2014’ten bu yana iç savaşın hüküm sürdüğü Libya’da son bir ayda gelişmeler baş döndürücü bir hız kazandı. Ankara da bu gelişmelerin içerisinde derinlemesine dalmış ve iç savaşın taraflarından birisine etkin biçimde angaje olmuş bulunduğu için, Türkiye kamuoyunu da yakından ilgilendiriyor gelişmeler.

Öncelikle Haftar’ın yenilgisiyle başlayalım. Trablus’un kenar mahallelerine kadar ilerlemiş, Trablus batısını önemli oranda ele geçirmiş bir konumda iken, ne değişti de birdenbire Libya Ulusal Ordusu önce Watiya üssünü kaybetti, sonra ise Trablus’un dış mahallelerini ve ardından Tarhuna ve Ebu Griyan’ı Trablus güçlerine bırakarak çekilmeye başladı?

Burada, Türkiye yandaş medyasının öne sürdüğü üzere askeri bir yenilgi mi söz konusu? Kanımca değil. Zira Haftar, düzenli bir ordu vasfını taşıyan güçlerini hâlâ elde tutuyor. Sadece kara birlikleri değil, deniz kuvvetleri ve hava kuvvetleri de mevcut. Örneğin bu güçler, Serrac milislerinin bütün saldırılarına rağmen Sirte’yi korumayı başarabildi. 

Haftar’ın yenilgisi diplomatik ve siyasi bir yenilgiydi. 27 Nisan’da yaptığı bir açıklamayla BM gözetimindeki Suheyrat anlaşmasını geçersiz ilan ederek, kendisini Libya’nın tek lideri ilan etti. Bu açıklama, Haftar’la aynı tarafta yer alan Tobruk’taki Temsilciler Meclisi tarafından dahi kabul görmedi. Halbuki Berlin Konferansı'nda da BM Güvenlik Konseyi toplantısında da Tobruk Meclisi'nin konumu yeni dönemin kurucu meclisi olarak tanınmış ve altı çizilmişti. Ancak Hafter bu açıklama ile onu da bir kenara itmiş oldu. ABD’nin tepkisini çekti. Rusya’yı da rahatsız etti. Haftar bir anda arkasındaki destek güçlerinin çekilmeye başladığını gördü. Rusya’dan gelen dolaysız basınç sonucunda Batı Libya’daki güçlerini çekerek Tarhuna ve Ebu Griyan’ı çatışmasız biçimde terk etmek durumunda kaldı. 

Rusya’nın buradaki oyun planı, ABD ile müzakere içerisinde Libya’da yeni bir mutabakat hükümeti oluşturmak, eğer bu mümkün olmuyorsa da Libya’yı kalıcı biçimde bölmek üzerine kuruluydu. Bu plan, ifadesini Mısır lideri Sisi’nin inisiyatifiyle başlatılan Kahire sürecinde buldu. Tobruk Meclisi başkanı Akile Salih ile Halife Haftar’ı yan yana oturtan Sisi, Haftar’a da bir mesaj vermiş oldu. Kahire Süreci, kısa sürede hem ABD hem de Rusya’nın desteğini aldı. Libya meselesinde inisiyatif Mısır’ın eline geçmiş oldu. Keza Haftar’ın yanı sıra Tobruk Meclis Başkanı Akile Salih’in de önplanda olacağı bir süreç başladı.

Bir AKP heyetinin Libya’ya giderek Trablus hükümeti güçleriyle toplantı yapması, bunun ardından geldi. Rusya Dışişleri ve Savunma Bakanlarının Ankara’ya beklenmedik ziyareti, Batı ve Doğu Libya arasında bir müzakerenin öngörülmemesi nedeniyle iptal oldu. Saray sözcüsü İbrahim Kalın, Sirte ve havalisindeki petrol bölgelerini almadan masaya oturmayacaklarını ilan etti. Bu arada AKP iktidarı Libya’ya ‘verdiklerinin’ karşılığı olarak Sarrac’dan 12 milyar dolarlık cömert bir ödeme alarak kasasına koydu. Böylece Erdoğan “Merkez Bankasının döviz rezervlerini 93 milyar doların üzerine çıkardık” açıklamasını yapabildi.

Mevcut bölünme hattı AKP iktidarının planlarını tamamen bozmaktadır. Zira Trablus hükümetinin elinde tutabildiği bölgelerde petrol kuyuları yoktur. Petrol kaynakları neredeyse tamamen Doğu Libya’dadır. Bu gerçeğin bir ifadesi olarak, Libya’da petrol üretimi Ocak’tan bu yana neredeyse durma noktasına gelmiştir. Ayrıca Trablus hükümeti ile yapılan “Deniz Yetki Alanları” mutabakat zaptında Türkiye’nin ‘karşı kıyısı’ olarak (tartışmalı biçimde) anılan kıyı şeridi, yani Derne-Tobruk şeridi de Doğu Libya’ya denk düşmektedir. 

Mısır lideri Sisi’nin son açıklamaları da Libya iç savaşına Mısır ordusunun açıktan dahil olacağının bir işaretidir. Sirte ve el Cufra hattını Mısır ve Arap ulusal güvenliğinin kırmızı çizgisi ilan etti. Libya ile 1600 kilometrelik sınırı bulunan Mısır’ın bu sahadaki lojistik üstünlüğü yadsınamaz. Mısır tanklarının hemen sınıra konumlandırılmış bulunması, Sisi’nin açıklamalarının hem Tobruk Meclisi Başkanı Akile Salih hem de Aşiretler Konseyi’nce olumlu karşılanması, Mısır ordusunun Sirte’ye kadar olan bölgeye girişinin yakın zamanda gerçekleşebileceğini göstermektedir. Kahire İnisiyatifi, Mısır’ın elini güçlendirmiştir. Trablus merkezli kimi İhvancı milis gruplarının “önce Bingazi, sonra Kahire” paylaşımları yapması da Müslüman Kardeşleri başlıca düşman olarak gören Kahire’yi olağanüstü tahrik etmiş görünmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Fransa’nın da tam desteğini alan Mısır, ABD ve Rusya’nın da planlarını dengeleyerek kendine yol açmaktadır.

Eğer gerçekten de Sirte’yi almak istiyorsa, Trablus hükümeti güçlerinin Mısır ordusuyla savaşmak durumunda kalacağı bir noktaya doğru gidiyoruz. Serrac güçlerinin Pirus zaferiyle coşa gelen yandaş medya için bu bir soğuk duş etkisi yapacaktır. Peki, bunu ne izleyecektir? Türkiye ordusunun Batı Libya’ya konumlanması ve Mısır’la sıcak savaş mı? Petrol ve doğalgaz uğruna mı? 

Libya’daki gelişmeler, eğer Libyalı güçler arasında bir müzakere masası kurulmaz ve gerçekten bir ulusal mutabakat hükümeti kurulmazsa, hızla bir bölgesel savaşa doğru seyretme tehlikesini taşımaktadır.