2022’de seçim olmayacağını düşündüğünü söyleyen Suat Kınıklıoğlu, hükümetin son ana kadar en elverişli ortamı bekleyeceğini vurguladı. Bu yıl için maalesef öngörülerin iyi olmadığına değinen Kınıklıoğlu, ekonomik belirsizliğin derinleştiği kriz ortamının ve oldukça geniş kesimi etkileyen yoksuluğun, Türkiye’yi öngörülemez bir ülke haline getirdiğini söyledi.

Hükümetin kutuplaştırıcı bir dil ile “terör, beka, var olma mücadelesi” üzerine kurup devam ettirdiği siyasi söylemine karşın, muhalefetin demokratik iklimin normalleştirilmesi için adımlar atmasının ve bir an önce ortak aday belirlemesinin öneminin altını çizdi.

Suat Bey nasıl bir yıl bekliyor bizi, seçimler konusundaki beklentileriniz neler?

Suat Kınıklıoğlu: Ben 2022’de seçim olmayacağını düşünüyorum. Bence son ana kadar en elverişli ortam beklenilecek. Bu yıl maalesef öngörüler iyi değil. Ekonomide özellikle toplumsal maliyet artacak. Yoksulluk, bizim eskiden orta tabaka veya orta kesim dediğimiz geniş kitleleri daha da yakından vuracak. Küresel ekonominin getirdiği gelir dağılımındaki uçurum, bizdeki ortodoks olmayan ekonomi politikaları ile birleşince, yapısal sorunu daha da derinleştiriyor. Belirsizliği arttırıyor, öngörülemez bir ülke haline getiriyor.

Siyaseten muhalefetin şeytanlaştırılması ve ötekileştirilmesi devam edecek gibi gözüküyor. Yani iktidar blokunun seçim stratejisinde 2019’da gördüğümüz portföyden farklılık yok. Yine muhtemelen bütün anlatı, “terör, beka, var olma mücadelesi” üzerine kurulacak. Buna eğer dışsal bir faktör de eklenirse Suriye veya Doğu Akdeniz’de gerginlik gibi, bu “seçim stratejisinin” kitleler nezdinde inandırıcılığını bir miktar artırabilir.

Ben 2022’de iki şey bekliyorum. Birincisi, muhalefet adayı konusunda artık biraz netlik oluşması. Belki burada siyasal partilerin dışında iş çevrelerinin, sivil toplumun veya belki yurttaşların da inisiyatif alıp siyasilere en azından potansiyel adayların kimler olabileceği konusunda bir miktar baskıyı artırabileceklerini düşünüyorum.

Dolar kurunun 18’den 11’e düşmesinde görüldüğü gibi içerideki psikolojik iklim çok hızlı değişebiliyor Türkiye’de. Bu hızlı değişim sanırım muhalefet kanadında da “Kiminle yaınrışırsak kazanırız? Kim aday olursa kazanılır?” düşüncesini zedeliyor ve umarım öğretici, ders verici bir tarafı olur bu yaşananlar.

Özellikle İstanbul ve Ankara’da bulunduğum dönemde bazı çevrelerde “kiminle yarışılırsa kazanılır?” algısının birazcık yerleşmeye başladığını görmüştüm. Ben öyle düşünmüyorum açıkçası. Bu bakımdan belki muhalefet kanadında da,- her ne kadar adayın yine son ana kadar belli olmayacağını düşünsem de-, şu anda düşünmediğimiz isimlerin de belki ortaya çıkması ihtimali var.

İktidar bloğunu için yine terör söylentileri, işte İstanbul Belediyesi’ne yönelik kayyum atama düşüncesi eğer gerçekleşirse, umarım gerçekleşmez ama, ironik bir şekilde eğer böyle bir şey olursa ben bunun esasında muhalefetin lehine olacağını düşünüyorum. Her ne kadar arzu etmesek de, İstanbul halkının iradesinin bu şekilde gasp edilmesini doğru bulmasam da, pratik olarak, böyle bir hamlenin muhtemelen sert ve kalıcı etkileri olur muhalefet lehine.

TÜRKİYE’Yİ ZOR BİR YIL BEKLİYOR

Ekrem Bey’in de kişisel olarak lehine olur diye düşünüyorum ama dediğim gibi en doğrusu muhalefetin kendi içinde iyice tartıp, bilimsel verilere dayanarak, doğru kamuoyu yoklamalarına dayanarak adayını belirlemesi olacaktır. Zor bir yıl bekliyor Türkiye’yi, her yönüyle. Sadece ekonomide değil, toplumsal olarak da; insanların ümitlerinin son yıllarda gördüğümüz gibi çok azaldığı, doktorların, bir çok alanda profesyonellerin ülkeyi terk ettiği ve seçimle Türkiye’de değişim olamayacağına dair olan algının da yerleştiğini de unutmadan 2022 yılında gerçekten muhalefetin üzerinde önemli bir sorumluluk var. Tekrar geniş kitlelere, bir seçimle Türkiye’de değişimin mümkün olduğu ve gerçekten seçim kazanılması için aklen, mantıken ve profesyonel olarak ne yapılması gerektiğini bildiğini geniş kitlelere göstermeleri gerekiyor.

Size göre hükümetin kafasındaki seçim planı nedir? Bazı şeyleri düzeltip, kendi tabanından hatırı sayılır bir oy almayı mı hedefleyecek seçimlere girmeden önce?

Suat Kınıklıoğlu: Her partinin bir çekirdek kitlesi var. Yani bunu halka halka görmek lazım. Parti bağlılığı bütün seçmenlerde aynı oranda değil. Bazı seçmenler alternatif olmadığını düşündüğünden bir partiye oy verebilirler. Biz de biliyorsunuz oy verme alışkanlığı, demokratik katılım çok yüksek ve bu çok olumlu bir şey. Modern demokrasilerdeki rakamlara göre çok yüksek bir katılım oranı var Türkiye’de, kutuplaştırma da tabi bunda çok etkili. Bütün partiler çok daha mobilize oluyor seçmenlerini sandığa götürmek için.

AKP bunu hala başarabilir mi?

Suat Kınıklıoğlu: Adalet ve Kalkınma Partisi hikayesinin en önemli unsurlarından bir tanesi sağlıktaki değişim, yani sağlık hizmetlerindeki iyileştirme. İkici olarak ise ekonomi ve alt yapıdaki yatırımlar ve ekonominin büyümesi. Türkiye’nin uluslararası itibarının özellikle 2003 ile 2011 arasındaki değişimi. Şimdi tabi bu halkaların bazıları, özellikle daha dışta olan, yani AK Parti’ye oy verip ama çekirdek kadro kadar ideolojik olarak oraya kendi bağlı hissetmeyen, belki eski Doğru Yol Partisi daha ANAP veya merkez sağa geçmişte oy vermiş seçmen kitleleri memnuniyetsizliklerini artık daha kolay ifade edebiliyorlar. Bir kere her şeyden önce seçenek daha fazla. Artık daha milliyetçi, muhalif kanada geçip daha milliyetçi bir dünya görüşü olanlar İYİ Parti’ye gidebiliyorlar. Belki daha dindar olanları Gelecek’e gidiyor. Belki bir miktar daha özgürlükçü, hür düşünceye sahip olanlar veya Ali Babacan’ın ekonomiyi tekrar toparlayabileceğine inanan kesimler Deva’ya yöneliyor.

Yani artık seçenek daha fazla ama ana hikaye, yani ana anlatı, -- ben mecliste olduğum dönemden çok iyi biliyorum -- büyük oranda ekonominin büyümesi üzerine kuruluydu. Gerçekten refah artışı, ihracat rakamlarındaki artış... Bakın, 2003’ten önce Türkiye’nin yıllık aldığı doğrudan yabancı dış yatırımı ortalama 1 milyar dolar. 2008 yılında eğer hafızam beni yanıltmıyorsa 21 milyar dolar para gelmiş. Şimdi o dönemi hepimiz hatırlıyoruz. Yani çok olumlu bir hikaye var. Büyük oranda nüfusu Müslüman olan, demokratik, ekonomisi büyüyen bir hikaye vardı. O anlatı bozuldu şimdi. Yani o anlatının bozulduğunu artık hepimiz görüyoruz; çöp tenekelerinden yemek arayan, her sokak başında para isteyen, para dilenmek zorunda kalan yoksullaşan insanlar, işinden olan veya işini muhafaza edip ama eski gelirini muhafaza edebilmek için eskisinden çok daha fazla çalışmak zorunda kalanlar, yani bütün anlatının en temel kalbi zedelendi.

Türkiye’de medyanın da durumundaki gariplik etkili tabi. Bir kere kitlelere doğru bilginin ulaşamaması sorunu var. Özellikle taşrada bu çok önemli bir sorun. Çünkü TRT vs. bütün kanallar taşrada hakim. İkincisi, tabi ki kutuplaştırılan siyaset. Bugün artık iktidar bloğundan başka bir bloğa geçmek, eski çevreniz için sözüm ona teröristlerle aynı kampa geçmiş olmak veya Türkiye’nin bekasını tehlikeye atan unsurlarla birleşmek gibi bir yere geliyor...

Ben çok iyi hatırlıyorum 2014’te Türkiye’de durum henüz bu kadar kötü değildi ama Ankara seçiminde bir vatandaş bize geldi, “Ben Mansur Bey’e oy vermek istiyorum ama komşularıma nasıl anlatabilirim CHP’ye oy verdiğimi, karıma bile söyleyemem.” diyordu. Yani 2014’ten bahsediyoruz. Bakın 7 yıl önce, 8 yıl önceden bahsediyoruz.

Yani bu denli kutuplaştırılmış, ötekileştirilmiş bir hal... Ve maalesef sağlıklı bir demokrasinin en büyük tehlikelerinden biri - demokrasi mücadelesini legal bir çerçevede, halkın tercihlerine göre kimin iktidara geleceğe anlatısından çıkarıp, bir varlık ve yokluk zeminine çekip karşı tarafı alt edilmesi gereken, mümkünse her türlü illegaliteyi kullanarak öldürmek, mahvetmek, tamamen denklem dışı bırakmak durumunda ve bunu normalleştiren bir iklim var.

Dolayısıyla eğer Türkiye’de, umarım, seçimle değişim gerçekleşebilirse, Türkiye’deki en büyük üzerimize düşen ödevin tekrar bu demokratik iklimin normalleştirilmesi için çalışmak. Buna büyük ihtiyaç var. Yani A Partisi gelir, B Partisi gider, hizmet işidir bu. Yani bu bir varlık mücadelesi değil, aslında bu sadece bize has bir şey değil, bütün dünyada siyaset giderek bu zemine kayıyor. Amerika’da işte olup bitenleri görüyorsunuz, bir yıl önce adamlar resmen yönetime el koymayı denediler, olmadı. Yani beceremediler. Türkiye’de önümüzdeki yıl seçimle ilgili öngörüler, pek parlak değil.

Muhalefet seçime hazır mı sizce?

Suat Kınıklıoğlu: Muhalefet partileri yeni bir anayasa, yeni bir parlamenter sistem nasıl olmalı, bununla ilgili teknik bir takım toplantılar yapıyorlar vs. ama asıl eksiklik şurada: yani bugün Selahattin Demirtaş’ın da hapiste olmasının sebebi bu diyeceğim şey... Selahattin Demirtaş gibi kişiler bunu artiküle edebiliyorlar, bunu dillendirip toplumun anlayabileceği, bazı komplike, karmaşık veya önemli siyasal mesajları çok kolay bir şekilde geniş kitlelere aktarabilme kabiliyetine sahip kişiler bunlar.

Şimdi muhalefet bloğu içerisindeki aktörlerde, hani işbirliği, bilgi paylaşımı açısından görebildiğim kadarıyla iyi bir çalışma ortamı olmakla birlikte bazı eksikler var. Biz iktidara talibiz söylemi, pasif bir şekilde ekonomik şartların iktidarı yıpratacağı varsayımı üzerinden değil, proaktif bir şekilde kitlelere ulaşarak, “biz geleceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız, şöyle olacak” çok daha net bir programla anlatılmalı. Yani esasında bir seçim bildirgesi gibi esasen muhalefet bloğunun elinde en azından 7-8 tane ana prensip üzerinde mutabakat sağlanıp, bunun geniş kitlelere istikrarlı bir şekilde anlatılması lazım. Şimdi “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçeceğiz” demek ortalama vatandaş için hiçbir şey ifade etmiyor. Hatta şöyle bir şey ifade ediyor: “eski sisteme döneceğiz” deniyor. Bir kere olumsuz. Eski sistem çok fazla ilham veren..

BİZİM GELECEĞİ ANLATAN SİYASAL AKTÖRLERE İHTİYACIMIZ VAR

Sayın Kılıçdaroğlu “Kurucu kodlara döneceğiz” dedi son konuşmalarının birinde...

Suat Kınıklıoğlu: O daha da kötü. Çünkü yani kurucu kod... Niyeti iyidir belki Kemal Bey’in ama onun anlaşılma biçimi farklı olur. Yani kurucu kodlar, 1930’larda değiliz, 1920’lerde değiliz. Kurucu kodlar, evet belirli kurucu prensipler var. Laiklik, seküler ama ihtiyaçlar değişiyor.

Problem şu: Türkiye’deki bütün siyasal aktörler geçmiş üzerinden, yani geçmişi güzelleyerek ve geçmişi anlatarak oy istiyorlar. Bizim geleceği anlatan siyasal aktörlere ihtiyacımız var. Yani gelecekte ne yapmak istiyoruz? Tabi ki cumhuriyetin temel kodlarıyla ilgili, temel bir takım şeylerle ilgili mutabakatın olduğu varsayım altında konuşuyorum. Bir adayın nasıl belirleneceğiyle ilgili saydam bir süreç çok faydalı olur.

Bu bir kere toplumun kesimlerine bir miktar güven verir, bir. “Bu aktörler kendi aralarında işbirliği yapabiliyor. İlan ettikleri bir süreç var, bu sürecin sonunda bir aday belli olacak.”

Türkiye’de kurucu akla sahip çok fazla aktör yok siyasetin içinde. Yani genel başkanlarına veya işte bir takım hani kendilerine daha kıdemli kişilerin söylediklerine uyan, onları güzelleyen, onların çizgisinden çıkmayan çok aktör var ama kurucu kurucu akıl çok fazla yok. Şimdi önümüzdeki süreç belli. Bir kere muhalefetin her şeyden önce topluma, bir “seçim olacak”, iki “şöyle şöyle süreçlerden sonra bir aday belirleyeceğiz demesi gerekli.

Bu aday seçilirse A, B, C, D, E, F, G - 8 tane konuda size sözümüz şudur. Bu 8 maddeyi, örnek olsun diye söylüyorum. Bir netliğe ihtiyaç var. Türkiye’nin tuhaf siyasal kültürünün ve aynı zamanda içerideki bu ötekileştirme, kutuplaştırma, şeytanlaştırmanın sonucu bazı şeyler yaşanıyor. HDP seçmeni muhtemelen geçen 2019 seçiminde gördüğümüz gibi Demirtaş’ın çağrısı üzerine oy verdiler. Burada ideal şartlar yok. Muhalefet bununla bir şekilde yaşamak durumunda.

Sanırım HDP de bunun farkında ve bunun bilincinde ama asıl önemlisi, siyasette ideallik dediğimiz şey, yani bir kişinin çok net bir şekilde geniş toplum kesimlerine meramını anlatabilmesi, geleceğe yönelik bir vizyon çizebilmesi o kadar önemli bir şey ki! Yani bu kolay bir şey değil, özellikle şu mevcut medya şartlarında ama zorunlu. Ben o yüzden örneğin Meral Akşener’in muhalefet bloğunun içinde olmasını çok önemsiyorum. Çünkü dolaşıyor, Anadolu’yu dolaşıyor, kahvehanelere gidiyor, esnafı dolaşıyor. Derdini bir şekilde, meramını bir şekilde anlatmaya çalışıyor. Buna daha fazla ihtiyaç var ve bu şey tarafı da hani sokağa çıkmayacağız falan bilmem ne, yani sokağa çıkmak ne demek! Şimdi anayasamızda şiddet içermeyen protesto hakkı var. Yani bu sağlanmış durumda.

Belki aday belirlenene kadar, mesele bu 5 veya 6 parti liderinin, veya üçünün, artık tercih neyse, Anadolu’da 10 tane şehir belirlenip, Amerika’daki bu Town Hall mitingleri gibi önceden ilan edilmiş tarihlerde, canlı yayınlarla, var olan kanallarla, internet kanalları üzerinden, Halk TV vs. işte artık ne varsa, ne kaldıysa buradan halkla doğrudan temas etmeliler.

Siyaset sadece tweet atmaktan ibaret değildir, siyaset halkla, halkın ileri gelenleriyle birlikte, aynı salonda olmak, onları dinlemek, onlara da cevap vermek ve geleceğe dair nasıl bir yol haritası düşündüğünüzü anlatabilmek, o etkileşimi sağlamak ve bu şekilde bir ivme yaratmanız gerekiyor. Toplum şunu görmeli: burada iyi kötü örgütlenmiş, Türkiye’de demokratik seçimlerle iktidar değiştirmek isteyen bir yapılanma var ve bu yapılanmanın sözünü duyurması gerekiyor. Özellikle gençler siyaseti hep televizyon ekranlarında kitlelere, milyonlara hitap eden bir adam veya bir kadın tasarlıyor sanıyorlar ama siyaset çok mekanik, hiç de iç açıcı olmayan, sıkıcı bir tarafı vardır. O işleri düşünmek, kurgulamak, örgütlemek lazım. Bunun bazen eksikliğini görüyorum ben şuanda siyasette.

O bahsettiğiniz gençler 90’lardaki AKP yapılanmasını ve yereldeki seçim öncesi hazırlıkları görmediler. Gerçekten özellikle 90’ların sonunda AKP bu konuda iddialıydı değil mi, seçim öncesi dönemde özellikle kadın kollarının aktifliği şaşırtırdı herkesi...

Suat Kınıklıoğlu: Tabi kadın kolları... Sadece 90’larda değil, yani 2010’lara, 2011’lere, bana göre 2013’e kadar belki, yani bir şeyi unutmamak lazım, Adalet ve Kalkınma Partisi çok iyi işleyen bir siyasal makineydi ve seçim kazanma odaklı çalışan bir siyasi makinedir. Bunu hiç unutmamak lazım.