Lyundama'nın üç kafası. 

Ali Yavuz'un, biri direkte patlayan, ikisi kornerle kesilen dört füzesi. 

Ve Belhanda'dan aldığı olağanüstü akıl ürünü pası, hiçbir baskı olmamasına rağmen, kalenin içinden akıl almaz şekilde dışarı gönderen şahıs. 

Adını sormayın, anmak istemiyorum. 

Gol kaçırdığı için değil. 

Bilal Meşe gibi ekmek kavgasındaki bir meslektaşıma küfür ettiği ve malum şahsın hastane odasını tabancayla bastığı için... 

Galatasaray, onca atağa rağmen, 19'unu kazandığı Türkiye Kupası'nın 59'uncusunda, Üçüncü Lig temsilcisi Darıca Gençlerbirliği'yle oynadığı maçın ilkyarısından sonra soyunma odasına neredeyse golsüz gidecekti. 

Ama bitime 1 dakika kala Sekidika, taktiği oynatmama üzerine kurulu rakibin ortalarla alt edilemeyeceğini anladı ve çalım attığı Samet de zorunlu olarak penaltı yaptı. 

"Oynatmama taktiği" derken kınamak için söylemedim. Tüm kadrosu Falcao'nun yirmidr biri maliyetinde bile olmayan Darıca başka ne yapabilirdi ki.

Galatasaray kalecisi kimdi, bilmiyorum. 

Çocuğa top gelseydi, kafamı çevirir bakardım.

Bakalım ikinci yarıda bir sürpriz olacak mı... 

***

Sürpriz 94'üncü dakikada geliyordu. Ama ah o tecrübesiz, heyecanına yenik düşen genç, hatta çocuk kafası. 

A be evladım dedenin askerlik arkadaşı ben bile o topa kafayı daha sert çakardım yahu... 

Neyse; yine de iyiydiniz. Hep böyle oynarsanız, rahatlıkla küme atlarsınız. 

Ama iyi olmanızda, rakibinizin rotasyonunun da rolü var. 

Dolayısıyla fazla havalanmayın... 

***

Gelelim Hazreti Omar'a ve Hazreti Abubakar'a... 

Kırk keredir yazıyorum, televizyon programlarında söylüyorum:

Kardeşim; halife Ömer Arap mı? Arap. 

Peki halife Ebubekir? 

O da Arap. 

Madem öyle, onların soydaş adaşlarına neden Abubakar ve Omar diyorsunuz? 

Fatih beyler de yandan "Omar, Omar" diye bağırıp duruyor. 

"Ama takımda bir Ömer daha var, karışmasın diye öyle sesleniyorum" savunması yapması da anlamsız. 

Adamların soyadı yok mu? 

Birine Bayram de, ötekine Abdullahi...

***

Bu tatsız tuzsuz maçtan akıllarda kalan ve konuşulacak iki konu var... 

Birincisi, Darıcalılar ikinci yarıda golü amaçlayınca, Galatasaray kalecisinin Okan olduğunu gördük. 

İkincisi de, Belhanda ile Akbaba arasındaki "Frikiği ben atacağım" gerginliği.

***

Haaa, unutmadan:

Türkiye Kupası maçları, pandemi nedeniyle tek maç eleme usulü oynanıyor. 

Ama süper ligde geçen sezon  bittiğinde de pandemi dönemi değil miydi? 

Orada maç sayısını neden 34'ten 40'a çıkarttınız? 

Ne? Seçimde daha fazla oy almak için mi? 

Doğru ya. Son derece makul ve mantıklı bir neden. 

İyisi mi sormamış olayım. 

Pardon...