Halk arasında ‘Evim sektörü’ olarak bilinen sözde ‘faizsiz-kredisiz’ konut şirketlerinin neredeyse topluca iflası BDDK tarafından ilan edildi. ‘Finansevim’, ‘ Yaşamevim’, ‘ İktisatevim’ gibi toplam 21 şirket BDDK tarafından kapatılırken sekiziise iradi tasfiyeye yönlendirildi. Bu sektördeki 35 şirketten en ünlüsü olan ‘ Eminevim’ de aralarında olmak üzere altısı dışında tümü tasfiye edildi. Bu şirketlere para yatırmış bulunan 300 bin dolayında yurttaşın durumu ise belirsizliğini koruyor.

Sözde ‘ faizsiz’ konut sektörü tümüyle denetim dışı biçimde. Üstelik de iktidarın açık teşvik ve yönlendirmesiyle yıllardır yurttaşlardan para topluyor. Ortaya çıkan bu kültürel iflasın da birinci derecede sorumluluğu AKP iktidarına aittir.

Kapitalizmde ‘faizsiz finans’ olmaz. Paradan para kazanmak işi olan finans adı faiz olmasa da başka adlar altında müşterilerinden faiz toplamadan kazanç elde edemez.’İslami finansman’ adı altında sunulan ürünlerin hemen tümü Suudi ve Körfez sermayesini çekmek üzere Londra para piyasalarının kapitalistleri tarafından icat edilmişlerdir. Sözde ‘İslami bono’ denilen sukuk, tahvilin isim değiştirmiş halidir, ‘ Getirisi’ hemen hemen tahvillerle aynıdır. Murabaka, peşin alım ve taksitle karlı satıma dayanır. Faizin dönüşmüş biçimidir. Muşaraka, kar/ zarar ortaklığıdır. Küçük tasarruf sahiplerinin sadece kara değil zarara ortak olacağı başlı başına tuhaf ve izaha muhtaç bir durumdur. Ancak pratikte çoğu zaman topladıkları ‘ katılma hesabı’ denilen bu hesaplarda ana para bile garanti değildir.

Fonların azalmaması amacıyla bu tür şirketler zarar göstermezler. Faizin adı burada ‘kar payı’ olarak değiştirilmiş olur. İcara, sözüm ona ‘ faizsiz finansın’ en gözde biçimlerinden birisi olup finansal kiralama yoluyla fonların değerlendirilmesidir. Körfez sermayesinin çoğu ‘İslami finans’ şirketi gayrimenkul yatırım ortaklığı formunu almıştır. ‘Paranın kirası’ olan faizi ‘haram’ saydıkları halde ‘binaların kirasını’ helal kazanç görürler. bu tür şirketler hükümetlerle yakın ilişki içinde ucuza aldıkları arazilerin imar izinlerini çıkartıp fahiş fiyatlara satarak kent rantı elde ederler. Yoksul halkın gecekondularını, köylülerin tarım arazilerini ucuza kapatıp üzerine gökdelen dikmek de diğer bir yöntemleridir.

İşte ‘faizsiz konut sektörü’ olarak lanse edilen ‘evim’ şirketleri de benzer bir mantığın ürünüdür. Bu şirketler belli sayıda (20-30-40) yurt dışı bir havuzda bir araya getirirler. Satın alınacak evin %10’u kadar bir meblağı ‘organizasyon parası’ adı altında peşin olarak tahsil ederler. Ki bu gerçekte faizin at değiştirmiş halinden başka bir şey değildir. Sonra her ay gruptaki bir katılımcıya ev verilir. Örneğin 100 bin liralık 1+1 evler için oluşturulan 20 kişilik bir havuzda her aile (10.000 lira organizasyon parası dışında) aylık 5 bin lira öder. Böylece her ay havuzda 100.000 lira toplanır ve bununla bir adet ev alınır. 20 katılımcı arasında kura çekilerek bu ev birine verilir. Geriye kalan 19 katılımcı 15 bin lira ödemiş ve henüz hiçbir şey elde etmemiş olarak sisteme para ödemeye devam eder. 20 katılımcı da evine kavuşunca bu süreç sona erer.

Aslında burada ‘kredisiz’ bir işlem de yoktur. Zira gerçekte vatandaşlar ‘evim’ şirketine kredi vermektedir hem de karşılıksız! Bu şirketler, başvuran yurttaşları ‘Bakın biz sizi bankalar gibi didiklemiyoruz, oradaki gibi finansal evraklarınıza da bakıp not vermiyoruz’ sözleri ile teskin ederler. Oysa aslında finansal durumlarına bakılması gereken sözde ‘ faizsiz konut’ şirketleridir. Ama yurttaşlar her ay karşılıksız kredi verdikleri bu şirketlerin ne mali tablolarını görebilir ne de havuzdaki fonların nereye harcandığını denetleyebilir. Yurttaşlar adına bu denetimi yapması gerekenler de yıllardır bunu yapmadı. BDDK'nin yaptığı ilk denetim, bu şirketlerin fonları amacına uygun kullanmadığını zaten ortaya koymuştur.

Toplamda %10 gibi bir faizin konut kredilerine kıyasla düşük olması sisteme girişin (evrak vb. yönünden) kolay olması, bankaların konut kredilerini onaylamadaki isteksizliği ‘evim’ sektörünü emekçiler için cazip hale getirmişti. Ancak burada faizin düşük olmasının temel sebebinin riskin tümüyle vatandaş tarafından üstlenilmesi olduğunun altı çizilmelidir. Bankalar konut kredisini ellerinden çıkardıkları anda risk altına girerler, ‘evim’ şirketleri ise tam tersine vatandaştan kredi almakta, vatandaşı risk altına sokmaktadırlar. Nitekim 29 şirketin tasfiyesi ile bu risk bir gerçeklik halini aldı. Ayrıca ipotekli konut satışında vatandaş konutun hemen sahibi olurken sözde ‘faizsiz konut’ sektöründe 20-30-40 ay beklemek söz konusudur. Bu arada kira ödemeleri de sürmektedir. yine iktidar yandaşı müteahhitlerle bir tür emlak komisyonu sistemi kuran bu şirketler, satın alacağınız evi de çoğu zaman kendileri belirliyordu. ‘Evim’ şirketlerinin bir diğer gelir kalemi de sıfır konutlarını sattıkları müteahhitlerden aldıkları komisyonlardı. Dolayısıyla bu sektörde vatandaşların daha düşük faiz ödüyor olmasının belli ekonomik gerekçeleri vardı.

Bir yasayla bu sektörün BDDK denetimi altına sokulması ve 100 milyon lira asgari sermaye şartı getirilmesi ile birlikte şirketlerin çoğu tasfiye edildi. Ancak az sayıda büyük şirket üzerinden ‘evim’ sektörü yeniden yapılandırılacaktır. AKP iktidarının yandaş kapitalizminin bu önemli alanından tümüyle vazgeçmesi düşünülemez. Ancak sermaye gerekliliklerinin asgari 100 milyon TL'ye çıkması ile birlikte bu sektörün ‘organizasyon parası’ adı altında aldığı faiz de yükselecek banka faizlerini yakınlaşacaktır. Eminevim gibi iktidara en yakın birkaçı tekelleştirilerek, sektördeki diğer ufak oyuncular bu tekellerin acentelerine dönüştürülecektir. Bu örnek bir kez daha ‘ faizsiz finans’ denilen sektörün ‘kapitalizmin alternatifi’ değil kapitalizmin ta kendisi olduğunu göstermiştir.