Biliyorsunuz herhalde Ortadoğu'nun en büyük Ermeni ibadethanesi olan Diyarbakır'daki Surp Giragos Kilisesi geçen hafta tekrar açıldı.

1915'ten sonra 97 yıl kapalı kalan sonra 2012'de açılan kilise 2015'te başlayan çatışmalı süreçte zarar görmüştü. Şimdi 2022'de yeniden açıldı.

O ve onun gibi Sur'daki birçok dini yapı da zarar gördü 2015'te.

Sonrasında inşaat yapmayı çok seven Türkiye devleti bölgeyi yenileyeceğini söyledi ve Sur bölgesi bambaşka bir turizm ticarethanesi halinde restore edilerek şimdiki haline geldi.

Şimdi Sur 'yeni'lendi ama ruhu orada değil.

“Eski Sur yeni yüz” kampanya başlığı ile halka sunulan kilise bu kez kültür bakanlığının bütçesinden yenilendi.

Yani yıkan da yapan da aslında aynı özne idi.

Açılışta Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Farklı kültür ve inançların bir arada huzur içinde yaşadığı, özgürce ibadet edebildiği Diyarbakır, birçok kıymetli yapıya da ev sahipliği yapmaktadır" dedi.

Güzel değil mi...

Tabii ki bir Ermeni kilisesinin ibadete açılması çok önemli. Diyarbakır kilisesi yıllar sonra 2012'de ilk kez restore edilerek ibadete açılmıştı.

O tarihten sonra bölgede Ermeni kimliğini gizlemeye artık gerek görmeyen ve özgürce yaşayabileceğini düşünenlerin sayısı arttı.

Aktif bir cemaat oluştu.

Bu da kilise sayesinde oldu.

Bu restorasyon sürecinde vakıf başkanı Ergün Ayık'ın emeği yadsınamaz.

Her anlamda kilisenin arkasında durdu, yükünü omuzladı.

2012'de kilisenin açılışını Patrik Vekili Aram Ateşyan yapmıştı.

Kilise vakfı tarafından 2010’da başlatılan ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin de 1 milyon TL katkı verdiği restorasyon çalışması 2,5 yıl sürmüştü.

Yüzleşmeyi hazmedememek

Aynı dönemde Kürt halkı içerisinde başlayan yüzleşme hareketini de bir arada gördüğümüzde 2012'deki açılış asılda bir helalleşme bir tekrar bir arada yaşamı oluşturma adına önemliydi.

Bu süreçte Selahattin Demirtaş mecliste soykırımı tanıyan bir konuşma yapıyor.

Ahmet Türk, Türkiye'nin özür dilemesi gerektiğini söylüyor. Kürt halkının soykırımdaki rolünü bildiklerini ifade ediyor. Vsvs...

Her ne kadar kilise vakfına ait birçok mal mülk halen belediye binaları ve devlet daireleri tarafından kullanılsa da Diyarbakır'daki HDP'li belediyeler en azından bu sorunsalın çözümü için adım atmaya çalışıyorlardı.

Bu belediyelerin merkez yönetimden bütçe almakta ne kadar zorlandığını bilirsiniz. 2012'de 1 milyon Tl iyi para...

Sene 2012 ; 1 dolar ortalama 1.79 TL, belediyenin katkısı 1 milyon.

Sene 2022; 1 dolar 15.30 küsür, restorasyon maliyeti 32 milyon.

2012'de Diyarbakır belediye başkanı Osman Baydemir idi.

Baydemir, belediye binalarının bazılarının kilise vakfından 'gasp' ediliği bilgisine sahipti. Ve bu binalar için vakfa belirli bir kira ödenmesi üzerine bir nevi 'tazmin' çalışması da yürütüyordu.

O dönem kilisenin açılışı da coşkulu olmuştu.

Kilisenin çanı Moskova'dan özel olarak yaptırılmış ve getirilmişti.

Açılışın ardından bahçesinde dünyanın dört bir yanından gelen Ermeniler konserler verdi, kutladı bu anamlı günü.

Diyarbakırlı Ermenilerin diasporası çoktur. Belki de dünyada aklının bir yanı Diyarbakır'da kalmış en Türkiyeliler Diyarbakırlı Ermenilerdir.

Gittikleri ülkelerde ikinci üçüncü nesilde bile Dikranagerd ağzı konuşurlar. Öğretirler....

“Ermeniler sadece Diyarbakırlı olur sanıyordum”

Ünlü besteci ve udi Ara Dinkdjian da Diyarbakırlıdır.

Onun babası ünlü müzisyen Onnik Dinkdjian bir röportajımızda. Diyarbakırlı Ermenilerin ruh halini şöyle anlatıyordu:

“75. doğum günümde Ara bana bir Anadolu gezisi hediye etti. Armen Aroyan diye bir mihmandar dostumuz 9 arkadaşımızla birlikte bizi gezdirdi. Gezideki herkesin baba topraklarına gittik. Urfa, Van, Diyarbakır, Elazığ çok güzeldi. İlk o zaman geldim Diyarbakır’a çok gezmedik bir gün sadece ama bana yetti. Bir günlük Diyarbakır gezisinin ardından 6 ay ağladım. Benim çocukluğum Diyarbakır öyküleri dinlemekle geçti. Babam (Vaftiz babasını kast ediyor) bana hep Diyarbakır’ı anlatırdı. Eve her misafir geldiğinde Diyarbakır konuşulurdu. Düşünün ki, çocukluk hayatım boyunca tüm bunları duyarak büyüdüğüm için tüm Ermenileri Diyarbakırlı sanıyordum. Diyarbakırlı değilse Ermeni değildir herhalde diye düşünüyordum. O kadar bütünleşmişti bizim hayatımız Diyarbakır’la.”

“Her taşını biliyorum; ama hayalimde”

“Böylelikle ilk Diyarbakır ziyaretimde hayallerimdeki şehre gelmiş oldum. İlk sözlerim ‘Beni hamamın oraya götürün’ oldu. Hamama sırtımı verdim, tam da babamın anlattığı gibi 100 adım sonra solumda bir tulumba buldum. Babam oradan soğuk su içermiş. ‘Çok ağır bir kolu vardı’ derdi. Tabi çocuk haliyle çok büyük bir tulumba sanırısın ama değildi. Kolu kırılmış, çalışmıyor artık… Sonra ilerde de bana hep anlattığı o küçük havuzu buldum… Diyarbakır’ın her taşını biliyorum, ama hayalimde…”

Şimdi o taşlar değişti.

O insanların üzerinde yürüdüğü yollar değişti.

Ruhlarının yaşadığı evler gitti...

Peki neden? Ne oldu da 97 yıldır kapalı kalan kilise son 10 yılda iki kez yenilenmek ve iki kez açılmak zorunda kaldı.

2012'deki restorasyonu mu çekemediler?

Yoksa o dönemki ruh halini mi?

2015'te Sur'daki çatışmalarda duvarlarda Polis Özel Harekat (PÖH) imzalı “Ermeni piçleri” yazıları şimdi geri mi alınmış oldu?

Yoksa mesaj “biz yıktık biz yaparız” mı?

Olan taşlara ve onlarda yaşayan ruhlara oldu.