Bir yapımın, turneler yoluyla üç büyük şehir içindeki çeşitli semtlerde, ülke dışında seyirciyle buluşması mümkün. Tanınmış oyuncuların yüksek bütçeli prodüksiyonlarda yer alması değil sadece bunun nedeni. Düşük bütçeli işler de son derece etkileyici olabiliyor. Çünkü anlatacak hikâyeler birikti ve artık her biriken bardakta olduğu gibi, su taşıyor.

Mek’an Sahne yapımı Dansöz, 65 dakikalık tek kişilik bir oyun. Şâmil Yılmaz yazıp yönetmiş, dramaturg Ozan Utku Akgün. Kostümlerini Hilal Polat, koreografisini Elif Aydın hazırlamış. Sezen Keser’in başarıyla canlandırdığı Meryem, anne – kız ilişkisinde, çocukluğu boyunca görünmez olmuş, annesinin hiç sarılmadığı genç bir kadın. En büyük, belki de tek tutkusu dans… Yaşamının bölünmüşlüğünü ancak dansla giderebiliyor. Orada kendini bütün ve iyi hissediyor. Bir gün duyduğu bir müzikle dans etmeye başlıyor ve oryantal dansın inceliklerini Mısırlı Haifa’dan öğreniyor. Haifa, bir nevi ikame annesi olmuş Meryem’in. Dansına, oryantalin etiğine sadık oluşunun nedeni Haifa. Meryem, dans ettiği zaman gözler ona çevriliyor, annesi de diğer herkes gibi onu ancak o zaman fark ediyor. Bıçaktan keskin bakışlar, Meryem’den danstan fazlasını talep ettiğinde Meryem’in “dans ibadeti” bozulmaya başlıyor. Su damlası, bardağa sığmıyor.

Soluk soluğa ve kanlar içinde, elinde bir bıçakla titreyerek sahneye geliyor Meryem. Az önce gerçekleşen kıyımı, dansıyla devleşen bu kadının yaptığını anlıyoruz. Soruyor seyirciye: “Ne bakıyonuz? Bakacaksınız tabii!” İçtenlikle anlatıyor hikâyesini: Pavyonda çalışmaya zorlayan annesini, sevgilisi, pavyon çalışanı Murat’ın onu para için başka işler de yapmaya zorlamasını, patronun sadece dansla sınırlı kalmasın istediği çalışma hayatını, Meryem’in, pavyonun köpeği Ghost’la olan kader arkadaşlığını…

Türkiye’de, “kadın cinayetleri” gibi sevimsiz bir tamlamayı çok sık kullandığımız, özsavunma hakkının hayatiyetini yasa yapıcıların tartışmasız kabul etmesi gerekirken, sokaklarda aradığımız haklarımız için biber gazı-copla susturulmak istendiğimiz, sanatçıların sahne kostümlerinin hedef alındığı, besteci ve icracıların şarkı sözlerinin RTÜK’ün tehdidi ve politikacıların saldırısı altında bulunduğu, dillerinin kesileceğinin ilan edildiği bu zamanlarda, Dansöz, kadının özsavunmasını yansıtıyor. Türkiye’de her kesimden, her sınıftan kadının var kalım savaşında olduğunu gösterircesine.

“Beyazlara karayı sempatikleştirerek anlatma” tuzağına düşmeyen, olanı gösteren ve gücünü de bundan alan, sıkı, incelikli bir metin Dansöz. Toplumsal yaşamın eşitsizliklerini, anne-çocuk, sevgili, patron-çalışan üzerinden seyirciyi irkiltecek kadar sahici bir şekilde aktarmayı başarıyor.

Oyun bitiminde salondan çıktığımda üzerimdeki etkisiyle kalakaldım bir süre. Oyun, onu düşünmemi istiyordu. Ya da ayaklarım yürüyordu da bedenim hâlâ o sahne karşısında oturuyor, Dansöz Meryem’in yakıcı hikâyesini seyrediyordu.