Öğlen Karagümrük-Ankaragücü maçını izleyenler tanık olmuştur:

Saat tutamadım ama bir pozisyonun penaltı olup olmadığıyla ilgili inceleme, maçı tahminen en az 5 dakika soğuttu. (Video başındakinin, ortadaki Halis beylere "Hele git de ekrana bir bak" demesi 2,5 dakika... Onun gidip bakması 1,5 dakika... İşi bitince Karagümrüklülere anlatması da en az 1 dakika)... 

Ama bakın İbrahim Tatlıses'in sayın yeğeni Serdar Tatlı beyler; bu iş gerçekten kabak tadı veriyor. 

Zaten kulüpler iflas etmiş...

Başkanlar günü kurtarmak için taraftara "cambaza bak" numarası çekiyor... 

İhaleye fesat karıştırdığı belgelenmiş ve canlı yayında Galatasaray'dan intikam alma andı içmiş, aynı zamanda limak (tersi de "ergin" anlamına gelen "kamil") patronu olan federasyon başkanı, bir kulübün hisse senetlerine servet yatırmış... 

"Sen ne halt ediyorsun hemşerim" diye ne bakanı ne savcısı sormuş... 

Sayın Tatlı, tatlı kardeşim; bari siz biraz umut verin, ne olur... 

Yaşım 70'e dayandı, ben ilkokuldayken bu Halis Özkahya hakemdi yahu.

Çıkarın ortaya pırıl pırıl gençleri. 

Bırakın, hata yapsınlar. 

Seyirci iyi niyeti de kötü niyeti de şıp diye anlar... 

***

Konu doksan dakikayla sınırlı olsa, "hakem" kavramını ağzıma almayacaktım. 

Ne var ki, iş çığrından çıktı. 

Artık erman-rıdvan pozisyon yorumları, yerini "ayağını denk al-açıklarım haaa" tehditlerine bıraktı. 

"Şu haklı, bu haksız" demeye gerek yok.

Ama tuhaf şeyler oluyor. 

Zaten siyasetin parmağını soktuğu yerde tuhaf şeyler olmaması düşünülemez... 

***

Yoksa bazı çevreler, o muhteşem beyinleriyle, ülkesinde "Ronaldo'nun halefi" olarak görülen ve son dönemin en yerinde transferi olduğu herkesçe kabul edilen Mustafa Muhammed gibileri kaçırtarak yerli değerlerin şansını mı artıracağını düşünüyor?.. 

Anadolu gençliğinin her alanda gelişmesini kim istemez? 

Ama yolu bu değil. 

Yolunun ne olduğunu, altyapının nasıl oluşturulacağını herkes kadar onlar da biliyor. Ama işlerine gelmiyor. Çünkü altyapıdan yetiştirilecek çocuktan komisyon alamazsın...

***

Bak Galatasaray-Sivas maçının hakemine. 

Adam yaklaşık 97 dakika oyunu soğutmamak için elinden geleni yaptı, 98'inci dakikada ilk golü atan Max'in arkadan topuğa tabanla basmasına kırmızıyı çıkartmak zorunda kaldı. 

Böylelikle, kalite düşük de olsa, gayet heyecan verici bir maç izledik.

Bakalım bu başarılı yönetiminden dolayı MHK, Ali Şansalan'a ne gibi bir ceza kesecek... 

***

Herkesin şikayetçi olduğu bir başka konuya geçmeden, Ali Sami Yen'in, adını taşıdığı için kabrinde ızdırap çektiği köstebek yuvasından notlar aktarayım:

*Mustafa Muhammed'in, takımın yarısı olduğu ortaya çıktı. 

*Şık çalımı sonrası attığı usta işi gole rağmen Falcao istenilen düzeyde değil ve olmasını da beklemiyorum. 

*Hayatının en ciddi hatasını yapmasına rağmen, birçok kez kurtarıcı rolü oynayan Linnes, kaçan puanlardan tek başına sorumlu tutulmamalı. 

*Duran toplardan sıfır fayda sağlayan bir şampiyonluk adayı dünyanın neresinde görülmüş? 

*Oyunun en kritik dakikalarında Barcelona fatihini oyuna sokmanın mantığı ne? 

*Galatasaray'ın, en umutsuz takımları bile oyuna ortak etmesinin altında ne yatıyor?.. 

*Ve seçime hazırlanan yönetici adaylarına bir soru: Eğer Avrupa şampiyonalarından birine katılabilirseniz, UEFA, sadece bu karşılaşmada 4 futbolcunun ayakkabısının, ayağından fırt diye fırladığı bu sahada maç yapılmasına izin vermeyeceğine göre, ne yapmayı düşünüyorsunuz?.. 

***

Bundan 21 yıl önce piyasaya sürülen SİMS adlı oyunu mutlaka biliyorsunuzdur. 21'inci yüzyılın başlarında yaşı kemale erenler oynamamış da olsa, çocuğunun, torununun ya da komşusunun yeğeninin saatlerce bilgisayar başında SİMS'le zaman geçirdiğine tanık olmuştur... 

Oyunun adı "simülasyon"dan geliyor. Bugün 20-30 yaş arasındaki futbolcuları da "SİMS çocukları" diye adlandırabiliriz...

SİMS'in konularından biri de ölüm. 

Anası öte tarafa göçen bir çocuk, mezar başında gözyaşı döküyor. 

***

"Yahu masal mı anlatıyorsun" dediğinizi duyar gibiyim. 

Hayır efendim, hayır. Masal değil. 

Lütfen biraz daha sabır... 

Aşağıda, 1-1 sonuçlanan Fenerbahçe-Antalyaspor maçından iki kare görüyorsunuz.

Fenerbahçe kalecisi Altay, rakip takımdan Veysel'in formasına asılıyor. Dengesini kaybeden Veysel de yere kapaklanıyor. 

Düşerken aklına SİMS geliyor ve yüzünü iki eliyle kapatarak ağlamaya başlıyor... 

Siz hiç gömleğinden, kazağından, paltosundan, tişörtünden çekilen bir kişinin yere düşerken yüzünü kapatıp ağladığını gördünüz mü? 

Elbette gördünüz ama futbol sahalarında (Pardon; görme engelli olduğundan video hakemler futbol sahalarında da görmüyor)... 

Gerçi "Fenerbahçe" adını duyduğu anda akan sular duran Gürcan Bilgiç bile Altay'ın, Veysel'e aparkat çıkardığını öne sürüyor ama bu mümkün değil. 

Bu yumruk, olsa olsa kroşedir diye düşünüyorum... 

Ama burada "penaltıydı, kırmızı karttı" tartışması yapmayacağım. Niyetim, forması çekilen ya da sağ yanağına kroşe yiyen bir oyuncunun, "suratını iki eliyle kapatarak ağlama modası" nın kaynağına inmekti. (SİMS'in açılımını "siyasi içerikli medyatik salaklık" şeklinde yapmamın sebebi ortada: Sözde siyasetçilerin bitmez tükenmez yalan dolanlarının, medyayı ve futbolcuları salağa çevirmesi...) 

Dilerim hiçbir profesyonel ya da amatör sporcu, ömrü boyunca acı çekerek gerçek gözyaşı dökeceği bir eyleme maruz kalmaz. Sırf rakibi oyundan attırmak için ajitasyona başvurulmasından bıkıp usanan seyirci de, "Ağla, ağla; açılırsın" diye dalga geçme fırsatını yakalamaz...