ilk de değil, öncesinde de orman, su, toprak için tarım emekçilerinin yürüttüğü birçok direniş oldu, yakında kazdağları kazanıldı. sırada bursa kirazlı yayla var.

ikizdere’de mesele nedir?

adını öfkemize koyduğumuz cengiz holding, iyidere’de bir liman inşaatı yapacak. iyidere lojistik limanı’nın dolgusu için ihtiyaç duyduğu taşları, ikizdere’de kuracağı taşocağından çıkartmak istiyor. dikkatinizi çekmek isterim, sürekli çalışacak, sürekli taş çıkartılacak bir ocak planlanmıyor, zaten ruhsat dört yıllık. ama taş bitene kadar çıkartılmaya devam edileceği düşünülüyor. chp milletvekili mahmut makal’ın da dillendirdiği, bu projenin liman taşı değil, maden projesi olduğu, maden ruhsatı alabilmek için çıkartılan rezervin bir kısmının devlete verileceği, taş ocağı ruhsatıyla maden çıkartılacağı iddiası gayet makul görülüyor. şirketler hukuka takla attırırken, devletten köstek olan yok.

taş ocağı çevresinde yaşayanlara çok zarar veren bir işletme türü, gürültüsü sağırlığa, tozu solunum sorunlarına yol açıyor, ayrıca çevredeki tarıma zarar veriyor. bu ocağın kurulması binlerce hektarlık ormanı, canlılarıyla birlikte yok edecek, hayatını tarımdan ve hayvancılıktan kazanan insanları açlığa mahkum edecek, türkiye’nin başka yerlerinde yaşayanları oranın çayından, balından mahrum bırakacak. üstelik ikizdere vadisi, dünyadaki 254 ekolojik vadi arasında 54. sırada ve inanır mısınız, çevre ve şehircilik bakanlığı da buranın doğal sit olduğunu kabul ediyor.

bütün bunlar bir araya geldiğinde olmayacak iş aslında ama olmaz diyemiyoruz. çünkü söz konusu şirket cengiz, malum beşliden biri. ikizderelilerin ifadesiyle, ulaştırma ve altyapı bakanlığı cengiz holding’e bağlanmış. o kadar ki, bakanlığın trabzon ulaştırma 11. bölge müdürlüğünün sahibi olduğu ikizdere projesinin mail adresi cengiz.com.tr uzantılı! insan merak ediyor, acaba köylüleri engellemek için konulan demir kapının bedelini kim ödedi?

bunların çoğunu daha önce okumuş olabilirsiniz, okumayanlar için ve bir hatırlatma olarak yazıyorum.

ikizdere de dahil olmak üzere tabiat için sürdürülen bütün direnişler çok kıymetli, çok önemli, bu önem ve değer direniş pratiğinden öte bir anlam taşıyor. toprağı, suyu, ormanı öldüre öldüre elimizde yaşayacak ve beslenecek yer kalmayacak çünkü insan en başta tarım ürünleriyle besleniyor, inşaatla hatta teknolojiyle de değil. hani solcular, memleketi siz mi kurtaracaksınız, diye küçümsenir ya, buraları kaptırırsak gerçekten kurtarılacak memleket de kalmayacak.

bu direnişi gerçekleştiren insanların önemli bir kısmı, belki tamamı akp seçmeni. niceleri bu durumu göz önünde tutarak ikizdere’yi defterden silmek ne kelime, deftere yazmadı bile

soralım; ülke gerçekliğine tek erişimleri anaakım kanalların akşam haberleri olan bu insanlar, örneğin cengiz holding’le iktidar arasındaki bağı görme şansını elde etmiş miydi daha önce? tamam, siz o kadar yazdınız twitter’a ama acaba twitter’da hesapları var mı? biliyorum, siz kaç konferansta, kaç makalede sermayenin kâr hırsının dünyayı mahvedeceğini anlattınız, marx’ın haklı olduğunu vurguladınız ama acaba dinleyenleriniz, okurlarınız arasında sizden farklı düşünenler var mıydı? daha önemlisi, bu fikirlerin sağlamasını yapacak, hayattaki karşılıklarını, günümüzdeki görüngülerini görmesi gerekenlere gösterecek araçların oluşturulmasına kafa yoranlar, bu araçları oluşturanlar var mı? nisan ve mayıs ayının yoğun eylem takvimi içinde ikizdere kendine ne kadar yer bulabildi?

halkın bilinci, çeşitli biçimlerde değişiyor, bazen damla damla birikiyor, bazen bir anda taşıp sıçrıyor. ikizdere direnişi, oralılar için öyle anlardan biri; belki daha önce üzerine hiç düşünmedikleri konularda muazzam bir dönüşüm yaşıyorlar. yaşam ve geçim alanlarını savunurken devletle sermayenin, kollukla sermayenin nasıl özdeşleştiğinin açıkça görülmesinin yarattığı bilinç sıçramalarını, gazeteciler sayesinde takip edebildik, eminim fazlası vardır. bunun neden daha önce gerçekleşmediği sorumluluk, bunun gerçekleşmiş olması umut vesilesi, bence. kazanırlarsa bizim nefesimiz de kazanacak, kaybetseler bile o bilinç kalacak.

bir dikkat çeken nokta da kadınların daha önceki çevre direnişlerinde olduğu gibi mücadelenin önünde yer alması. sözcülerin çoğunun erkek olduğuna dikkat çekerek bunu düşünelim biraz. öncelikle, ücretsiz yapılan her işte olduğu gibi, tarım ve hayvancılıkta da esas emek kadınların, dolasıyla toprakla, ormanla, suyla hayati bir ilişki kuran onlar. bu doğal değil, toplumsal bir durum. kadınlar, çalışarak, yorularak ve fikirleri alınmayarak geçen ömürlerinde mecburen alana çıktıktan ve bir şeyi değiştirebilmenin yani özne olmanın gücünü ve tadını aldıktan sonra kolay kolay neden eve girsinler? dünyanın herhangi bir yerinde, çocuklarının izini bulmak, erkek şiddetine dur demek, ücretlerini artırmak, savaşı durdurmak ya da gerillaya katılmak için evlerinden çıkan kadınlar bir daha oraya dönmüyor. önce safları dolduruyor, sonra da o alanın sözünü dönüştürüyorlar.

iktidar gücünün yanı sıra pandemiyi de ikizderelilere karşı kullanıyor, elde direniş ve siyasetten başka araç yok çünkü bilime de hukuka da el konulmuş durumda. nasıl ki geçen hafta her yer 1 mayıs alanıydı, acaba önümüzdeki günlerde her yer ikizdere olmaz mı?