Her yıl olduğu gibi yine şubat ayının 14’ü geldi çattı. Mecburen “Sevgililer Günü” kutlanacak. Muhafazakarlarımız, sağcılarımız, dincilerimiz, gericilerimiz, yobazlarımız, hokkabazlarımız, madrabazlarımız da haliyle değişen dozlarda bu işe karşı çıkacaklar.

Hepsi “ülke normali” içinde kabul edilebilir.

Burada sorulması gereken soru şudur:

-Cumhurbaşkanı Sevgililer Gününü kutlar mı?

Batı değerleriyle şahsı arasındaki mesafeyi izah etmek için, “bana Mozart dinletmek faşizmdir” diyen bir siyaset ustası resmi adı “Valentine’s Day” olan Sevgililer Gününü kutlar mı? Hele ki, ülkeyi getirip “İslam Cumhuriyeti” rejiminin kapısına dayamış bir lider böylesine “dandik” etkinliklere prim verir mi?

Sağdan sola, soldan sağa hep beraber, cümbür cemaat yanıtlayalım:

-Katiyen yapmaz!

Yaşı 35’in altında olanlar asla hatırlamazlar. Ama Recep Tayyip Erdoğan bir zamanlar Sevgililer Günü konusunda çok duyarlıydı. O kadar duyarlıydı ki, 14 Şubat’ta bizzat ciddi olarak mesajlar yayınlayarak, sevgililerin Sevgililer Günü'nü kutlamaktan geri durmazdı.

Mesela 14 Şubat 2003 tarihindeki Sevgililer Günü bu bakımdan tarihi bir öneme sahiptir. Kurucusu ve genel başkanı olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 genel seçimlerini kazanmış tek başına hükümet kuracak parlamento çoğunluğu sağlamıştı. Fakat Tayyip Erdoğan ülke yönetiminde etkin olan güçler tarafından seçime sokulmadığı için, parlamento dışımda kalmıştı.

Çok çileler çekti çoook!..

İşte bu çile çektiği günlere rastlayan 14 Şubat 2003’deki Sevgililer Günü için büyük ilan panolarına (billboard) kendi fotoğrafıyla birlikte güzel, sade, ılıman, kaynaştıran, birleştirici kısa bir mesaj yazıp caddelere sokaklara astırmıştı:

“14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ’NÜ KUTLARIM.

Recep Tayyip Erdoğan/Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı.”

Ben o tarihte Akşam gazetesinde çalışıyordum. Gazetenin tam karşısına denk gelen büyük katlı otoparkın bulunduğu caddedeki billboardları burada görmüştüm. Haliyle fotoğraflarını da çektim.

Haber değeri görülmedi ki, gazeteler bu kutlamayı sayfalarına yerleştirip okurlarına ulaştırmadılar.

Muhtemelen durum şöyle değerlendirilmişti: Adam değişiyor. Demokrat kişiliğe sahip. Yeni demokrasi öneriyor. Avrupa’da nasıl muhafazakâr demokratlar varsa, o da Türkiye’de Müslüman Demokratlar tarzında siyasi akım oluşturmayı hedefliyor.

Gazetelerin Erdoğan ve partisine karşı tavrı bir hayli yumuşamıştı. Yaygın medya 3 Kasım 2002 Seçimleri öncesinde iki partinin mitinglerine hiç yer vermiyordu: AKP ve CHP!

Parlamentoya sadece bu iki parti girince, medyanın etki gücünün sıfır olduğu hep birlikte görülmüştü. Kulakları iyice düşmüştü.

Erdoğan da o dönemde şahane demeçler veriyordu:

-Hiç kimsenin hayat tarzına karışmayacağız!

Bu sözler hep Erdoğan’ın ağzından çıktı. Zaten kendisi de sözünün senet olarak kabul edilmesi gerektiğini dile getiriyordu.

Bir de “Söz ağızdan çıkar” değişi vardı.

Delikanlı adam sözünü yer mi?

Elbette yemez!

Bak Sevgililer Günü'nü bilem kutluyor, daha ne yapsın?

O yıllar geçti. Ülkenin para eden her şeyi satıldı. Sonra paralar çarçur edildi. Geriye din ve iman kaldı. Şimdi o çizgi üzerinde emin adımlarla ilerliyor.

Bazı münafıkların aklında ise 2003’ün 14 Şubat’ı kaldı:

-Erdoğan’ın Sevgililer Günü