1978 yılı olmalıydı. Elâzığ -Diyarbakır yolunda MİT’in bir operasyonuyla bir subay yakalanmış, Elazığ’da sorgulandığı bilgisi ile tam çözülmemiş şifreli mesajı bize ulaşmıştı. Gelen bilgi Gevaş’ta kurulmuş ülkücülerin eğitim gördükleri kampa yollanmıştı. Bu kargacık burgacık yazı ile yazılmış notu Ankara’daki arkadaşlarımıza iletmiştik. Ankara’daki arkadaşlarımız da mesajın neden bize iletildiğine anlam verememiş ve sonuçta konudan uzak durmuştuk.

Sonraki zamanda ayrıntılı bir araştırmayla, MİT’te temizlikçi olarak çalışan bir Alevinin olan bitene kulak kabartması ile öğrendiklerinin bize ulaşmasının doğru olacağı kanaatiyle bunu yaptığını anlamıştık. Daha sonra da o kanalı tümden kapatarak ilişkimizi kesmiştik.

MHP’li emekli olmuş ve olmamış generaller sivil faşist bir iktidar için çalışırken, askeri kademeler Kenan Evren’in başını çektiği bir cunta yapasının zemin taşlarını döşüyorlardı.

12 Eylül darbesine giden yolu faşist saldırılarla besleyerek bir darbe ile kendilerini kurtarıcı olarak gösterme çabasındaydılar. Cunta sonrasında bu faşist çeteleri kendi amaçları konusunda kullanacaklardı, nitekim öyle de oldu.

O dönem faşist çetelerin şehirleri semt semt, sokak sokak, ev ev işgal etmek için askerlerle beraber önlerine serdikleri harita üstünde çalıştıklarını da biliyorduk. Bugün kullandıkları ‘vatanın bölünmez bütünlüğü’ gibi suç üreten dil birdenbire ortaya çıkmadı.

Maraş katliamının ilk provası cami hoparlörlerinden ‘Aleviler şehir suyuna zehir kattılar’ anonsuyla Elazığ’da yapılmış ama sabaha kadar susmayan silah seslerinden dolayı emellerine ulaşamamışlardı. Bu prova çok kısa bir süre sonra Maraş’ta uygulandı ve ‘başarılı’ oldular. Ardından Malatya, Çorum gibi katliamlar sahneye konulmuştu. Bu katliamlar tam da askerlerin bir cuntayla ‘toplumu kaos ve karmaşadan kurtarmak’ senaryosuna hizmet ediyordu. Maraş katliamından sonra ilan ettikleri sıkıyönetim süreci tam bir cuntaya hazırlık süreci oldu. Elbette amaçları anti faşist mücadele ekseninde yükselen devrimci hareketleri bastırmaktı.

MHP ve Ülkü Ocakları ekseninde sivil faşist hareket sola karşı cepheyi genişletmek için dinci örgütlenme olan Akıncıları yanına almaya çabalarken bir el Akıncıları tüm bu çatışmaların dışında tutmuştu. 12 Eylül cuntası sonrasında Kenen Evren’in elinde Kuran'la ülkeyi bir baştan diğerine dolaşarak propaganda yapması Akıncıları koruyan ve esirgeyenin askeriyenin ta kendisi olduğu ortaya çıkmıştı. Olan sadece Türkiye’ye değil, sabah erkenden okullardan alınarak miting alanına doldurulan güneş altında bekleyen çocuklara olmuştu. O çocuklar ki, bugün saçına sakalına kır düşmüş 50 yaş civarındalar.

Askeri cunta Akıncılar gibi dinci örgütlenmelerin kadrolaşmasını bir biçimde komünizme karşı yeşil kuşak oluşturmak amacıyla engellediği, devletin yedeğine alındığı için diğer partiler gibi kadrolaşamadılar. O kadrolaşamamanın sonucudur ki, AK Parti iktidara gelirken de iktidarda iken de yan desteklere hep ihtiyaç duydu. Bir dönem Fetöcülerle ortaklık etti, sonraki dönemde bu boşluğu MHP ile doldurmaya çalıştı. Bunlar yetmeyince de devlet parasıyla ve devlet kanıyla beslenip bugüne gelen yeni ve eski yetme çetelere kapıyı açmak durumunda kaldı. Kürtleri gördüğü yerde içeri attı, sınırın her iki yakasında vurdu ya da barış sürecini iyi ve cesurca yönetemediği için ulusalcı, savaşçı, inkârcı güçlere teslim oldu. Kendi öz gücüne yaslanamadığı için en sonunda devletin bütün kapılarını sonuna kadar suça ve suç örgütlerine açmak durumunda kaldı.

Ortalığı ayağa kaldıran videolardaki durum bir anlamda yeni yetmelerin eski yetmeler karşısında ayağa kalması, ‘hakkını’ aramasıdır. Devletin bazı kirli işlerini göz önüne sermesine neden olsa da çok şeyin de üstünü örterek, iktidarın başını ‘kayırarak’ yürüyor. Doğan medya gurubunu bastığını anlatan Sedat Peker’den şimdi de yolda dövülen gazeteci ve politikacıları kimin emriyle kimin dövdürdüğünü, saldırıya uğrayan HDP binalarına kimin emriyle saldırıldığını açıklamasını bekliyoruz. Bu kadar şeyi bilen biri elbet bunları da biliyordur.

Bu haller bir zaman herkesi ekrana başına kilitleyen entrikaların dur durak bilmediği Latin Amerika dizilerine döndü, Peker videolarını merakla bekler hale geldik. Her şey bir bir ortaya dökülürken iktidar olanlar sanki bu ülkede olmuyormuş gibi davranıyor. Muhalefet ise (Kürtler ve HDP hariç) yine aynı laf kalabalığı ve aynı cümleleri farklı farklı kurarak iki ileri bir geri yoluna devam ediyor.

Özetle: Yalıkavak Marina'da verilen fotoğraf ülkenin gizlenmeye ihtiyaç duymayan yeni yönetimidir. Bir de fotoğrafta görünmeyen medya mensupları, vekiller, bakanlar, kontra faaliyetlerini devreye sokarak Kürtlere karşı eylemlerde kendini kanıtlamış emekli askerler var. Susurluk falan demeye, oradan eleştirmeye kalkmak aşırı iyi niyet olur. Türkiye’nin bu yeni yönetimi bırakın ar edep ile utanıp geri çekilmeyi, Susurluk olayını da rütbe gibi taşıyor omuzlarında. Geçmişte yaptıklarını bundan sonra yapacaklarının teminatı olarak gösteriyorlar herkese.