Erdoğan’ın Soçi’de Putin ile buluşması, elle tutulur bir sonuç üretmiş görünmüyor. Zira her iki devletin uluslararası kurumsal bağlantıları iki liderin birbirlerinden talep ettiklerinin karşılanmasının önünde engel oluşturuyor.

Erdoğan, Putin’den Suriye’de “harekât izni” istiyor, alamıyor. Zira Rusya-İran/Suriye bağlantısı, Rusya’nın Ortadoğu’daki temel eksenini oluşturuyor. Putin bunun dışında hareket etmez, onun yerine Suriye hükümetini muhatap olarak gösterir. Erdoğan, “o zaman gelin ABD’nin olduğu bölgeye (Fırat’ın doğusu) birlikte harekât yapalım” diyor ama bu afaki teklif de olumsuz karşılanıyor. Rusya’nın, Ukrayna’da zaten ABD ile mücadele ederken (ve hayli zorlanırken) en son isteyeceği şey Suriye’deki Rusya dengesini bozmak olacaktır. Bu denge özellikle Kuzey Suriye’de kurulmuştur.

Putin ise Batı yaptırımlarını boşa çıkartmak için Türkiye ekonomisini bir ara kanal gibi kullanmak istiyor. Örneğin yaptırımlı Rus bankalarının Türkiye finans sistemi aracılığıyla dünya ekonomisine erişmesini talep ediyor (ayrıca kimi yaptırımları da oligarklarını Türkiye vatandaşı yaparak aşmaya çalışıyor). Erdoğan da çok istemesine rağmen bunu (en azından resmen) kabul edemiyor. Zira gizli kalması mümkün olmayan bu tür adımlar, sonradan çok baş ağrıtıyor.

Bunların sonuncunda Türkiye’nin sıkıca bağlı olduğu Batı Avrupa ve ABD ekonomilerinden dışlanacağını, döviz kıtlığının ağırlaşacağını biliyor. Hâlihazırda zaten OECD’nin “gri listesinde” iken oligark parası gelirse, “kara listeye” de alınabilir Türkiye. Soçi’ye “pirince giderken eldeki bulgurdan da olabilir”. Dolar-Euro finansmanına erişim iyice zorlaşabilir. Geçmişte İran yaptırımlarını delme sürecinden bakiye “Rıza Zarrab skandalı” ve “Halkbank davası” hala iktidarın canını sıkmaya devam ediyor.

Bu temel meselelerde adım atılamayınca, geriye o bildik “al-ver diplomasisi” kalıyor. Rusya, Akkuyu’daki (1) kendi nükleer santralinde kullanılmak üzere 7,5 milyar dolar gönderiyor (bunun karşılığında ise Erdoğan, İÇTAŞ AŞ’nin bu santralden tasfiye edilmesine ses çıkarmıyor). AKP ve MHP bir “Varlık Barışı” yasası daha çıkartarak, Antalya’da ev alarak Türkiye vatandaşı olmuş Rus oligarklara, paralarını Türkiye’ye getirmeleri için bir geçit açıyor.

Bir de tabi medyada çokça köpürtülen, Rus doğalgazını ruble ile ödeme adımı söz konusu. İşin traji-komiği, yandaş basında bu adımın Türkiye ekonomisi ve Türk lirası lehineymiş gibi gösterilmesi yapılması. Oysa mesele çok basit: Doğalgazı TL ile alacak olsaydık, bu TL’yi güçlendirirdi. Ruble ile alınca bu da rubleyi güçlendirecek.

Rusya yaptırımlardan dolayı, dolar ve avroyu uluslararası piyasada serbestçe kullanamıyor. Bu sebeple Putin, ‘dost olmayan ülkeler’e (yani Rusya’ya yaptırım uygulayanlara) doğalgaza ruble ile ödeme yapmalarını dayatıyor. Bu yoldan rublenin değerini yükseltmeye çalışıyor. Rusya’nın başkalarına zorla dayattığı şeyi, Erdoğan yönetimi kendi rızasıyla kabul ediyor. Bunun adına da “yerli paralarla ticaret” diyorlar! Sahi, Rusya’dan TL karşılığı ne alabileceğiz? Hiçbir şey. Peki, bunun Türkiye’nin kronik döviz açığı sorununa ne faydası olacak? Dolar döviz de, ruble yerli para mı? Demek ki, “yerli paralarla” değil, dolar ve ruble ile ticaretten söz ediyoruz. Kimsenin TL ile ödeme kabul ettiği yok.

Rusya’ya geçen yıl itibariyle 25 milyar dolar dış ticaret açığı vermişiz. Yani ihracatımız az, ithalatımız çok. Bu sene ise enerji fiyatlarındaki artış sebebiyle muhtemelen 40-45 milyar dolar kadar dış ticaret açığı vereceğiz. Bu denli devasa bir açığı dolarla mı, rubleyle mi ödeyeceğimizi konuşuyoruz. Haydi, ödeyelim dedik, o kadar rubleyi Türkiye nereden bulacak? Türkiye’ye gelen bütün Rus turistler dolar-avro yerine ruble ile ödeme yapsa, bütün seyahat paketleri, “hepsi dâhil” otel ödemeleri Mir ödeme sistemiyle ruble cinsinden yapılsa, Türkiye’den ev (ve yanında bedavadan vatandaşlık) satın alan tüm Ruslar ruble ile ödeme yapsa (ve oteller, seyahat acenteleri ve ev sahipleri de dolar / avro cinsi yerine ruble ile ödemeyi kabul etse) dahi, belki bu miktarın yüzde 10’u kadar, 4-5 milyar dolarlık ruble ancak toplanır.

  1. Böylece Türkiye ekonomisi, o çok ihtiyaç duyduğu dolar ve avro gelirinden vazgeçip, yerine ruble girişi sağlamış, bunu da götürüp Rusya’ya geri ödemiş olur. Belki böylece dolar talebi bir parça düşer ama dolar girişi de düşer. Kısacası bu işin tüm kârı Rusya’ya olur. Perde arkasından birtakım başka vaatler alınmadıysa (Putin-Erdoğan zirveleri şeffaf olmadığı için bunu bilemiyoruz) tek başına doğalgaza ruble ile ödeme yapmanın Türkiye ekonomisine hiçbir faydası yok: Bu olsa olsa Rusya’ya verilen bir rüşvet olabilir.

(1)Ekolojistler defalarca uyardığı halde, Türkiye toplumu Akkuyu’daki nükleer santralin Rusya’ya ait olduğunu henüz yeni yeni fark ediyor. Yarın Akkuyu’nun “güvenliği” bahanesiyle askeri üs de isteyecekler.