Türkiye’nin en büyük 5 zincir marketine Rekabet Kurumu ceza yağdırdı. Toplam 2 milyar 671 milyon TL’lik bu mega-cezadan BİM’in payına 958 milyon, A101’e 647 milyon, Migros’a 518 milyon, Şok’a 384 milyon, CarrefourSA’ya 142 milyon düştü.

İdari para cezasının gerekçesi ise kartel oluşturup fiyatları suni olarak artırmak, fahiş fiyatlara ürün satmak.

Böylece bu beş zincir market, gıda enflasyonunun sorumlusu ilan edilmiş oldu. Gıda fiyatlarındaki artışın sorumluluğu hükümetin sırtından alınmış (mı?) oldu.

Mahkemeler bu cezalara İdare Mahkemesi’nde itiraz ettiler. Ayrıca kamuoyuna yönelik açıklamalar da yaptılar. Örneğin BİM marketleri şöyle söyledi: “Tarihte görülmemiş ceza”, “Rekabet Kurumu siyasi etkiden uzak durmalıdır”, “Haksız ve adaletsiz bir karar”, Fahiş fiyat iddialarını, indirimi market zincirleriyle ilişkilendirmek amacıyla verilen cezalar”, vb.

Esasen bu beş şirketi temsil eden Gıda Perakendecileri Derneği’nin başkanı Galip Aykaç ise şunları söyledi: “Bizler üzerinden yapılan kamuoyu algısı ortaya çıkarma çabasını sektör olarak kabul etmiyoruz. Hiçbir perakendeci fiyatları durduk yere artırmaz, tüm tedarik zincirine bakılmalı. İçinde olduğumuz ve memnun olmadığımız bu dönemin atlatılacağını umuyoruz.

Peki gerçek nedir? Gıda fiyatlarında artışa bu zincir marketler mi yol açıyor?

Enflasyon, pek çok makroekonomik dengesizliğin birleşik bir sonucudur. Örneğin bu günkü yüksek gıda enflasyonuna yol açan etkenlerden birisi tarımda dışa bağımlılıktır. Türkiye AKP iktidarına gelene değin, gıdada kendine yeterli 7 ülkeden birisiydi. Bugün gıdanın büyük kısmını dışarıdan ithal ediyoruz. Tarım büyük oranda çökertilmiş durumda.

Türkiye’de ekilen tarım arazileri, AKP’nin iktidara geldiği 2002’den 2020’ye kadar 3-5 milyon hektar (Belçika’ın yüzölçümüne denk bir alan) azalmıştır. (E. Yıldızoğlu, 04/11/2021 Cumhuriyet)

Bu durumu yaratan zincir marketler değildir. Bugün Türkiye’nin gıdada dışa bağımlılığı, döviz kurlarında her artışın doğrudan gıda fiyatlarına yansımasına sebep olmaktadır. AKP sürekli “güvenlikten” bahsederken, 20 yıllık tarım politikasıyla Türkiye’yi gıda güvenliğinden mahrum bırakmıştır.

Türk lirasının değerinin çöküşüne, dolar kurunun 10 TL sınırını aşmasına yol açan para politikalarının da sorumlusu zincir marketler değildir. Dünya gıda fiyatlarındaki artış, kur yükselişiyle Türkiye halklarına misliyle yansımaktadır. Ayrıca kur artışı sebebiyle tarım giderlerinin hemen tümü de (gübre, plastik, mazot vb.) zamlanmıştır. Sulama kanallarının bulunmadığı bölgelerde, kuyudan su çeken çiftçiler için tabii ki elektrik faturaları ölümcüldür! Ekili tarım arazilerinin azalmasının iki temel sebebi girdi fiyatlarındaki artış ile tarım arazilerinin inşaata (ve ranta) açılması olmuştur.

Ama hükümete her konuda olduğu gibi bir günah keçisi gerekiyordu. Önce esnafı fiyat artışlarının sorumlusu ilan ettiler. Fiyat denetimini başlattılar. Sonra baktılar ki esnafın tümünü denetlemek mümkün değil, zincir marketleri hedef seçtiler. Resmi hesapla yüzde 19.9’a (TÜİK) sivil akademik hesapla yüzde 49.87’ye (ENAG) fırlayan tüketim enflasyonunun sorumluluğunu zincir marketlere yıktılar.

Bu cezaların Erdoğan’ın “Zincir marketlere yönelik gerekli operasyonlar yapılıyor. 5 tane zincir marketin topladığı ürünle piyasalar alt üst oluyor” açıklamasından hemen sonra gelmesi bir rastlantı olabilir mi? Rekabet Kurumu partili cumhurbaşkanının sözünün altına hukuk örtüsünü sermek için kullanılmıştır.

Türkiye’de adaletsizlik öyle bir noktaya gelmiştir ki en güçlüler, kapitalistleri Koçlar (Migros), Sabancılar (CarrefourSA) bile feryat ediyor, partili yargının sopa gibi kullanılmasına karşı çıkıyor. AKP’nin ekonomi politikalarının yarattığı belirsizlikler onu kimi burjuva kesimlerle doğrudan karşı karşıya getiriyor.

Zincir marketleri bugünkü büyüklüğüne taşıyan da AKP’nin ekonomi politikaları olmuştur oysa. Her sokak başına bir zincir market şubesi politikasıyla esnaf çökertilmiştir. Keza bu marketler toptan alıcı konumlarını kullanarak tarım ve hayvancılık ürünlerini çoğu durumda maliyetinin dahi altına satın almaktadırlar. Örgütsüz, sendikasız işçi çalıştırmaktadırlar. Özellikle pandemi kapatmaları döneminde market zinciri işçileri olağanüstü yoğun çalıştırıldıkları halde, ücretleri çoğunlukla asgari ücrettir.

Ancak herkesin de bildiği gibi bu marketler fahiş fiyatlara ürün satamazlar. Zira bunu yaparlarsa rekabet üstünlükleri kalamaz. Kapitalist rekabet ucuz ürünle verilir. Bu marketler işçileri ve köylüleri sömürerek ucuza mal ettikleri ürünlerle bakkalları, manavları, kasapları, pazar esnafını, hatta kırtasiyecileri yok etmektedir. Küçük esnaf, sermayenin azlığından (ölçek sorunundan) dolayı asla zincir marketler kadar ucuza ürün satamaz. Demek ki bakkallarda ürünler genellikle zincir marketlere göre daha pahalıdır. Bu durumda enflasyonun bakkallar mı oluyor? Tabii ki hayır!

Tekelleşme kapitalizmin doğasında vardır. Sermaye bir avuç büyük kapitalistin ellerinde yoğunlaşır. Küçük üretici ve esnaf, onların elinde iflasa sürüklenir. Beş zincir marketin Türkiye perakendecilik sektörünün en ileri derecede tekelleştirmiş olmaları gerçeği, AKP’nin tekelci kapitalist ekonomi politikaları sayesinde mümkün olmuştur. Ama gün gelmiş yüksek enflasyonun kitlelerde yarattığı tepki bu 5 marketin üzerine yönlendirilmiştir. Bu mega cezalarla AKP bütçe açığına da çare aramaktadır! AKP’nin zararlı olduğunu artık sadece işçiler, esnaf ve üretici köylüler değil, Türkiye’nin en büyük kapitalistleri bile söylemeye başladıysa, sebepleri biraz da buralarda aramak gerekir.