Emekli 104 amiralin ‘Montrö Bildirisi’ yayınlandığı günden bu yana siyasetin merkezine oturdu. Yayınlayan emekli amirallerden 10’u 8 günlük gözaltının ardından yarın (12 Nisan'da) savcılığa çıkarılacaklar... Dolayısıyla bu satırları yazarken tutuklanıp tutuklanmayacakları henüz belli değil. Ortada bir ‘suç’ olmadığı açık olsa da darbe 'iması’ muhtıralar ile ‘şekli benzerlik’ gibi afaki suçlamalar tutuklama gerekçesi yapılabilir mi bilemiyorum.

Ancak daha bugünden net olan bir şey varsa o da bu bildirinin ‘emekli amiraller' bloğu ile AKP iktidarı arasındaki adı konulmamış ittifakın sonuna işaret ettiğidir.

Oysa aynı isimler 2 yıldır tam da ‘emekli amiral’ sıfatlarını üstüne basarak kullanıp ‘Mavi Vatan’ kavramıyla AKP'nin Libya ve Doğu Akdeniz politikalarını desteklerken el üstünde tutuluyorlardı. Ne zaman ki Montrö Sözleşmesi ile ilgili olarak iktidara itiraz ettiler ‘emekli amiral’ sıfatını kullanmaları bu sefer başlarına bela oldu!

Libya ve Doğu Akdeniz'de mesele ‘deniz yetki alanları'yla yani ‘münhasır ekonomik bölge’ ile ilgilidir. Burada ‘Mavi Vatan’ kavramının aldatıcı olduğunu defalarca belirtmiştim. Oysa boğazlar doğrudan karasuları ile ilgilidir.

Boğazlardaki egemenliği Montrö Sözleşmesi ile büyük oranda Sosyalist Sovyetler Birliği Türkiye'ye armağan etmiştir. Aynı zamanda Montrö rejimi Karadeniz'e savaş gemisi girişlerini sınırlayarak dönemin Sovyetler'inin güvenliğine de katkı sağlamıştır. SSCB’nin 1936'da güç kazanmış varlığı olmaksızın Montrö Sözleşmesi de olanaksız olurdu. Nitekim Lozan'dan Montrö'ye kadarki dönemde Türkiye Boğazlar üzerinde egemen de değildi.

ABD'de Trump'ın devrilmesinin ardından dünya jeopolitiği hızla değişiyor. Trump döneminde ABD'nin dikkati kendisinde toplanmış iken bölgesel anti-emperyalist yayılmacı güçler geniş bir hareket sahası buluyordu. Biden'la birlikte, ABD, AB ve Japonya üçlü 'kolektif'i emperyalist egemenliği yeniden kurmaya yöneldi. Böylece bölgesel yayılmacı projelerin alanı da daraldı.

Dün AKP'nin yeni Osmanlıcılığı ile sağ Kemalist (ulusalcı) eski amirallerin 'Mavi Vatan’ projesi, Libya ve Doğu Akdeniz'de onları ittifaka sokuyordu. Bugün ise Libya'da yeni bir politik süreç işliyor. AKP iktidarı bu süreçte dışlanmayacaktır kuşkusuz ancak herhangi bir imtiyaz da elde edemeyecektir. Libya'daki yeni politik süreç, ABD, Rusya, Almanya ve Mısır'ın insiyatifinde gelişmektedir. İç savaş döneminin siyasi figürleri kenarı itilerek, yıpranmamış isimler üzerinden ve Trablus-Tobruk birliği zemininde yeni bir Libya Devleti kuruluyor.

Diğer yandan Doğu Akdeniz'de 28-30 enlemler arasında (kabaca Rodos-Kıbrıs arasındaki) bölgede doğal gaz bulma çalışmaları da durdurulmuş durumda. Avrupa Birliği ile ilişkiler soruna doğrudan ‘çıpalanmış’ halde bulunuyor.

Akdeniz'de durum böyleyken, Biden yönetiminin desteği ile Ukrayna hükümetinin Donbass bölgesine askeri harekat düzenlemeye girişmesi gerilimin odağını Karadeniz'e kaydırdı. AKP iktidarı da bu meselede Tıpkı ABD gibi Kiev yönetimine desteğini açıkladı. (Ancak ne tuhaftır ki yine AKP'ye ait olan havuz medyasında ‘uzmanlar’ Rusya'nın ezici askeri gücünü öve öve bitiremiyorlar!) Tam da aynı dönemde Meclis Başkanı Şentop'un, Erdoğan'ın bir imza ile ‘Montrö'yü de feshedebileceğini öne sürmesi, keza Kanal İstanbul'un, Montrö'nün ABD savaş gemileri lehine delinmesine yol verebilecek olması emekli amiraller ile AKP arasındaki ittifakın kopmasına sebep oldu. Bu kopuşun kalıcı olup olmayacağını göreceğiz. Belki siyasi baskı geçmişte olduğu gibi yine bu kesimi AKP iktidarına tabi kılabilir. Ne var ki bugün için görünen AKP'nin dış politikasındaki değişimin bu ittifakın zeminini ortadan kaldırdığıdır. Kendine has pragmatizmi ile iktidarını her dönem farklı kesimlerden oluşan bir ittifak şeklinde ören AKP için ‘emekli amirallerin’ kopuşu önemli bir siyasi destek yitimine denk düşmektedir.