Galatasaray'ın üç eski futbolcusu; Semih, Umut ve Adem bu kez rakip Malatya için ter döküyordu. Ve Adem ilk yarıda sahanın en iyisiydi...

Galatasaraylılar ise, dilerim yanılıyorumdur, takım halinde pandeminin pençesine yakalanmış gibiydi. 

Evet, topa rakipten daha fazla sahip oldular, gol pozisyonları da onlarınkinden az değildi ama kale önüne geldiklerinde şut atması gereken pas veriyor (gerçi onu bile beceremiyorlardı), pas vermesi gereken şut atıyordu... 

***

İkinci yarı nispeten zevkli başladı. Ne var ki, hakemin göz göre göre sakatladığı Adem'in oyundan düşmesiyle, evsahibi takımın da dengesi bozuldu. Rakibin de beceriksizliği had safhaya çıkınca, normal süre golsüz sonuçlandı... 

***

Hakemin tüm tercih haklarını Galatasaray'dan yana kullanmasına rağmen, eski cimbomlu Umut, uzatmanın dokuzuncu dakikasında, "Bu anlamsız maç berabere biteceğine, şu kaleyi hele bir yoklayayım" diye orta şiddette bir vuruş yaptı. O boydaki bir kaleci o tıngır mıngır şutu içeri alır mı? 

Demek ki alırmış... 

İkinci uzatma devresinde ise, Adem'e faul yapması sonucu kendisi de yarı sakatlanan hakem maçı bitirip MR çektirmek üzere hastaneye gitmeye yelteniyordu ki, Galatasaray ilk kez duran bir toptan, korner atışından Lyundama'nın kafasından beraberliği yakalayınca, beceriksizlikler gecesi kaldı mı penaltılara... 

Ve bir atışı kaçıran Galatasaray, rakibinin iki kaçırması üzerine tur atlayan taraf oldu... 

***

Galatasaray deyince aklıma Galatasaray Meydanı ve haliyle Cumartesi Anneleri ve damadın annesi geldi. 

Yahu sahi nerede bu adamcağız? 

Bir kağıt toplayıcısı çocuk kaybolsa devreye girmesi gereken İçişleri Bakanlığı da mı merak etmiyor? 

Evlerden ırak, çocuğun başına ne geldi diye endişelenmiyor mu kimsecikler? 

Ama kuşkum yok ki, anacığı kaygılanıyordur. 

Hanımefendiye bir tavsiyede bulunayım. 

Cumartesi Anneleri'ne katılınız. 

Elbette malumunuzdur; kainat liderimiz henüz başbakanken Cumartesi Anneleri'ne, evlatlarının akıbetini ortaya çıkarma sözü vermişti. 

Bence hiç vakit kaybetmeyin, sarayın kapısını çalın.

Ona güvenmeyip de kime güveneceksiniz; değil mi ya?.. 

(Salı günü başladığımız yazı da çarşamba günü bitti, iyi mi?)