Doğan Özgüden

Doğan Özgüden

NATO’nun Türk subayları açmazı ve referandum

NATO’nun Brüksel’deki genel merkezinde ve Mons’taki SHAPE karargahında görevden uzaklaştırılan Türk subaylarının sayısı 240’ı buluyor. Belçika dışında Almanya’daki Ramstein, İtalya’daki Napoli ve ABD’deki Norfolk üslerinde görevli olanlar da dahil NATO bünyesindeki toplam 600 Türk’ten 450’si Ankara’nın emriyle tasfiye edilmiş durumda…

Doğan ÖZGÜDEN

1971 Darbesi’nden bu yana Brüksel Türkiyeli sürgünlerin yoğunlaştığı Avrupa kentlerinin başta gelenlerinden… Avrupa’nın başkenti olduğu için de Türkiye’de baskıya uğrayan her siyasal akımın ya da ulusal topluluğun yurt dışı örgütlenmesinin merkez üssü…

Ancak Tayyip’in diktasını güçlendirmekten başka işlevi olmadığı ayan beyan 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden bu yana Belçika’da daha öncekilere hiç benzemeyen iki ayrı iltica dalgası daha yaşanmakta: Bir yanda ordudan atılarak derhal Türkiye’ye dönmeleri emredilen NATO’daki Türk subayları, öte yanda güçlü örgüt yapısıyla Avrupa’nın merkezinde daha düne kadar Tayyip iktidarının propagandasına en büyük desteği vermiş olan Gülenciler…

NATO’nun Brüksel’deki genel merkezinde ve Mons’taki SHAPE karargahında görevden uzaklaştırılan Türk subaylarının sayısı 240’ı buluyor. Belçika dışında Almanya’daki Ramstein, İtalya’daki Napoli ve ABD’deki Norfolk üslerinde görevli olanlar da dahil NATO bünyesindeki toplam 600 Türk’ten 450’si Ankara’nın emriyle tasfiye edilmiş durumda…

Bu, NATO’nun 68 yıllık tarihinde benzeri görülmemiş bir olay. Tasfiye edilen Türk subaylarının terketmek zorunda oldukları kadrolar hemen doldurulamadığı için ittifakın özellikle hava üslerinde büyük bir zaaf yaşanıyor. NATO yetkilileri Ankara’yı kızdırmamak için bu konuda herhangi bir resmi açıklama yapmaktan kaçınıyorsa da gazetecilerle görüşmelerde bu sıkıntı off-the-record olarak sık sık dile getiriliyor.

27 ve 30 Eylül 2016 tarihlerinde Ankara’dan gönderilen listelerdeki subaylardan bir kısmı ilk ağızda fazla endişe duymadan Türkiye’ye gitmiş, ancak bunların Türkiye’ye girer girmez tutuklanıp işkenceden geçirildiği, hattâ ırzlarına geçildiği öğrenilince listelerdekilerin çoğunluğu Belçika’da kalmayı tercih etmişti… Eylül 2016’dan bu yana hiçbirine Türk Devleti’nce aylık ödenmediği için hepsi büyük maddi sıkıntı içinde… Çoğu oturdukları pahalı apartmanları terketmiş, arabalarını satmış, tasarruflarıyla ailelerinin yaşamını, çocuklarının okul giderlerini karşılamaya çalışıyor. Çok zor durumda olanlara NATO’da görevli diğer ülkeler subayları mesleki dayanışma göstererek maddi destek sağlıyor.

Aralarından 100 kadarı ise diğer sığınmacılar gibi sosyal yardım alabilmek için daha şimdiden Belçika Devleti’nden iltica talep etmiş bulunuyor. Diplomatik pasaportlarının süresi dolmuş olanlara Belçika tarafından turuncu bir kart ve 3 aydan 3 aya uzatılmak kaydıyla geçici oturma belgesi veriliyor.

Yurt dışında Türkiye aleyhinde faaliyet gösterdiği varsayılanlara, tıpkı 1980 darbesinden sonra olduğu gibi, vatandaşlık kaybettirilmesini ve Türkiye’deki varlıklarına el konulmasını öngören 6 Ocak 2017 tarihli KHK, tüm muhalifler gibi NATO’daki görevlerinden uzaklaştırılan subayları da tehdit etmekte…  13 Şubat 2017 tarihli Le SoirGazetesi’nin haberine göre, Ankara tıpkı Yunanistan’dan iltica isteyen subaylar gibi, Belçika’dan da onlarca Türk subayının iadesini istiyor.

7 Ocak 2017 tarihli La Libre Belgique’de yayımlanan bir röportajda bir albayın şu sözleri ilgi çekici:

"İltica başvurularının yapıldığı Fedasil’e gittiğimde Kürt kökenli bir görevli tarafından kabul edildim. Bana ‘Yirmi yıl oluyor, ben de Türkiye tarafından terörist olarak suçlanmıştım. Şimdi sıra sizde…’ dedi."

Bu satırları okuduğumda 46 yıl önce bizleri "terörist" damgası vurarak göçe zorlayanların, 35 yıl önce de "kansızlar" diyerek vatandaşlıktan atanların aynı  Türk Ordusu’nun subayları olduğunu anımsadım.

Sonra daha da geriye dönüp 60 yıl önce genç bir gazeteci olarak İzmir’de NATO Karargahı’ndaki basın toplantılarını izleyişim, oradaki çoğunluğu ABD’ci, az sayıda da ABD karşıtı Türk subaylarıyla görüşmelerim belleğimde canlandı.

1960 Mayıs’ında Genel Kurmay’ın NATO Dairesi başkanı olan Kurmay Albay Alparslan Türkeş’in İzmir’deki NATO Karargahı’na yaptığı ziyaretleri, İzmir’de kızağa çekilmiş bulunan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’i darbe yönetiminin başına geçmeye ikna edişini, 27 Mayıs sabahında tüm radyolarda darbeci subaylar adına o tok sesiyle "NATO’ya, CENTO’ya bağlıyız" yeminini sık sık tekrarlayışını anımsadım.

Hele Türkiye İşçi Partisi saflarında, Akşam Gazetesi ve Ant Dergisi’nde yürüttüğümüz "NATO’ya hayır!" kampanyaları, bu nedenle sadece zamanın genelkurmay başkanlarının değil, ABD devşirmesi Başbakan Demirel ve hatta ana muhalefet liderleri İnönü ve Ecevit’in saldırılarına hedef olmamız…

Brüksel’de bu satırları yazdığım dairenin pencerelerinden, tam da Brüksel havaalanı hizasında yeni inşa edilen krokodil dizaynlı ve de inşası üye ülkelerin vatandaşlarına 1 Milyar Euro’dan fazlaya mal olan NATO’nun devasa yeni karargahına bakıyorum.

Geçen hafta ön haberini vermiştim. Belçika demokrat ve barışseverleri 24 Mayıs günü Brüksel’de bu yeni binada toplanacak olan NATO Zirvesi’nin "esas oğlan"ı Trump’ı protestoya hazırlanıyor. Trump da zirveye katılacak Avrupalı liderleri "teröre karşı mücadele"de NATO’nun yeni görev ve sorumluluklar üstlenmesi için iknaya…

Zaman zaman ABD’yi teröristlere destek olmakla suçlayan Türkiye’nin islamcı faşist cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan zaten birkaç telefon konuşması ve yeni CIA başkanının ilk ülke dışı misyonuyla hizaya çekilmiş durumda…

Gelelim baştaki konumuza… Trump’ın dayatması ve de Tayyip’in desteğiyle "Teröre karşı daha aktif mücadele" misyonu yüklenecek bir NATO, kendi bünyesinden " terörist " diye kopartılan, sürgüne ve yoksulluğa mahkum edilen Türk subayları konusunda ne tavır alacak?

Tasfiye edilenlerin yerine subay kılıklı islamcı faşistler gönderilirse ne diyecek?

Ya önceki yıl Europalia Festivali sırasında Erdoğan’ı kırmızı halı sererek karşılayan Belçika? Hele hele 15 Temmuz’dan bu yana Ankara’nın tüm faşizan uygulamalarının hararetli destekçisi Türk kökenli seçilmişlerini hâlâ el üstünde tutan Belçika yöneticileri? Tayyip’in azgınlıkları karşısında ne yapacaklar?

Kolay değil… Hepsi daha şimdiden gelecek yıl yapılacak belediye seçimlerinde Türk kökenli seçmenlerin oyunu garantileme hesabında…

Nisan referandumunda da Tayyip’in anayasasına Belçika’dan geçen seçimlerde olduğu gibi yüzde 60 oy çıkarsa? Tayyipçiler gelecek belediye seçimlerinde, ertesi yıl onu izleyecek Parlamento ve bölge meclisi seçimlerinde yine sağlı sollu partilerin liste başlarında!

İşte tam da bu noktada Belçika’daki Türkiyeli demokratik kuruluşlara, Türkçe medyaya ve de oy hakkına sahip çifte uyruklu Türk vatandaşlarına büyük görev düşüyor. Seçmen listelerine kayıtlarını en geç 28 Şubat’a kadar yaptırmaları, 9-16 Nisan arasındaki oy kullanımı sırasında yapılabilecek her türlü hileye karşı uyanık olmaları gerekiyor.

Bu referandumda Belçika’daki Türkiyelilerin "Hayır" oyu sadece Türkiye’de islamcı faşist diktatörlüğün anaysallaştırmasına değil, aynı zamanda sağlı sollu Belçika siyasal partilerinin Tayyip kölesi Türk seçilmişlerine teslimiyetine de "Hayır" olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Doğan Özgüden Arşivi