Bir maçı kazanmayı en çok kim ister? 

a) Taraftar

b) Kulüp başkanı

c) Teknik direktör

d) Futbolcu.

Cevabınızı biliyorum ama şıklardan ilerleyelim:

Taraftarın galibiyet isteme nedeni, ertesi gün rakip takım taraftarı olan dostlarını kızdırma arzusudur. 

Kulüp başkanınınki, bir avuç kişi tarafından tanınırken, o koltuğa oturunca artan popularitesini ve itibarını pekiştirmektir. 

Teknik direktörünki, yükselişini sürdürüp ülkesinin milli takımında havasını artırmaktır. 

Futbolcununki ise, takımda kalması halinde gelecek sezon ücretini artırmak ya da transfer zamanı gelmişse, daha yüksek ücret elde etmektir. 

Yani kendisinin, anasının babasının, evliyse eşinin, varsa çocuğunun geleceği başarısına bağlıdır.

O halde kazanmayı en çok isteyen, futbolcudur... 

Bu saptamaya sanırım katılırsınız.

Yazıya böyle girmemin nedeni, ortaya koyduğu oyun nedeniyle futbolcuya kızmanın, küfretmenin anlamsızlığını ve haksızlığını vurgulamaktı. Hem zaten üçüncü sınıf bir futbolcudan beklentiniz ne olabilir ki...

İşte bu maç, iki taraf oyuncularının da kalitelerini ortaya koyması açısından canlı bir örnekti. 

Sadece Galatasaray kalecisi Okan'la Belhanda'nın, hiç değilse bu maçta diğerlerinden yarım tık daha iyi olduklarını da söylememiz yanlış olmaz... 

***

Skor yazarları günlerdir Abdullah beyleri öve öve bitiremiyor. Oysa hafızanızı bir yoklayınız ve kendi kendinize sorunuz:

Kaynağı belirsiz milyon dolarlarla ve İBB'den aktarılan kaynaklarla istediği her futbolcuyu transfer eden Başakşehir'de şampiyonluk yaşayamamış bir teknik adam, üçüncü (bazıları dördüncü) kalite oyuncularla nereye kadar gidebilir? 

İlkyarının uzatma dakikalarında, ahı gitmiş vahı kalmış Barcelona fatihini gol olana kadar izleyen savunmayla daha kaç maç idare edebilir? 

Üstelik rakip takımın çeyrek milyarlık iki santrforu da fıslamış. Abi olarak görevini yapmaya çalışmasının yanısıra, her an gol atabileceği umulan Feguli de, henüz 29'uncu dakikada sakatlanıp çıkmış. 

Ya her oyundan sonra en çok eleştirdiğimiz Oğulcan'a ligdeki ilk golünü attırmanıza ne demeli? 

Cevabınızı biliyoruz Avcı beyler:

Gerçek oyunumuzu ortaya koyamadık; sorumluluk benimdir. (Söylemeseniz, biz de sorumluluğun zatıalinizde değil, takacı Hüsrev Reis'te olduğunu sanacaktık)... 

***

Hadi Fatih beylerin 85'inci dakikada Lyundama'yı almasını galibiyetin üstüne yatma olarak değerlendirdik diyelim. Peki ya Falcao? Adam kulübede güzel güzel oturup fal açıyordu, "Amerika'ya mı gitseeem, yoksa Araplardan bir şeyler mi tırtıklasam" diye. Onu neden rahatsız etti ki?.. 

Meler beylerin, iki tarafın da birer penaltısını hacıbaba ettiğini de belirtip izninizi rica edelim efendim...