Putin’in Ukrayna’ya yönelik işgal harekâtı, neredeyse ikinci ayını doldurmak üzere. Rus ordusunun savaş sahasında yaşadığı tıkanma ve verdiği ağır kayıplar artık gizlenemiyor. Ukrayna’ya giren Rus birliklerinin kuzey kolunun Kiev çevresinden çekilmesi, savaşın politik hedeflerinde net bir değişimi yaratıyor. Rusya, Ukrayna’yı bir bütün olarak yutma hedefinde başarısız oldu. Şimdi ise daha sınırlı bir hedefe, Ukrayna’nın güney ve doğu kesimlerinden parçalar koparma hedefine yönelmiş görünüyor.

Putin savaşın daha başlangıcında, Ukrayna’yı bir ülke olarak yok sayarak, “sosyalizmin icat ettiği yapay bir ülke” tanımıyla bütün Ukrayna devletine yuvalanmış Neo-Nazi çetelerini teşhir ve tecrit etmek yerine onları misliyle güçlendirdi. Ukrayna ulusal kimliğini Neo-Nazilere adeta “hediye” etti. Anti-Sovyet söylemiyle Ukraynalı Rusları bile yabancılaştırdı. Ukrayna ulusal kimliğini tank paletleriyle ezmeye çalışırken, on milyonlarca Ukraynalıyı Rusya karşıtı direnişin içine çekti. Böylece aslında, tersinden, Ukrayna ulusal savunmasını “örgütleyen” Putin oldu.

Bu savaşla ilgili Rusya komünistlerinin tavrı da ikili oldu. Genadi Zuganov liderliğindeki Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) , Putin’in savaşına tam ve koşulsuz bir destek verdi. Stepan Malentsov liderliğindeki “Rusya Komünist İşçi Partisi” (RKİP) ise eleştirel bir tutum takındı.

RFKP, Duma’daki “ana muhalefet” partisi konumunda. Putin’in “sol kolu” diyebileceğimiz bu parti, her ne kadar Putin’in kimi söylemlerini yinelemese de savaşı tümüyle bir “Nazisizleştirme harekâtı” olarak niteleyerek meşrulaştırıyor.

Seçimlere girmesi yasaklı olan RKİP ise, Putin hükümetinin Emperyalist Rusya’nın dünya pazarı rekabetindeki konumunu sağlamlaştırmayı amaçladığını, Ukrayna’da Donetsk ve Luhanks bölgeleri dışındaki tüm Rusya askeri eylemlerinin emperyalist amaç taşıyacağını belirtti. RKİP şunları belirtiyor;

“Bu çatışmanın kaynağı ABD, AB ve Rusya arasındaki emperyalistler arası çelişkilerdir. Rus devletinin bu savaştaki gerçek amaçlarının emperyalistçe olduğuna şüphe yoktur. Daha güçlü konumdaki ABD emperyalizminin amacı ise Rus rakibini zayıflatmak ve Avrupa pazarındaki etkisini genişletmektir.”

Rusya Komünist İşçi Partisi, Kiev rejimine karşı Donbass halkının korunmasını “meşru” görüyor, Donetsk ve Luhanks Halk Cumhuriyetlerinin tanınmasını yerinde buluyor (ki kendileri de bunu yıllardır savunuyor). Zira bu bölgedeki Rus nüfusun 2014 darbesiyle kurulan Kiev rejiminin ve Neo-Nazi çetelerinin baskısına ve katliamlarına maruz kaldığını, böylece bu tanınma ile kendi kaderlerini tayin hakkını kullandıklarını savunuyor.

Ancak RKİP, aynı zamanda, Donbass’a yardımın, “Anti-Sovyet” Putin tarafından Ukrayna’nın diğer bölgelerinin de işgal edilmesi ve Ukrayna’ya karşı “top yekün bir yağma savaş” için bahane olarak kullanılacağının da altını çiziyor. “Böyle bir durumda bunu bir fetih savaşı, emperyalizm sayarız ve hiçbir emperyalisti desteklemeyiz” diyor. Sadece sosyalizmin sorunlara çözüm getirebileceğini vurgulayan parti, tüm ülkenin burjuvazisine karşı tün dünya işçilerini birleştirmeye çağırıyor.

Açıkçası RKİP’in bu tutumu, Rusya’nın emperyalist bir devlet olabileceğini dahi kabul etmeyen Türkiye’deki pek çok sol/sosyalist parti ve harekete göre daha ileridir. Zuganov’un RFKP’si ise sosyal şovenist bir tutum takınarak, Putin’in savaşına yedekleniyor. Kaldı ki Putin’in anti-sovyetik açıklamalarına dahi yanıt vermemişler. Oysa 24 Şubat itibari ile Putin, Sovyet geçmişi ile arasına kalın bir çizgi çekerek, kendisini Romanov hanedanının (Çarlığın) devamı ilan etti. Rus İmparatorluğu’nun tüm tarihsel coğrafyası üzerinde hak iddia etti. Kısaca, Rusya’da açılan bu yeni dönemde, Putin’in gölgesinde kulağının üzerine yatarak “komünistlik” yapmak da mümkün olmayacak gibi görünüyor.

Rusya tarihinde bütün büyük alt-üst oluşlar, ayaklanmalar ve devrimler, savaşlarla, özellikle savaş yenilgileriyle bağlantılı olmuştur. Çar II. Aleksandr’ın kişisel köleliğe son veren 1861 reformları, Kırım savaşında Rusya’nın yenilgisinin bir sonucuydu. Aynı şekilde 1905 Devrimi, Rusya-Japonya savaşının, 1917 Şubat ve Ekim devrimleri de Birinci Dünya Savaşı’nın sonucunda gelişti.

Kiev’e üç günde gireceğini sanarak yola çıkan Rus ordusunun yaşadığı ağır kayıplar ve nihayetinde geri çekilmek zorunda kalması da Rusya’da siyasal depremlere yol açacaktır. Bu başarısızlığın temelinde yatan etkenler özellikle de mafyatik-oligarşik ekonomik yapı ve Putin’in imparatorlukçu politikaları sorgulanacaktır. Rusya’da değişimin kapısı açılmıştır. Ancak bu değişime kimin liderlik edeceğini zaman gösterecektir.