Ekrem İmamoğlu’na açık mektup



Artı Gerçek

Bir pazar günü saat: 10.00 pilot seçilen bölgede alarm vererek deprem tatbikatı yapsak, iyi olmaz mı?


Değerli Başkan,

Mektubuma başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki, uzun gazetecilik hayatımda bir belediye başkanına gazete üzerinden yazdığım ilk mektup bu satılardır.

Mektubumun konusu sadece yaşandığında aklımıza gelen “Büyük İstanbul Depremi” ile ilgilidir.

Ben 1999 Depremini gazeteci olarak yaşamış biriyim. Depremden sadece kırk dakika sonra elimde iki haberle (eski) Milliyet’in Bağcılar’daki binasına gelmiş, ardından da Bağcılar da yıkılan bir binadan dokuz kişiyi sağ olarak çıkarmayı başaran bir uzun yol şoförünün haberini yaptıktan sonra Adapazarı’na doğru yola çıkmıştım.

Adapazarı’na gidene kadar gördüklerim tam anlamıyla bir felaket filminin bölümleri gibiydi. Körfez ilçesinden geçerken üst geçide çıkmış alevlerin yükseldiği rafinerinin fotoğraflarını çekiyordum. Gazete aracının şoförü yanıma gelmiş, “Abi hadi gidelim, ne olur?” diye yalvarıyordu. O sırada kentin her yerini çınlatan şu anons yapılıyordu:

-HERKES ŞEHRİ TERKETSİN!

İzmit yönüne doğru acılı bir göç vardı. Kimileri yürüyor kimileri de bulabildikleri her araca binmiş yayaların hızıyla ilerliyorlardı. Bazı araçların içinde tabutlar bagaj kapısını açık bırakacak şekilde geriye doğru uzanıyordu.

Adapazarı’na vardığımda felaketin nasıl katlanarak büyüyeceğini görmüştüm. Valiliğin önündeki “Kriz Masası” bir defter, bir mum ve bir sabit telefondan ibaret halde hizmet veriyordu. Görevli sadece not alıyordu.

-Çark Mahallesinde bir ev yanıyor.

-Tamam not aldım!

O kadar. Not alınıyor ve öylece kalıyordu. Çünkü bir deprem anında neler yapılacağı konusunda daha önce hiçbir tatbikat yapılmamıştı.

Tıpkı yüz yıl önceki 1894 Büyük İstanbul Depreminde oluğu gibi… O tarihte Harp Okulu öğrencisi olan Ahmet Nazım Bey (Büyükbabam) yıllar sonra hatıratını kaleme alırken o anları dakikası dakikasına şöyle yazıyordu:

“Büyük Zelzele

310 senesi Temmuzunun onuncu Salı günü bizim süvari kısmı kimyahaneye bitişik dershanede kimya okurken birdenbire evvela hafif bir sarsıntı oldu. Muallimimiz Dr. Binbaşı Abdi Bey daima elinde tuttuğu beyaz mendil avuçlarının içinde sıkmasıyla beraber öyle şiddetli bir arz hareketi başladı ki, koca mektebi Harbiye birkaç saniye içinde yerle yeksan oldu zannettik…”

1894’te halimiz böyleydi. 1999’da da farklı değildik. Elazığ’da olduğu gibi 2020’de de aynı hazırlıksız halimizle yakalandık.

Önümüzde Büyük İstanbul Depremi var. Biliyoruz. Ama yine eli kolu bağlı bekliyoruz.

Acaba bir DEPREM TATBİKATI yapabilir miyiz?

Diyelim ki deprem oldu pek çoğumuz enkaz altında kalmadan sağ salim sokağa çıktık. Toplanma bölgesine gideceğiz. Orada ilk yardım olarak neler yapabileceğiz? Sağlık ekipleri, arama kurtarma ekipleri, barınma ekipleri nasıl organize olacağız? Yaralı olanlar nasıl taşınacaklar?

Bütün bunları yapabilecek miyiz? Ya da ne kadarını yapabileceğiz? Bir Pazar günü saat: 10.00 pilot seçilen bölgede alarm vererek DEPREM TATBİKATI yapsak, iyi olmaz mı?

Bu önerimi şimdiye kadar pek çok belediye başkanıyla paylaştım. Tamamı “gerekli” olduğuna inanmakla birlikte olumsuz yanıt verdiler. Gerekçeleri de şöyleydi:

-Bu çok zor!

Bazısı samimiyetimize güvenerek “Abi iş çıkarma şimdi” dedi:

-Elimize yüzümüze bulaştırırız!

Halkımıza güveni daha yüksek olan bir başkası daha fantastik bir yerden itiraz etti:

-Bizim insanlarımız alarmı duyunca kendilerini balkondan aşağı atarlar!

Ben “Önceden bilgilendiririz” dediğimde aynı olmazlık duvarından yanıt verdiler:

-Çok zor o iş yapamayız!

Hepsi haklı olabilir. Çok zordur. Ama imkânsız değildir.

Deprem olacak ve biz nasıl davranacağımız hakkında bir deneyimimiz olmadan yakalanacağız.

İstanbul’da Büyükşehir Belediyesini kazandığınızda, bir paradigmayı yıktınız. AKP İstanbul’da yenilmez diye düşünenlerin sırtını yere yapıştırdınız.

Şimdi de deprem İstanbul’u yıkmadan siz bir başka paradigmayı yıkın!

BİR DEPREM TATBİKATI YAPIN!

Deprem de ne yapıp ne yapamayacağımızı görelim.