Merkez Bankası para politikaları kurulunun 24 Aralık toplantısından da faiz artırımı kararı çıktı. Hem de “piyasalar” 1-1,5 puan beklerken 2 puanlık artış geldi. Düne kadar muhaliflerine “faiz lobisi” diyen iktidar, birden bire bol kepçe ile faiz artırmaya başladı. Uluslararası mali sermaye, faiz artışlarından memnun. Sadece Kasım ayında 2 milyar dolar civarında bir spekülatif sıcak para girişi kaydedildi. Bu akışın sürmesi bekleniyor. Faiz artışları AKP iktidarının uluslararası mali sermayeye uzattığı “uzlaşma eli” oldu. “Reform” dedikleri paketten çıka çıka faiz artışı çıktı.

Ancak faiz artışlarının da bir toplumsal maliyeti var. Bu bedeli işçiler, esnaf ve çiftçiler ödüyor. Kredi akışı kesiliyor, tüketim daralıyor. Sanayi ve hizmetlere dair öncü göstergeler, yılın son üç ayında daralmaya işaret ederken, iktidar da parasal daralmaya gidiyor. İşte Erdoğan’ın “acı reçete” dediği olgu budur. Acı olduğu doğrudur, ama reçete -yani iyileştirir mi?- kısmı pek öyle görünmüyor. Faiz artırma politikası, bir tür kemer sıkma programıdır. Bu programdan da en büyük çıkarı bankaların elde edeceği görülüyor.

Pandeminin ilk dalgasında Mart-Haziran döneminde kredilerle ekonomik yıkım kısmen ertelenmişti. Şimdi bu borçları ödeme zamanı geldi çattı. Ama pandeminin ikinci dalgası sebebiyle ekonomi yeniden kısmen kapanıyor, gelirler yine daralıyor. Borcunu ödeyemeyenler bankalardan yapılandırma talep ettiğinde yeni ve daha yüksek faizlere maruz kalacak.

KOBİ’lerin kredi borcu; Mart’ta 662,5 milyar TL iken, Kasım’da 865 milyar TL’ye çıkmış. Keza, yurttaşların tüketici kredisi borçları ise Mart’ta 510,5 milyar TL’den Kasım’da 674 milyara çıkmış. Daha şimdiden yaklaşık 300 bin KOBİ kredisini ödeyemediği için banka takibine girmiş durumda.

Ciddi hiçbir kamu desteğinin sunulmadığı, dahası kredi akışının dahi kesildiği bu kemer sıkma dönemi, pandeminin tüm ekonomik yükünü işçi-esnaf-çiftçi üzerine yükleyecektir.

AKP iktidarı Kasım’a kadar Berat Albayrak ile “ne pahasına olursa olsun büyüme” siyaseti izliyordu. Ekonomi yönetimi 2020 yılı için %0,1 dahi olsa bir büyüme rakamı açıklamaya kilitlenmişti. Ancak 8 Kasım itibari ile ani bir değişiklikle, “ne pahasına olursa olsun döviz girişi” politikasına geçti. Bu ani politika değişikliğinin temel nedeni, negatif reel faizlerle müteahhitleri ve yandaş sermayeyi kayırma politikasının açık ifadesi idi. Üretimin daraldığı bir dönemde cari açığın 31 milyar doları (Ocak-Ekim) bulması, dış ticaret açığının %76 artması, dolar kurunun 8,5 TL’ye fırlaması, bunlara mukabil Merkez Bankası’nın rezervlerinin swaplar hariç net olarak eksiye düşmesi bu iflasın göstergeleriydi. Bankalardaki mevduatların %59’unun dövize dönmesi, negatif reel faize verilen bir tepkiydi. İktidarı ürküten başka bir etken ABD’de Joe Biden’ın seçilmesi ile birlikte başlaması olası bir “yaptırımlar dönemine” döviz rezervleri erimiş olarak yakalanmaktı.

Böylece AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın beş yıldır yinelediği “faiz sebeptir enflasyon netice” tezi şimdilik bir kenara bırakıldı. Bu tezin gerektirdiği negatif reel faizden geçici olarak vazgeçildi. Yaşananlar 2018’de Mayıs ve Ağustos’ta patlak veren çifte mali krizde doların 7,50 TL seviyesine çıkışından sonra yaşananlara ne kadar da benziyor. Aslında son dört yılda yaşananlar ikili bir sarmalın içinde birbirini tekrar ediyor:

  • 2017: Düşük faizler, kredi genişlemesi, KGF (Kredi Garantisi Fonu)
  • 2018: TL’nin değer kaybı, Mayıs-Ağustos mali krizleri, dolar 7,30 TL.
  • 2018’in ikinci yarısı ve 2019’un ilk yarısı: Faizler %25’i bulur, ekonomi daralır, işsizlik tırmanır.
  • 2019’un ikinci yarısı: Merkez Bankası’nın faiz indirimi baskısı, kredi genişlemesi.
  • 2020 Ocak-Ekim: Olağanüstü kredi genişlemesi (2017’yi aşan düzeyde) Krediler tüketim için kullanılır.
  • 2020 Kasım: Dolar 8,5 TL, mali kriz, Merkez Bankası başkanı görevden alınır. Faizler 5 puan artırılır.
  • 2020 Aralık: Merkez Bankası faizleri 17’ye çeker, dolar 7,50 TL’ye düşer. Kemer sıkma programı uygulanır.

Bu çevrimin 2021’in ilk yarısında ekonomik daralma, ikinci yarısında ise yine düşük faiz bol kredi şeklinde sürmesi muhtemeldir.

Ancak burada kritik halka faizler düşük de olsa sabit sermaye yatırımlarının artmamasıdır. Böylece kredilerin bollaşması sadece tüketimi geçici olarak artırmaktadır. İstihdam artmak bir yana azalmaktadır.

Ayrıca kronik aşırı dışa bağımlılık sebebiyle sanayi üretimi ancak yoğun ithalatla yapılabilmekte, üretim artınca cari açık büyümektedir. Üretim düşerken cari açığın kontrolden çıkması ise 2020’de AKP’nin negatif reel faiz politikasının bir ürünü olmuştur.

Bu kısır döngünün temelinde Türkiye kapitalizminin dışa bağımlı yapısı yatmaktadır. AKP iktidarı ise bu bağımlılığın olağanüstü derecede derinleştiği bir dönem olmuştur.

Faiz artırımıyla sağlanan kısa vadeli sıcak para girişlerinin ekonominin derdine derman olamayacağı açıktır. Ayrıca bu politika yandaş sermayenin, özellikle müteahhitlerin işlerini bozacağı için iktidar bloğu içindeki rant paylaşımı kavgasını da alevlendirecektir.