19 Kasım'da yapılan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısından 4,25 puan faiz artırımı kararı çıktı. Merkez Bankası'nın ağırlıklı ortalama fonlama faizi, zaten 14.8 idi. Politika faizi de bu düzeye çekilmiş oldu. Bu düzenlemenin işlemlerde belli bir sadeleşme getireceği aşikar. ama bir politika değişikliği sayılmaz. Nitekim AKP Genel Başkanı Erdoğan hemen takip eden günlerde MÜSİAD Expo Fuarı’nda ‘’Faiz sebep, enflasyon neticedir, bu böyle biline’’ diyerek, temel politikanın değişmediğini bir kez daha ilan etti. Merkez Bankası'nın başına atanan AKP'li Naci Ağbal’ın partisinin genel başkanının çizdiği çerçevede hareket etmesi beklenir. Dolayısıyla negatif reel faiz kavramı bir süre daha gündemde yer işgal edecek gibi görünüyor.

Reel (gerçek) faiz, faiz oranından enflasyon düşülerek bulunur. Enflasyonun gösterge faizi, ne oranda erittiğini sergiler. Eğer faiz oranı enflasyondan düşükse o zaman reel faizlerin negatif olduğunu görürüz.

bir örnekle açıklamaya çalışırsak: bankaya 1000 TL yatırdığınızı,gerçekte faiz 1 yıl vadeli hesabınızın karşılığı olarak %8 faiz alacağınızı varsayalım. Peki ya o yılın enflasyonu % 15 ise ne olur? gerçekte faiz geliri elde edemediğiniz gibi Üstüne de enflasyon yüzünden reel (gerçek) kaybının % 7 oranında olur Bu durumda banka % 7 ekstra kâr elde etmiş olur. Vade sonunda ödediği anapara + faiz enflasyon yüzünden %15 eriyince aradaki %7’lik fark bankanın kasasına girer.

Bu örnek aslında fara farazi değil. 2020 yılı boyunca Türkiye'de TL mevduat tutan vatandaşların bilfiil yaşadığı gerçekliktir. TL mevduat faizleri %8-9 dolayında iken TÜİK’in hesapladığı haliyle enflasyon %12-13 düzeyinde idi. TÜİK’in enflasyonu en azından 2 puan kadar eksik hesapladı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla aradaki % 6 - 7 düzeyindeki negatif faiz farkı bankaların kasalarına gitmiştir.

Negatif reel faiz TL mevduat sahiplerini bankalara gezdirmiş bankalara ise ekstra kâr kazandırmıştır.2020 Ocak - Eylül Döneminde Türk bankacılık sektörünün elde ettiği kar 1 yıl öncesine göre %100 28,8 oranında artarak 46 milyar 254 milyon net kâra ulaşmıştır. Böylece tüm zamanların en yüksek 9 aylık kârına ulaşılmıştır. (BDDK verisi)

Kuşkusuz bu tablo karşısında vatandaşlar da eli kolu bağlı durmamış TL mevduatlarını döviz mevduatına çevirmiş veya parasını altına yatırıp yastık altında tutmuştur. Döviz mevduatlarının toplam mevduat içindeki payı daha Temmuz’da %50 iken Ekim ayında %58’i bulmuştur. Böyle olunca TL mevduat ile TL krediler arasındaki fark Ekim sonunda 700 milyar TL’yi aşmıştır. (TBB Başkanı Hüseyin Aydın 13-11 2020 Cumhuriyet). Bir araştırmaya göre tasarruf sahipliği oranı Corona döneminde ciddi oranda artsa da tercih edilen tasarruf araçlarında ilk sırayı yaklaşık %25 ile yastık altı altın ve nakit aldı. (16-11-2020 Cumhuriyet). Bir başka gazete haberinde ise Haziran’dan itibaren küçük tasarruf sahiplerinin ev tipi para kasası siparişlerinin yoğunlaştığı, üreticilerin siparişlere yetişemediğini okuyoruz. (12-10-2020 BirGün). Para kasası imalatçısı Erdem Ayyıldız, insanların ‘Ben devletten ya da bankalardan zengin miyim?’ diyerek ve güvensizlik hissederek altın ve dövizlerini bankalardan çekmeye başladıklarını belirtiyor.

Negatif reel faiz politikasının yol açtığı bir diğer sonuç ise, tek amacı faiz getirisi olan yabancı para sermayesinin kaçışı olmuştur. Yılbaşından bu yana sermaye çıkışı 12,7 milyar düzeyindedir. (TCMB) 2019 başından bu yana ise çıkış miktarı 27,5 milyar dolardır.

Netice itibariyle gelinen nokta, Türkiye ekonomisi küçülürken cari açığın 2018’i de geçen bir düzeye yükselmesidir. Merkez Bankası rezervleri geçen yıla göre %46 düşerken, dolar kuru 8,50’ye çıkmıştır. Son dönemdeki gelişmelerle TL değer kazanmasına rağmen, döviz mevduatları 6-12 Kasım haftasında da ciddi bir artış göstermiştir. Merkez Bankası’nın PPK açıklamasında negatif reel faizlerin dolarizasyonu tetiklediği, enflasyonun ancak faizler arttırılarak dizginlenebileceği resmi ağızdan itiraf edilmiştir.

Ancak negatif reel faiz politikasından fayda sağlayan, çıkar elde eden kesimler de vardır. Bunların başında müteahhitler ve ‘pilli burjuvazi’ dediğimiz devletten şarj almadan iş yapamayan yandaş sermaye çevreleri gelmektedir. Dağıtılan düşük faizli krediler bunlara çıkar sağlamaktadır.

Örneğin konut fiyatları, Eylül 2019’dan Eylül 2020’ye kadar %27,3 oranında artmıştır. Yeni konutlarda artış %28,5 düzeyindedir (18-11-2020 Cumhuriyet). İstanbul’da 100 m2’lik bir evin fiyatı ortalama 106 bin 900 TL zamlandı (19-10-2020 Cumhuriyet). Bunun anlamı, konut kredi faizleri düştükçe, müteahhitlerin konutlara zam yaptığı, böylece hem ellerindeki konut balonunu erittikleri hem de daha yüksek fiyattan sattıkları anlamına geliyor. Özellikle Haziran’da, konut faizleri %1’in altına indirilir indirilmez ev fiyatlarında ani bir artış yaşandı. Konut alanlarının payına ise daha çok borçlanmak düştü.

Geçilmeyen yollara, köprülere, tünellere döviz üzerinden hesaplanarak ödenen garanti ödemeleri için 2021 bütçesinden 8,3 milyar TL ayrıldı. Döviz kuru yükseldikçe Cengizler, Kolinler, Limaklar ‘garanti ödemelerini’ daha yüklü alıyor.

Ve tabi negatif reel faiz politikalarının en büyük kazananlarından birisi de yukarıda andığım üzere, bankalar oldu. Finans kapitalin AKP iktidarıyla iyi geçinmesinin bir sebebini de burada görüyoruz. Erdoğan yönetiminin ekonomi politikaları, bir yandan yandaşlarını kayırmakta ama büyük sermaye de olağanüstü tekel karları sağlamaktadır.

Toparlarsak; ‘faiz sebep, enflasyon netice’ söylemi,’ teorik bir tespidin ya da dinsel bir dogmanın’ ötesinde, bir sermaye fraksiyonunun maddi çıkarlarını ifade etmektedir. Israrla yinelenmesinin bir sebebi de budur.