15 yaşındaki Ukraynalı jimnastikçi Olga’nın, olimpiyatlara katılabilmek için İsviçre’de olduğu sırada, Ukrayna’da yaşanan 2014 Haysiyet Devrimi’ni ve ülkesinde yaşananları “dışarıdan” izlemek zorunda kalışını anlatıyor, Olga. İsviçre ve Ukrayna ortak yapımı 85 dakikalık filmin yönetmeni Elie Grappe aynı zamanda filmin Raphaëlle Desplechin’le birlikte senaristi. 

Ukrayna milli takım jimnastikçisi Anastasia Budiashkina’nın canlandırdığı Olga, devlet ileri gelenlerinin yolsuzluklarını haberleştirdiği için can güvenliği olmayan gazeteci annesi ile Kiev’de yaşamaktadır. 2013 yılının Kasım ayında başlayıp Ocak 2014’te yükselişe geçen Haysiyet Devrimi’ni kapsayan sürede geçiyor film. O zamanın Cumhurbaşkanı Yanukoviç, halkın çoğunluğunun da istediği Avrupa Birliği’ne katılma anlaşmasını iptal edip Rusya ile ilişkileri güçlendirme yönünde politik hamleler gerçekleştirince Kiev’de başlayan protestolar bizdeki Gezi gibi bir seyir izlemişti. 

Olga’nın gazeteci annesi Ilona (Tania Mikhina) filmin başlarında, antrenmandan aldığı Olga ile aracında giderken, yolsuzluklarını ifşa ettiği karanlık güçlerce hedefe alınarak öldürülmek istenir. Şans eseri kurtuldukları kaza sonrasında Ilona kızı Olga’yı, Olga’nın hayatta olmayan babasının memleketine, İsviçre’ye gönderir. 

Olga, olimpiyatlara hazırlandığı İsviçre’nin Fransızca konuşulan kantonunda, takım arkadaşlarıyla uyumu başlarda yakalayamaz. Takım kaptanı ile kavga bile eder. Bir yandan antrenmanlar, bir yandan Fransızca çalışması derken, aramalarına iş yoğunluğundan dolayı nadir cevap veren annesi ile ilişkisinde, adeta annesinin annesiymiş gibi merak, kaygı içinde oluşuyla, sürgünde bir genç kızın yalnızlığını görürüz. Babasının ailesi ile yediği Noel yemeğinde, Olga’nın dedesinin, Kiev’e öğrenci olarak giden Olga’nın babasının orada kalmasından ve ölümünden, gelini Ilona’yı suçladığını anlıyoruz. Amcasının Kiev’de yaşanan hareketlilik hakkındaki “dışarıdan” ve pek de halkın tarafında olmadığı izlenimi veren fikirlerine Olga, anayurdunu savunarak karşı durur. 

İsviçre pasaportuyla, çifte vatandaşlığı tanımayan Ukrayna’ya gitmesi zorlaşan Olga, İsviçre Milli Takımıyla olimpiyatlara katılacağı gün, Maidan Meydanı’nda polis şiddetine uğrayan insanların görüntülerini görür. Karmaşık duygularla, Ukrayna’daki en yakın arkadaşı Saşa (Sabrina Rubtsova)’nın, sırası geldiğinde, jimnastik barındaki serisine başlamak yerine salonun ortasına fırlayarak Özgür Ukrayna! diye bağırmasıyla, Olga’nın baskılanan Ukraynalılığı da atağa geçer. Antrenörünün onu durdurmasıyla Olga, bir kere daha hareketsizleşir ve anayurdunun “dışında kalır”. 

Olga’nın, İsviçre’nin sporculuk kariyerine katacakları bir yanda, annesine ulaşamadığı, arkadaşlarının telefonda sevinçle barikatlardan, “Olga, bu bir devrim!” demesi ile orada olmamaktan suçluluk duyması diğer yanda, Ukrayna toplumu gibi Olga da ruhunun kaosunda varacağı kıyıya bir an evvel varmak ister. Bu uğurda, kariyerine zarar vereceğini bildiği halde dinlendirmesi gerektiği ayağını zorlaması, bu suçluluk duygusu ile öznenin kendisine çevirdiği bir silah olarak görülebilir. 

Bugünkü Rusya’nın Ukrayna işgalini bildiğimiz için filmden daha trajik bir son bekliyor insan ister istemez ama film, işgalden önce çekilmesiyle ilginç bir önsezi örneği zaten. Senaristleri bu açıdan da tebrik etmek gerek. Büyük trajediyi göstermiyorsa da oraya giden yolu işaret ediyor. Bugünkü Ukrayna işgaline giden yolların holodomorun sekiz milyon insanı açlıktan kırıp geçirdiği 1932-33’te de, 2014’te ve 2022’de de benzer nedenler ve başka taktiklerle devam ettiğini, insan ilişkilerinde zerre çarpıtma olmadan başarıyla anlatıyor film. 

2014’te Kiev’deki Haysiyet Devrimi’nin gerçek görüntülerinin de kullanıldığı filmde, yakın tarihe bir kurgu üzerinden bakarken toplumsal olayların bentleri yıkacak güçteki yüksek debisini görüyoruz. Türkiyeli seyirciye Kiev’dekiyle ardıl/öncül ilişkisi olan Gezi’yi hatırlatan film, 2020’de Kiev’de bittiğinde Olga, çocuklara jimnastik antrenörlüğü yapıyor. Göreceli bir barış ortamında, bir tepe noktada bırakıyor bizi film. Filmin de bizim de soru işaretlerimizin, film gösterime girdikten çok kısa süre sonra Rusya’nın işgaliyle giderileceğini kimse bilmiyordu tabii ki. Ne de, Olga’yı oynayan jimnastikçi Anastasia Budiashkina’nın Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Ukrayna’yı terk ederek Polonya’ya gitmek zorunda kalacağını… Filmin, İngiltere gösteriminin gelirlerinin Ukrayna’daki halka yardım amacıyla yapılacağını da… 

Sanatın öngörüsü, bir kere daha yaşamı anlatıyor. Yazgı ile kurgu iç içe geçerken, hangisinin diğerini belirlediği dilemması bir kere daha önümüze çıkıyor. Dilemma henüz çözülmedi. Şu aralar, eserlerde dilemma ile sık karşılaşıyor oluşumuz bulunduğumuz dönemin sanatçılarının eserlerinde toplumsal ruhu “içeriden” bir estetik dille ifade edebilmeleriyle ilişkilendirilebilir.