

Enver Topaloğlu

Kometçe şiirlerin şairi için bir buket…

Modern Türkçe şiirde, şair olup resim de yapan, bu yönüyle de ünlenmiş isimler var. Metin Eloğlu, Oktay Rifat, İlhan Berk, Metin Altıok, Sami Baydar örneğinde olduğu gibi. Adını saydığımız şairlerin bir özelliği de yapıtlarını sergiler düzenleyerek kamuoyunun beğenisine, ilgisine açmış olmaları. Bu isimlere, günümüzden de şair olup resim yapan isimler eklenebilir: Engin Turgut, Turgay Kantürk, Necmi Zekâ örneğin.

Yeri gelmişken geçen aylarda, "Şairler Neden Resim Yapar?" adıyla, şair ressamların yapıtlarının yer aldığı bir sergi düzenlendiğini kaydedelim. Küratörlüğünü Necmi Sönmez’in, tasarımını Ulaş Uğur’un üstlendiği ve 21 Mart 2022’de ziyarete açılan sergide Tevfik Fikret, Nâzım Hikmet, Orhan Veli, Oktay Rifat, İlhan Berk, Metin Eloğlu, Cemal Süreya, Metin Altıok, Oruç Aruoba, Lale Müldür, Turgay Kantürk, Sami Baydar, Anita Sezgener, Hicran Aslan’ın da aralarında olduğu birçok şairin tuval, desen, çizim, eskiz, karalama ve çiziktirmelerinden oluşan toplam 176 yapıta yer verildi.

"Resim de yapan şairler" olur da "şiir de yazan şairler" olmaz mı? Olur elbette. Ancak… Orhan Koçak, "Bütün sanat kariyeri boyunca tutkuyla şiir de yazan sadece iki ressam vardır –öbürü Bedri Rahmi" diyor. (Yazının bu bölümünde doğrudan Komet’in adı verilmiyor, ama buna da gerek kalmıyor.) Koçak nerede diyor bunu? Modern Türkçe şiir üzerine denemelerini bir araya getirdiği kitabı (Eski kuşak, yeni kuşak fark etmez her şair için "mukaddes" olmasını temenni ettiğimiz) "Kopuk Zincir"de yer alan "İşyerinde gizlice okunabilir şair Komet" başlıklı yazısında.

Orhan Koçak, söz konusu denemesini, 2007’de toplu şiirleri "Olabilir Olabilir" adıyla okurla buluşan Komet’in yapıtı üzerine kaleme alıyor.

Koçak’ın yazısını hatırlamamızın özel bir nedeni var elbette. Sanat dünyası önemli bir kayıp verdi geçen günlerde. Ressam ve şair Komet, yaşamını yitirdi.

Gerçek adı Gürkan Coşkun olan, 1941 Çorum doğumlu sanatçı, altmışlı yılların başında eğitim amacıyla İstanbul’a gelir. Resim eğitimi alır. Bu dönemde adını, "Bill Haley & His Comets" grubundan esinlenerek Komet olarak değiştirir. Komet, kuyrukluyıldız anlamına gelmektedir.

İstanbul’da yükselişe geçen "Kuyrukluyıldız", 1971’de devlet bursuyla Paris’e gider ve oraya yerleşir. Yükselişini orada sürdürür.

Komet’in ressamlığı ve resim serüveni üzerine konuşmak haddimiz değil. Bizim amacımız "Şair Komet için bir buket" …

Komet’in yarım yüzyıllık şiirlerini bir araya getiren kitabı "Olabilir Olabilir"le ilgili ilk yazıyı Necmi Zekâ kaleme alır. Zekâ’nın son derece etkileyici ve açımlayıcı, bir o kadar da şiirsel olduğunu söyleyebileceğimiz yazısı Virgül dergisinde, Aralık 2007’de yayımlanır. Necmi Zekâ’nın yazısının başlığındaki "Cümbüş, Cüret, Ciddiyet… Nihayet" ifadesi, aslında kitabı en kısa biçimde betimlemektedir. Komet’in "kendime yetecek kadar bilgim var / size yetecek kadar bilgim yok" dizeleriyle başlayan ve bir şiir kitabından neler öğrenilebileceğini sıralayan Zekâ’nın yazısından bir bölüm aktaralım: "Matrak, neşeli, keyifli görünen şiirleri birdenbire irkiltici, düşündürücü, kışkırtıcı bulabilir, bunu bir provokasyon olarak değerlendirebilirsiniz. (Edebiyatın her zaman bu tür gizli ya da açık provokosyonlara ihtiyacı yok mudur?) Komet’in şiir kitabından ayrıca, düşünce ile -haddiniz olsun ya da olmasın- hasbıhal edilebileceğini; düşüncenin hep bir ‘öteki’ ya da ‘ötekiler’i gerektirdiğini, insanda sadece hayranlık, saygı değil, aynı zamanda coşku, bazen de öfke uyandırabileceğini (en zor düşünce yapıtlarını okurken bile gülünebileceğini) öğrenebilirsiniz. (Rivayete göre Wittgenstein, sadece fıkralardan oluşan, ciddi ve iyi bir felsefe kitabının yazılabileceğini söylememiş midir?) Şaşırmak öğrenilmez ama, en azından şaşırmanın özgürleştirici gücünü hissedebilirsiniz. Çocuklara, akıl hastalarına atfedilen içten şaşırma yetisinin ya da zıpırlık, zevzeklik, maskaralık etmenin, yüksek bilgi ile, derin içgörü ile, güçlü duygulanımlar ile çelişmesi gerekmediğini; birleştirici (ve ayırt edici) ‘ile’ bağlacı gibi bazı kelimelerin asli görevlerinden azat edildiğinde neler olabileceğini görebilirsiniz. Utanmadan, sıkılmadan, ‘şaşkın’ görünmekten korkmadan, pervasızca sorular sormanın -soru ve cevapları altüst etmenin ya da ‘arka arkaya yürümeye’ çalışmanın- bilinç (ve beden) açısından son derece yararlı olduğunu anlayabilirsiniz."

Her iki yazı; hem Orhan Koçak’ın, hem Necmi Zekâ’nın yazıları, o zamana kadar "arkadaşlarının şairi olarak" dar bir çevrede kalmış Komet’i, şiir havzasında mukim okur çevrelerine işaret eder. Çokları ressam olarak bildikleri Komet’in geç de olsa şairliğiyle de tanışır. Daha öncesinde şairliği hakkında az buçuk bilgi sahibi olanlarınsa kitapla birlikte kanaatleri pekişir. Mahmut Temizyürek de aynı görüşte. Temizyürek düşüncesini "Ama şiirle ilgilenip de onun şiirini bilmeyen çok. Haksız sayılmazlar; çünkü 1960’tan bu yana şiir yazan, ama ancak birkaç tanesini yayımlayan Komet…" ifadesiyle paylaşıyor.

Komet’in şair kimliği edinmekten bilhassa kaçındığı anlaşılıyor. Aslında onun kimlikten, kimliklerden kaçmaya yönelik hamlesini, çok erken zamanda, adını değiştirerek yaptığını söyleyebiliriz. Neden uzun yıllar arkadaşlarının ve şair arkadaşlarının şairi olarak kaldığı, Orhan Koçak’ın yazısındaki şu ifadelerde açıklığa kavuşuyor: "Üslup, okurda bir beklentinin yaratılması da demektir; şairden bir doğrultu ya da yöneliş de bekleniyordur artık. (…) Ama beklenti bir tür manyetik alan da yaratır. (…) Üsluba sadakat, zaafın ve doğurgan çelişkinin açığa çıkmasını önleyebilir, belirmek isteyen bir sözel ya da düşünsel gerçekliği boğabilir. Komet başından beri böyle bir sabitlenmeden kaçınmış, denebilirse hep ‘yana doğru’ adım atmıştır."

Komet "Olabilir Olabilir"in "Nihayet" başlıklı sunuşunda, şiirlerinin şimdiye kadar niçin bir türlü kitaplaşmadığına da dikkat çeker. Ertelemenin, gecikmenin türlü nedenleri arasında "kaybolan bavullar" da vardır. Ama gerçek öyle anlaşılıyor ki Orhan Koçak tarafından altının çizildiği gibidir. Yani efendiliğine bağlı olunan acemiliğe sadakat… Merakın ve arayış enerjisinin yitmesinin önüne geçme isteği. Bunların yanı sıra "yayılmanın", safiyane şiir tutkusunu yok edeceği ihtimalinin de gözetilmiş olduğu söylenebilir…

Benzer kaygılarla dün olduğu gibi bugün de yalnızca "bilen bilsin" diyerek "arkadaşlarının, şair arkadaşlarının şairi" olarak kalmayı tercih etmiş nice şair, ne çok isim olduğunu yeri gelmişken kaydedelim.

Şiir üzerine bir metinde uzun süren şiirsizliğin bir tür susuzluk oluşturduğu söylenirse itiraz etmemek gerektiği kanısındayız. O halde, buraya kadar tahammül edilen şiirsizliğe son verelim. Komet’in konu ettiğimiz yarım yüzyıllık birikimini bir araya getirdiği "tek kişilik antolojisinden" bir şiir okuyalım. Alıntılayacağımız bölüm kitabın "Ayak Diremek Ha!" başlıklı ilk şiirinden:

Bıraktım ben’i

Evde yokum ben.

Üstümüzde kırklar yediler,

Yakın arkadaşlarımızın uzak resimleri,

İki namaz arası.

Beklerim salataları.

Çelişkilerin dalgasında,

Yere düşmüş durumda.

Komet’in şiirleri üzerine yayımlanan yazıların, yapılan değerlendirmelerin, çözümlemelerin önemli bir bölümü "Olabilir Olabilir"le ilgili. Şaşırtıcı değil. Çünkü kitap Komet’in poetikasını ve uzun şiir yolculuğunun değişik evrelerini tüm açıklığıyla yansıtıyor, şiirsel birikim ve deneyimine ayna tutuyor. Bir tür ayna kitap diyebiliriz. Kitaptan bir şiir daha okuyalım. Alıntılayacağımız bölüm, 1971 tarihini taşıyan "Gezinti" başlıklı şiirden:

İlimizi doldurdu irin.

Kuşları unutmuş olan sevgilimle,

Şöyle bir gezinti yaparak hayvanat bahçesine,

Hatırladık. Renkleri ve

Tavusların nasıl işediklerini bir kutuya.

İskemleden bir harabede çay içtik.

Deniz homurdanıyordu.

Ve herkes buradan atıyordu kendini denize.

Çünkü heykel acayip.

Çünkü çingenelerle dolu traktörler tarlalardan dönüyorlar.

Birahanenin önünde duruyor aslan.

Yem verirken çekilmiş bir fotoğrafın içinde.

Kımıldanıyor tren.

Süzülüyor sallanan mendiller arasından.

Camların arkasında duruyor işte biri,

Biri çığlıklarımızı tutan şu kırmızı perde,

Birisi de kavakların altında yatıyormuş.

İsimsiz otları ezerek yürüdüm,

Işığın aldatıcı parlaklığına doğru.

Birahanenin önünde hâlâ aslan,

Biraz yükselince görünen deniz,

Bir el sallamasıyla.

Komet’in şiirlerinde hem Garip, hem İkinciyeni poetikasıyla; hem Sürrealist, hem Sitüasyonist yönelişlerle; hem geleneksel, hem modern sanat anlayışıyla etkileşimin, eskiyle yeninin çekişmesinin, çatışmasının izi sürülebilir. Ama en çarpıcı biçimde çağdaş/güncel sanatsal deneyimleri, girişimleri ve bu yöndeki arayışta aldığı öncü tavır dikkat çekicidir. İroninin, ters çevirmenin, jestlerin, imaların, düşünsel feyklerin, dilsel çalımların, imgesel çelmelerin birbirine eklemlendiği bir anlatı tarzı… Açmak gerekirse şöyle devam edebiliriz: Komet'in şiirleri okur açısından "zor bir şiir" olarak değerlendirilebilecek özellikler içerir. Zorluğu oluşturan nedenler arasında, ilk sıraya onun "şairlik iddiası"nın olmayışını yerleştirmek yanlış olmaz. Şairlik iddiasında, "Müşteri velinimetimizdir." anlayışının etkisinde bir tür okur avcılığı da söz konusudur.

Tereddütsüz diyebiliriz ki "şair olmaya çalışmadan" yazılmış şiirler için örnek aranacaksa Komet’in yapıtlarına bakılabilir. Bazı şiirler, bazı şairlerin yapıtları okurlar için önlerinde uzayan dolambaçlı ve sarp bir yol olabiliyor. Okurun çıkmaya üşendiği yolculuk; güçlüğü, zorluğu göze almaktan kaçındığı bir yol. Komet’in göndermelerinin, imgesel düzeninin, metaforlarının yanı sıra eksiltmediği, kaçınmadığı, sakınmadığı ironisinin de bunda, şiirlerin zorlaşmasında büyük rolü olduğunu söylemek gerekir.

"Komet Momet" adıyla 2013’te yayımlanan kitapta yer alan "Çimse" başlıklı şiirden bir parça aktarıyoruz:

Yalan söylerken eczanede

Ben kim olduğumu bilmiyordum ama

Herkes kim olduğumu biliyordu

Geceyi bitirmiştik Çanakkale’de

Sanatsız kalmıştık cemaatsiz

Zaman geçiyor olaylar peşpeşe geliyordu

Bir de Tüy meselesi (uzun bir anlatıya dönüşebilir)

Eleştirinin eleştirisinin eleştirisi

Ve Man Ray

ve tepede

(tepenin dibinde Ece’nin cenazesi)

Şikâyetçiler arasında gezinirken Lacan

Durumcunun sürahisi ve bir de tüy meselesi

Komet’in "Olabilir Olabilir" ve "Komet Momet" dışında, Kometçe yazılan şiirlerin yer aldığı "Koşarak Geldim Çorabı Deldim" (2004), "O Değilse Başkasıdır" (2011), "Esas Mesele İdi Fiil" (2017), "Hakikat Vs." (2019) adlı kitaplarının da bulunduğunu belirtelim. Kometçe şiirlerin şairi diyoruz ona. Çünkü şiirlerin dili, yapısı, kurgusu ancak Kometçe olduğu kabul edilirse anlatısının kilidi zorlanmadan açılabilecek nitelikte. Orhan Koçak’ın şu saptamasını da kaydedelim: "Komet’in şiirlerinde sevinçle şüphe, safiyetle ironi sürekli birbirini yerinden ediyor. Evet, mayhoş. (…) Son 50-60 yılın ağırlaşmış felsefi birikimini çelmelemek üzere seferber edilen bir teknik. Daha yüksüz, daha suçsuz bir hayat özlemi."

Son olarak şunu da belirtelim: Komet’in Kometçe dilinden öyle anlaşılıyor ki seksen bir yaşına kadar bir an dahi çocukluğundan ayrılmadan, onunla birlikte yaşamış. Bunun bilhassa altını çizmek gerekir. Kitap adlarından da kolayca saptanabiliyor bu tavır. Şiirlerine yoğun biçimde yansıyan yıkıcı, coşkun ve yeniden oluşturucu tavrı anlamakta da bu yönünün katkısının olabileceğine dikkat çekme düşüncesiyle kaydetmek istedik.

Önceki ve Sonraki Yazılar