Sinan Ateş cinayetinde Nazi selamı

Sinan Ateş'in öldürüldüğü soruşturmada, MHP'li vekil Olcay Kılavuz’un evinde gözaltına alınan Tolgahan Demirbaş'la ilgili gözaltı tutanağının “kaybolduğu" ortaya çıktı. Bu gelişmenin, Musevi öğrencilere Nazi Selamı vermekten daha az vahim hali var mı?

Artık sonuna gelmekte olan bu bunaltıcı ve boğucu rejim, insanın kanını donduran olayların sıradanlaştığı bir dönem olarak da anılacak…

Hukukun ve ahlakın ortadan kaybolduğu bir ortamda insafsız bir vahşetin her türlüsüne tanık oluyoruz.

xxxxx

Hitler’in Almanyası’nda 6 milyon Yahudi sistemli bir şekilde öldürüldü…

Bu soykırıma Holokost diyoruz…

Holokost'a giden süreçte şiddet ve soykırım aşama aşama gerçekleşti.

Yahudilerin sivil haklarını elinden alan, en meşhuru 1935 yılındaki Nürnberg Yasaları olan birçok yasa, Avrupa’da II. Dünya Savaşı patlak vermeden yürürlüğe girdi.

Toplama kampları, mahkûmların ya bitkinlikten ya da hastalıktan ölene kadar köle gibi çalıştırılmaları için kurulmuştu. Almanya’nın her işgal ettiği yerde paramiliter gruplar, Yahudileri ve politik muhalifleri toplu infazlarla öldürdü.

xxxxx

Holokost öncesinde sayıları dokuz milyonu bulunan Avrupalı Yahudilerin aşağı yukarı üçte ikisi katledildi.

Bir milyon üzerinde Yahudi çocuk, aşağı yukarı iki milyon Yahudi kadın ve üç milyon Yahudi erkek Holokost’ta hayatını kaybetti.

Almanya’da ve Almanların işgal ettiği sınırlar içerisinde 40.000’in üzerindeki bir tesis ağı, Yahudileri ve diğer kurbanları toplamak, hapsetmek ve öldürmek için kullanıldı.

xxxxx

Önceki hafta kimi okullarda “Yahudi inancına mensup öğrencilere karşı tarihin en büyük soykırımı ‘Holokost’u ve onu gerçekleştirenleri överek yapılan nefret eylemi/söylemi içeren kabul edilemez hareketlere ve sözlere” şahit olduk…

Olayların tarihsel bilinçten yoksun bir şuursuzluktan kaynaklandığı tespitiyle, yaşananları gençlerimizin Holokost’un ne olduğundan habersiz olmalarına bağladılar ve bir öneri getirdiler:

Milli Eğitim Müfredatına Holokost’u koymak ve öğrencilere bu insanlık vahşetini öğretmek…

xxxxx

Bugünkü Milli Eğitim Bakanlığı sağduyulu bu çağrıya ve önerilere ne kadar uyar, pek kestirmek mümkün değil…

Çok umut verici bir ortam söz konusu değil…

“İletişim Başkanlığı” yetkilisini ana muhalefet liderinin “vitaminsiz Goebels” diye tanımladığını unutmayalım.

Nazi Dönemi yöntemlerine, okul müfredatına Holokost dersi koymaktan çok daha yakın uygulamaların söz konusu olduğu bir kabustan geçiyoruz…

xxxxx

Genç çocukların Nazi selamı vermekten utanmadığı, bundan utanması gerektiğini bilmediği bir ahlaki ortam var.

Sadece bilginin değil, ahlaki normların da eksik olduğu görülüyor.

Bu çocukların hangi nedenlerle kendilerini bir vahşetin kurbanlarına değil de o vahşeti uygulayan barbarlara yakın hissettiğini herhalde bu toplum ciddi biçimde sorgulamalı.

xxxxx

DW Türkçe kanalının başarılı muhabiri Alican Uludağ, Ülkü Ocakları Vakfı’nın eski Genel Başkanı Sinan Ateş'in öldürüldüğü soruşturmada, MHP Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde gözaltına alınan şüpheli Tolgahan Demirbaş'la ilgili gözaltı tutanağının “kaybolduğunu” haberleştirdi.

Haberde, soruşturma dosyasına tutanağın girmediği ve bu nedenle savcılığın Olcay Kılavuz hakkında herhangi bir işlem yapamadığı vurgulandı.

MHP'li vekilin evinde yakalanan Sinan Ateş suikastı şüphelisiyle ilgili tutanağı tutan polislerin baskılar nedeniyle emekli olduğu da iddia edildi.

Bu gelişmenin, Musevi öğrencilere Nazi Selamı vermekten daha az vahim bir hali var mı?

Dosyadan “gözaltı tutanağı” nasıl kaybolur?

Üstelik dosyada, mevcut örümcek ağını detaylandıran bir rapor da var.

xxxxx

Düşünün ki aydınlık bir din adamı olan Cemil Kılıç’ın sopalı adamlar tarafından evinin önünde saldırıya uğradığı, kanlar içindeki resmini twitlediği ve “Evimin önünde bekliyorlar. Adeta Madımak gibi” diye feryat ettiği bir ülkeden söz ediyoruz…

Gelişmeleri peş peş sıraladığınız vakit, şiddeti kutsayan ve sürekli yükselten bir ortamın resmini çizer hale geliyorsunuz…

Hukuktan ve demokrasiden kopmanın mecburi istikameti şiddet ve barbarlık.

xxxxx

Sinan Ateş dosyasından kaybolan tutanak Kemal Kılıçdaroğlu'na da soruldu:

“Tutanağı tutanlar da hayatta, eğer imha edildiyse imha edenler de hayatta, gereği yapılacak. Delil karattığınız andan itibaren katilleri koruyorsunuz demektir.

Bir kamu görevlisi katilleri korumaz, tam tersine katilleri yakalayıp yargının önüne çıkarır. Umarım böyle bir şey yoktur.

Çünkü devlette bir şey kaybolmaz. Tutanağı imha ediyorsanız bu çok büyük bir suçtur. Bu elbette açığa çıkar”, diyerek savcıya ve polislere seslendi:

“Aileye söz verdim. Bu olay çözülünceye kadar, gerçek failler ortaya çıkarılıp gerekli cezaları alıncaya kadar bu işin takipçisi olacağız.”

Neyse ki az kaldı…

xxxxx

Musevi öğrencilere Nazi selamı veren çocuklar…

Katili korumak için dosyadan tutanak çalanlar…

Din adamını darp edip, evinin önünde nöbet tutanlar…

Bu da haftanın kâbus tutanağı…

Neyse ki bir felakete doğru giden bu kâbusu sonlandırıp, baharın coşkusunu dört başı mamur bir şekilde yaşamımıza az kaldı…


Mehmet Altan: İlk imzası 15 yaşında yayınlandı.20 yıl Sabah,6 yılda Star gazetelerinde baş yazarlık ve yazarlık, televizyon programcılığı ve yorumculuk yaptı. 30 yıl boyunca İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yaptı.1993 yılından beri profesör. Yayınlanmış 40 civarında kitabı var.15 Temmuz sonrası Anayasa'nın 19.,26. ve 28. maddeleri yok sayılarak tutuklandı.21 ay cezaevinde kaldı. AYM,AİHM ve Yargıtay kararları ile hak ihlaline uğradığı saptandı. 29 Ekim 2016 tarihinden beri KHK'lı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehmet Altan Arşivi