İstanbul’un en görkemli tarihi eserleri arasında ön sıralarda gelen Ayasofya Kilisesi, inşasından bin beş yüz yıl sonra yeniden eski şaşaalı günlerinin ortasına geldi. 

İlk müjdeyi Diyanet İşleri Başkanı vermişti:

-Camilerimizi fethedeceğiz!

Bu açıklamayı yaptığı günlerde ülkemizde aşırı sıcaklar yoktu. Allah korusun başına güneş geçmiş falan olmasın diye biraz endişe duyulmadı değil. Camiler zaten onun başında bulunduğu kuruma bağlı idi. O kurum da devletin üst organları arasındaydı. Türkiye Cumhuriyeti’nin camilerini fethetmek de ne demekti?

Neyse sonradan vaziyet anlaşıldı.

1934’ten beri müze olarak hizmet veren Ayasofya yeniden cami haline getirilecekti. Bu konuda en fazla emek veren kurum olarak Akit gazetesinin hakkını teslim etmek gerekir. Milli Gazete ile Saadet Partisi, Fazilet Partisi, Refah Partisi, Milli Selamet Partisi ve Milli Nizam Partisi gibi köklü damarı temsil eden “Milli Görüş” hareketinin de stratejik hedefinde yer alıyordu Ayasofya’nın fethi. 

Bu yeni gündemin çok güzide bir amacı vardı. İktidarın bütün muhafazakâr seçmenlerinin dertlerine derman olacaktı. 

Sahi neden bir siyasi imza atılmadı ki?

-Ayasofya Açılımı!..

Bilmiyoruz. Belki açılımlar dönemi bittiği için olabilir.

Koronavirüs yüzünden işlerini aşlarını kaybeden milyonlar avazları çıktığı kadar bağırıyorlar:

-AÇIIIZZZ AÇ!

-Biz sana Ayasofya’yı açıyoruz güzel kardeşim. Sen ülke düşmanlarının ağzıyla konuşuyorsun. Şimdi muhalefet zamanı değil.

Seni Ayasofya’da kılınacak ilk Cuma namazına bekliyoruz!

Böyle kitlesel gösterişli bir Cuma namazı düzenlenmesi beklenir. Bütün kanalların aynı anda canlı yayınla duyuracağı görkemli gövde gösterisi olmamalı mı?

Artık onun için 2 Temmuz 2020’de yüksek yargı kararından sonrasına bakmak gerekiyor.

Ayasofya ile coşkulu kitlesellik arasında tarihi bağlar bulunuyor. 

Doğu Roma İmparatoru Jüstinyen (mevcut Ayasofya’nın banisidir) 27 Aralık 537 sabahı maiyetiyle birlikte dünyanın en büyük mabedini açmaya doğru ilerlerken iktidarda onuncu yılını yaşıyordu. 527’de tahta çıkan Jüstinyen 532’de Ayasofya’nın inşası için Trallesli (Aydınlı) Anthemios ile Miletoslu Isidoros adlı iki matematikçiyi görevlendirdi. Tarihi yapı sadece beş yılda tamamlandı. 

Kesintisiz otuz sekiz yıl iktidarda kalan Jüstinyen Bizans’a altın çağını yaşattığı kabul ediliyor. 

Ancak bu altın çağın risklerle dolu olduğunu da görmek lazım. Mesela 532’deki Nika isyanı çok önemlidir. 

VI. Yüzyılın başında tahta çıkan İmparator Jüstinyen dine dayanan diktatörlük kurmaya, yıkılmaya yüz tutan köleliği canlandırmaya, farklı inanç gruplarını siyasi baskıyla ezmeye başlıyordu.

Din kurumunun gitgide halkın üzerinde baskı aracına dönüştüğü böyle bir dönemde teokratik diktatörlüğe karşı biriken kin patladı. Tarihte buna “Nika İsyanı” deniliyor.

İsyan hipodromda başlıyor. İki ezeli rakip olan Maviler ve Yeşiller o gün birleşip şöyle haykırıyorlar:

-Çok yaşasın fakirlerin koruyucusu Yeşiller ve Maviler!..

Nika İsyanı yabancı ordulardan yardım alan Jüstinyen’in lehine bir sonla bitiyor. O gün (11 Ocak 532) hipodromda 30 bin kişi kılıçtan geçiriliyor.

Jüstinyen bu olaydan 45 gün sonra isyan sırasında yakılan eski kilisenin yerine Ayasofya’nın bugünkü haliyle inşa edilmesi emrini veriyor:

-Ayasofya imparatorun zaferidir! 


Not: Tarihi bilgiler Coşkun Faik Kavala’nın Resse Yayınlarından 2016’da çıkan “Ayasofya İsyan ve Devlet” kitabından alıntılandı.