Fatih Terim sayesinde koronadan uzak durdum



Artı Gerçek

Galatasaray teknik direktörüyle 30 Ekim 1999'da yaşadığımız gerginlik, yirmi yılı aşkın bir süre sonra belki de hayatımı kurtardı.


Sarı-kırmızılılar, o sezon Şampiyonlar Ligi'ndeki rakipleri Chelsea'ye İngiltere'de 1-0 yenilmiş, gözler Ali Sami Yen'deki ikinci maça çevrilmişti.

CNN-Türk, maçı yorumlamakla beni görevlendirdi. Rakibin 5-0 galibiyetiyle sonuçlanan doksan dakikanın ardından yayına çıktım, ardından da basın toplantısının yapılacağı salona geçtim.
***
Elimde takunya gibi bir telefon. 

Tamam, Buckingham Sarayı'nda doğmadık, taşra çocuğuyuz ama bir toplantıda telefonun kapatılması gerektiğini de biliriz...

Neyse efendim, Fatih Terim, suratından düşen bin parça, gelip masaya oturdu.

Tam ağzını açacak, zırrr, bir telefon ötmeye başladı.

Vay saygısız; kim bu acaba diye etrafıma bakınırken ne göreyim; herkes bana bakıyor.

Saygısızın kendim olduğunu anca ikinci çalışta anladım ve telefonu kapattım.

O anda Terim'in suratı, Uğur Yücel'in sinirli Süleyman Demirel taklidindeki bol tikli ifadeye büründü. Masadan fırlayan gazeteci arkadaşım, güzel insan, o dönem kulübün basın sözcüsü olan rahmetli Turgay Vardar'ın yanıma yaklaşmasını beklemeden hızlı adımlarla çıkıp gittim. Gerçi dalgınlığıma gelmiş, telefonun sesini kısmayı unutmuştum ama çok utanmıştım...

(Türkiye futbol tarihinin en önemli iki olayı, bu Chelsea hezimetinin ardından geldi. Yoluna UEFA'da devam eden Galatasaray hem bu kupayı hem Süper Kupa'yı kazandı...)
***
Bu olaydan sonra yirmi yıl, dört ay, onaltı gün Terim'in ne Galatasaray'daki ne milli takımdaki basın toplantılarına katıldım.  

15 Mart günü, yani Galatasaray'la Beşiktaş'ın seyircisiz oynadıkları golsüz ve anlamsız maçtan sonra da toplantıya girmedim. Evim çok yakında olduğundan ve sokakta in-cin top oynadığından, ekran başına geçtiğimde Terim konuşmaya henüz başlıyordu...
***
Söylediklerini tekrar edip vaktinizi almayayım.

Zaten ezbere biliyorsunuz.

Dediklerine harfiyen katılsam da, zamanlamanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

Çünkü Fatih Terim'in gücü, tüm maçları erteletmeye yeterdi.

Ama maçtan sonra yaptığı bu konuşma, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, "kaybedilen iki puanın tepkisi" şeklinde değerlendirilmeye mahkûmdu...
***
Terim'in 15 Mart akşamki toplantısına katılan kulüp görevlilerinin, GSTV çalışanlarının (Deniz Gülen dostum aracılığıyla hepsine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum) ve diğer medya mensuplarının gözüne, ayın 23'ünden bu yana uyku girmiyor. Testleri negatif çıkanlar da haklı olarak huzursuz. Ya laboratuvar hata yaptıysa; ya evdeki eşine, çocuğuna, ana-babasına bulaştırdıysa diye endişe içinde...
***
Yazılarımı takip edenler bilir; Fatih Terim'i birçok vesileyle, özellikle kazandığı maçlardan sonra ağır biçimde eleştiririm. Birçok tavrı ve tutumu bana ters gelir.

Ne var ki Berat Albayrak, Nihat Özdemir ve Ahmet Ağaoğlu gibilerinin, "Üç beş TANE hasta ölmüşse ne olmuş yani" mantığıyla, evrensel bir âfette bile menfaat kovaladığı bir ortamda, Terim'in isyanının "geç kaldığı" eleştirimiz de değerini yitirmiştir... 

Tekrar geçmiş olsun sayın Terim...